İyisini süzüp saklıyoruz, kötü olanı gömüyoruz.
Bazılarımız, onlara talihsiz olanlar diyorum ben, tam tersini yapabiliyorlar: Kötü olanı saklayıp iyi olanı gömüyorlar. Konuştuklarında onlardan hep yaşadıkları kötü anıları, başlarına gelen kötü şeyleri, uğradıkları haksızlıkları, yedikleri kazıkları duyarsınız. Sanki hiç iyi bir şey yaşamamışlardır. Durmadan olumsuz şeyleri hatırlayıp kendilerini ve etraflarını zehirlemeyi severler. İyi ki çoğumuz kötüleri gömmeyi seçiyoruz; benim gibi! Biz bekleriz; ta ki o kötü şeyle baş edebilecek hale gelene kadar… Ve onu eşeleyip çıkardığımızda o artık silikleşmiş, gücünü yitirmiş olur… Bu muymuş beni bunca zamandır üzen şey, hadi canım sen de, değer miymiş o kadar üzülmeye… hadi bakalım, işte senden kurtuluyorum der ve silkinip yolumuza devam ederiz.
Stefan Zweig diyor ki: “Kitap okuyan insanlar, dünyayı yalnızca kendi gözleriyle değil, sayısız insanların ruhsal bakışlarıyla görebilir.” Martin ekliyor: “Kitap okuyan biri, ölmeden önce binlerce hayat yaşar. Hiç okumayan insan ise sadece bir hayat.”