Hayatın bir felaketten sonra daima bir saadet verdiğini, o güzel darbumeselin söylediği gibi, ayın on beşi karanlıksa, on beşinin mutlaka aydınlık olacağını bilmiyor değildim.
Üşümek mi? İnsanın içinde güneş yanarken üşümek mi? Bu akşam gökyüzü bana batıdan doğuya kadar dallarını uzatmış bir ağaç gibi göründü; yavaş yavaş sallandıkça, üstümüze beyaz çiçeklerini döken kocaman bir yasemin ağacı!
Kalbimin derinlerinde gizli bir pınar kaynıyor gibi, göğsüme sıcak bir şeyler iniyor, büyün vücudumu, gözlerimi ıslatan, nefesimi kesen, ılık, baygın bir lezzet sarıyordu.
Ben, bu sarhoşluğu bir kere daha duydum gibi geliyor. Fakat acaba nerede?
İnsan, yaşadığı yerlerde birlikte bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış.