Henri Charrière

Henri Charrière

8.7/10
465 Kişi
·
1.119
Okunma
·
41
Beğeni
·
3.989
Gösterim
Adı:
Henri Charrière
Unvan:
Fransız yazar
Doğum:
Fransa, 16 Kasım 1906
Ölüm:
Madrid, 20 Temmuz 1973
Fransız yazardır. "Papillon" (Kelebek) isimli kitabı ile ünlüdür. 1906da Fransanın Ardeche şehrinde doğmuştur.Annesi 10 yaşındayken ölmüş,çocukluğu iki kız kardeşiyle öğretmen olan babasının yanında geçmiştir.1923 yılında 17 yaşındayken Fransız Deniz Kuvvetlerine yazılmış,burada 2 yıl çalışmıştır.Buradan ayrıldıktan sonra Pariste suç örgütlerine katılmış,yasadışı işler yapmaya başlamıştır.rnrnMahkumiyetirnrn26 Ekim 1931 yılında Pariste cinayet suçundan tutuklanmış,bu suçtan Fransız Guyanasında ömür boyu kürek mahkumiyetine çarptırılmıştır.Ve 13 yıllık kaçış mücadelelerinden sonra özgürlüğüne kavuşmuştur.Kaçış Ayrıntıları Daha sonra Venezuela vatandaşı olmuş orada da tüm mahkumluk hikâyesini kendi lakabını taşıyan "Kelebek" adlı kitapta yazmıştır. Banko adlı kitabında da özgürlüğe kavuştuktan sonraki yaşamını anlatmıştır.rnrn13 yıllık kaçışını anlattığı kitabı Papillon, Türkiyede e Yayınları tarafından Aydil Baltanın çevirisiyle, Kelebek adıyla 1969 yılında yayınlanmıştır.Yine aynı kitap, 1973 yılında Franklin J. Schaffnerin yönettiği ve Steve McQueenin başrölünü oynadığı, Papillon isimli filme çekilmiştir.
Adın ne?
" Kelebek."
"Kelebek mi? Kelebeksin demek? Zavallı. Kelebek uçar, kanatları vardır, seninkiler nerede?"
" Kaybettim kanatlarımı "
"Bulmalısın, kaçabilirsin onlarla.
1- Delilerin hepsinin küçük beyninde müthiş ağrılar olur;
2- Sık sık kulakları uğuldar;
3- Çok sinirli olduklarından, uzun süre aynı şekilde yatamazlar. Bir sinir gerilimiyle uyanırlar, gövdelerinin her yanı acı verecek şekilde gerilmiştir.
Henri Charrière
Sayfa 417 - E Yayınları
Unut, çünkü bunları çok düşünürsen insanlara kızmak ve belki, sonunda onlardan nefret etmek zorunda kalacaksın. Yalnız unutmak onları yeniden sevmene ve aralarında yaşamana olanak verir...
... "Adın ne?" "Kelebek." "Kelebek mi? Kelebeksin demek? Zavallı. Kelebekler uçar, kanatları vardır, seninkiler nerede?" "Kaybettim kanatlarımı."
Henri Charrière
Sayfa 420 - E Yayınları
Bir, iki, üç, dört, beş... Ve saatler... ağır ağır akıp geçerken, yorgunluk sessiz isyanımı bastırıyor.
Henri Charrière
Sayfa 282 - E yayınları
Adın ne?
— Kelebek.
— Kelebek mi? Kelebeksin demek? Zavallı. Kelebek uçar, kanatları vardır, seninkiler nerede?
— Kaybettim kanatlarımı.
— Bulmalısın, kaçabilirsin onlarla. Aynasızların kanadı yoktur. Hepsini atlatırsın. Sigaranı bana ver.
Henri Charrière
Sayfa 422 - E Yayınları
Bir kürek mahkumunun elini sıkmak, ona şereflerin en büyüğünü vermektir. Bir kürek mahkumunun eli asla sıkılmaz. Kadının içten gelen bu hareketi beni duygulandırıyor.
Henri Charrière
Sayfa 382 - E Yayınları
Hasta olduğunu söylüyor da.
— Nesi var? Ağır cezadan verdikleri midesine mi oturmuş?
Şişko gardiyan bir kahkaha atıverdi.
Hayat bu işte.
“Çürümeye, bozulmaya giden yirmi beş yaşındaki bir çocukla” alay edip kahkahalarla gülünüyordu.
Henri Charrière
Sayfa 13 - E Yayınları
— Bize hiç acımayan bir toplumun başına gelenlerden ötürü bu kadar kendimizi üzmemiz için salak olmamız gerekiyor.
