Gerçekleşmemiş hayallerin, duyarsız kocaların, çaresiz ana babaların omuzlarına bindirdiği yükle kamburlaşan konfeksiyoncu kızlar, soluğu bir psikiyatri kliniğinde alırlar. "Zorla evlendirildim, kocamı hiç sevmedim, her gece pencere kenarında annemi sayıklayarak ağladım." Onları dinlerken içiniz burkulur. "Keşke," diye iç geçirirsiniz, "keşke narin kelebek, sana verdiğim ilaçlar sadece ruh halini değil dünyanı da degiştirebilse!"
Yine de hayat o kadar karanlık bir koridor değil. Eğer o kendini hep kambur hisseden, öyle yürüyen, öyle yaşayan ürkek serçe bugün burada ise, bir psikiyatristle konuşup imdat istiyorsa, onun için bir ümit vardır. "Uçan da kuşlara malum olsun / Ben annemi özledim" diyen türküdeki gibi, bu kızlar annelerini öyle sever, anneleri de bu narin yavrularını öyle büyük bir sevgiyle bağırlarına basarlar ki, oradan fışkıran ümit hayatın tüm yaralarını teselli etmeye yeter.
Yeter ki, pencere kenarında sayıklayıp çağıracakları bir anneleri olsun.
"Fabrika kızları", memleketin uçurumlarından düşerken tutunacak bir sevgi dalı bulmakta mahirdirler.