Merve

Merve
@biirkitap
" Kuşlar konsun yüreğinize. "
Komik gerçekten
Ne garip bir dünyada yaşıyoruz.. Kendi başının çaresine bakmayı öğrendikçe, verdiğin mücadeleleri hikaye anlatır gibi anlatmayınca -birilerinin bir de edebi yönünü beslemeyince- dertsiz insan oluyorsun :)
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"fabrika kızı" gibi hissedenlere..
Gerçekleşmemiş hayallerin, duyarsız kocaların, çaresiz ana babaların omuzlarına bindirdiği yükle kamburlaşan konfeksiyoncu kızlar, soluğu bir psikiyatri kliniğinde alırlar. "Zorla evlendirildim, kocamı hiç sevmedim, her gece pencere kenarında annemi sayıklayarak ağladım." Onları dinlerken içiniz burkulur. "Keşke," diye iç geçirirsiniz, "keşke narin kelebek, sana verdiğim ilaçlar sadece ruh halini değil dünyanı da degiştirebilse!" Yine de hayat o kadar karanlık bir koridor değil. Eğer o kendini hep kambur hisseden, öyle yürüyen, öyle yaşayan ürkek serçe bugün burada ise, bir psikiyatristle konuşup imdat istiyorsa, onun için bir ümit vardır. "Uçan da kuşlara malum olsun / Ben annemi özledim" diyen türküdeki gibi, bu kızlar annelerini öyle sever, anneleri de bu narin yavrularını öyle büyük bir sevgiyle bağırlarına basarlar ki, oradan fışkıran ümit hayatın tüm yaralarını teselli etmeye yeter. Yeter ki, pencere kenarında sayıklayıp çağıracakları bir anneleri olsun. "Fabrika kızları", memleketin uçurumlarından düşerken tutunacak bir sevgi dalı bulmakta mahirdirler.
Kendinize biçtiğiniz hayaller ile hayatın dayattığı gerçekler arasındaki uçurum açıldıkça, o boşluğu keder doldurmaya başlar. Dilsizlerin dilidir keder. Her ne pahasına olursa olsun susmanın bir erdem olarak belletildiği yerlerde, insanlar kederleriyle dünyaya kafa tutarlar. "Șu dünyanın bana yaptğına da bir bakın!" der gibi, kederin kalesine çekilerek küserler. Mülksüzlerin, yoksulların yegâne silahıdır küsmek. Ama zaten modern dünya, çarkını onlarsız da çevirebildiği için; tükettiğin kadar var olduğun bir dünyada onların işgal ettiği yer bir dişin kovuğunu doldurmayacağı için, o küsüş pek az işitilir.
Ümit gittiğinde depresyon gelir. Zifiri karanlığı ruhun. Dünya simsiyah bir yer olur. İnsanın parmağını oynatacak takati kalmaz. Geçmiş bir umacı gibi uzaktan dişlerini gösterir, gelecek hiçbir şey vaat etmez. İnsan kendisinde sevilecek, değerli bir şey bulmaz. "Her şey kötü gidiyorsa, bende bir yanlışlık olmalı, ben bunu hak ediyor olmalıyım..." diye düşünür.
Depresyonun nedenleri üzerinde duran kuramcılar, bir toplumda adalet duygusu incinir, iyi ve dürüstler iltifat görmez, kötü ve namussuzlar cezalandırılmaz ise, toplumsal bir depresyonun sökün edeceğini söylerler. Gözlerimizi kaldırıp ufka doğru baktığımızda ışıltılı bir gelecek görmek isteriz, insanı ayakta ve hayatta tutan şey ümittir. Ümit bize mukavemet gücü verir. Zorluklarla başa çıkmakta, hayatın nereden geleceği belirsiz darbelerine karşı durmakta ümit duygusundan yardım alırız. "Biri diğerinden daha dertli iki insanın buluşması" olan psikoterapide de değişimi, iyileşmeyi, sıkıntılardan kurtulmayı sağlayan en temel saik, ümittir: "Bu da geçecek, her şey daha iyi olacak!" beklentisi..