Henri Charrière
Sayfa 402 - E Yayınları
Bir tek şeyi arıyorum: Guajiro kabilemi, Lali ve Zoraima'yı. Uygar kişinin rahatından uzak ama polissiz, hapishanesiz, hücresiz doğanın koynundaki özgürlüğümü. Sevgili Kızılderililerimin bir düşmanlarına asla böylesine işkence etmeyeceklerinden eminim, hele benim gibi Kolombiyalılara karşı en ufak suç işlemeyen birine.
Henri Charrière
Sayfa 207 - E Yayınları
Nihayet!
Ben bu kitabı belki on yıl olmuştur Kurtlar Vadisinde Halo Dayı hapiste okurken gördüm o zamandan beri aklımda, geçen yıl Ezel'i izlerken yine karşıma çıktı, dedim okucam bu kitabı ama 35 lira olduğunu görünce almak istemedim ta ki sahafın birinde 1973 baskısı 2. elini 5 tl'ye satıldığını görene kadar. Aldım aldığım gibi de okumaya başladım ama uzun sürdü baya.
Kitabın çok ilginç bir hikayesi var, nasıl Esaretin Bedeli ya da Cesur Yürek için sinemanın özgürlük manifestosu denir, bu kitap içinde kitapların özgürlük manifestosu deniliyor. Nedenini konusunu anlattığımda anlayacaksınız.
Öncelikle kitap gerçek bir hayattan doğrudan yaşayanı tarafından aktarılmış bir nevi otobiyografi, zaten ben gerçek hayattan esinlenilen kitap ve filmleri daha çok severim. Denzel Wastington'dır bu sebeple en sevdiğim aktör. Adamımız bir gün bir kitap okurken bakıyor kitap 200 bin küsur satılmış, diyor ki "ulan bu kitap bile bu kadar satıldıysa ben hayatımı yazsam milyon satar, köşeyi dönerim.", dönüyor da. Kitap ilk senesinde Amerika'da 5.5 milyon, Fransa'da 1 milyon, İngiltere ve Almanya'da da 1 milyon satıyor. Peki ne var bu adamın hayatında? Hırs var, azim var, mücadele var, acı var, kan var, dehşet var, şakak kemiğinden girmiş levye var...
Olay tam olarak şöyle oluyor. Adamımız işlemediği bir şuçtan dolayı kürek cezası alıyor dediğine göre (ben pek inanmadım gerçi, çünkü adamda adam öldürme potansiyeli ve içgüdüsü var) sonra güney amerika'da bir hapse gönderiliyor ama adam sürekli kaçma peşinde başarısız denemelere rağmen vazgeçmiyor tam bir Micheal Scofield. Hatta bir kaçısında kızılderililerle 8-10 ay yaşayıp yuva falan kuruyor. Sonra tekrar yakalanıp adaya sürülüyor ama adam yine planlar, entrikalar Lost'lar yine kaçıyor. Tabi böyle kolay yazdığıma bakmayın okursanız görürsünüz bu kaçışlar çok zorlu şartlarda oluyor, inanılmayacak şekilde hatta. Böyle bir sürü aksiyon, macera tam 600 sayfa sonunu anlatmıyayım artık. Edebi dil pek yok çünkü adamın edebiyatla alakası yok, ama hikaye muazzam. Beni bu kitapta en fazla etkileyense adamın Asla Pes Etme! felsefesi bu adamın yaşadıklarının yüzde birini biz yaşasak bırakırdık, kadere teslim olurduk ama Kelebek pes etmiyor.
Kelebek kitabında yazar kendi hayatını anlatmış. İşlemediği bir cinayet yüzünden müebbet kürek cezası alan yazarımız, on üç yıl boyunca usanmadan sürekli kaçıp kaçıp yakalanmış.Kitabı okurken adamın azmine, umudunu hiç kaybetmemesine hayran kaldım.Ortalara doğru biraz sıksa da kitap, okumaya değer bir özgürlük mücadelesi.Birçok ödüle layık görülen kitabın bu kadar ses getirmesinin sebebi sıradan yazarlık tecrübesi olmayan birinin böyle başarılı bir kitap yazması olmuş.
Öncelikle bu kitap için özgürlüğün manifestosu demişler, bu sava katıldığımı belirtmek isterim.

