Ona göre geliyordu ki, şehirde her şey çoktan eskimiş, ömrünü bitirmişti, herkes sadece ya bir şeyin sonunu ya yeni bir şeyin başlamasını bekliyordu. Ah, insanın kendi kaderine doğrudan doğruya, cesaretle hükmedebileceği, kendini haklı bileceği, neşeli, hür olabileceği bu yeni ışıklı hayat çabuk gelse!
Bir insanın, bilgisi, düşünceleri, mantığı, ahlakı, hülasa her şeyiyle bir bütün olduğunu henüz anlayan yok. Bu muhtelif taraflar bir insanda ne kadar ayrı çehre gösterirse göstersin, bir noktada birleşir ve bir ahenk vücuda getirirler. O nokta da şahsiyet dediğimiz şeydir.