Konu itibari ile işlemediği bir suçtan ötürü cezaevine -aslında cezaevi sözcüğü tanımı karşılamıyor, Fransız sömürge adalarından Şeytan Ada 'sına sürgün ediliyor demek daha yerinde olacaktır sanırım- gönderilen "Papillion ( Fransızca= Kelebek)"
lakablı karakterin özgürlüğüne kavuşmak için atlattığı badireler ve yan karakterlerle olan etkileşimini anlatıyor.

Makumların hayatta kalabilmek için geliştirdiği taktikler, yozlaşmış hapishane personelleri, özellikle özgürlüğünü arzulayan mahkumlara uygulanılan hücre cezaları ve tecritler yazar tarafından oldukça iyi betimlenmiş. ( Sonradan kitapta yazılanların gerçek olduğunu öğrenince üzerimde ki şoku atmak kolay olmadı açıkcası.)

Son olarak kitapla ilgili sayfa sayısı ve yazarın olayları uzun ele aldığı eleştirilerinin yersiz olduğunu düşünmekteyim. Bu tamamiyle şahsi düşüncemdir, kimseyi kırmak niyetinde değilim.

Okumanızı tavsiye ederim, Papillion özgürlüğüne kavuşunca siz de özgürlüğünüzü elde etmiş gibi etkileneceksiniz.

Dipnot: Papillon 25 yaşında mahkûm olmuş, 38'inde kaçmış, 67'sine kadar özgürce yaşamıştır. ( Kaynak : Wikipedia )
"Kelebek Eski Yunan’da ruhun beden üzerindeki etkisini ve bu etkinin yarattığı büyük değişimleri simgeler. Kadim bilgelikte Kelebek, direkt ruhun sembolüdür.Tüm doğu öğretilerinde ve simyada, insanın yerde sürünen bir tırtıl iken, göğe kanat açan bir kelebek olması sembolü, gerçek arınmanın ve ruhsal yolculuğa başlamanın en temel işaretidir."
Bu kitap da işlemediği bir suç yüzünden kürek mahkumu olma cezasına çarptırılan Kelebek isimli gencin, kimi zaman hücrede kimi zaman kaçarken geçen 13 yılının gerçek hikayesi.Bir tırtılın kelebeğe dönüşüp özgürlüğüne kavuşmasının hikayesi.Çok etkileyici ve akıcı bir kitapti.Okumak size çok şey katacaktır.İyi okumalar...
Zamanının efsane kitabı olan Kelebek'i henüz okumadıysanız söyliyecek kelime bulamazken, devamı niteliğindeki Banko için yalnızca şunu söylemek istiyorum. " Adam yazmış abi."
Okuduğum en güzel kitaplardan biri diyebilirim. Bir insan hiç mi umudunu yitirmez? Hiç mi vazgeçmez? Kelebeğin başından geçen onca olaya rağmen yaşama tutunuşu ve savaşması, her şeyden önce bunların yaşanmış olaylardan aktarılıyor olması, kurgu olmaması insanı kitaba daha da bağlıyor. Özgürlüğün ve umudun ne olduğunu bize bir kez daha hatırlatan müthiş bir kitap..
Yıllar yıllar önce bir sahaftan düzenli kitap alırdım. Yine ne alacağımı bilmeden kitaplar arasında dolaşırken,sahaf bana "Bu kitabı okudun mu? Bir dene!" demişti. Bu kitapla böyle tanıştık. Okurken bu kitabın gerçek hayattan alındığını bilmiyordum. Kurgusu çok iyiymiş derken gerçek olduğunu öğrendim ve inanamadım. Bir insan hayatına bu kadar şeyi sığdıramazdı. Hatta bunun çeyreği bile mucize.
Zamanla bu kitabın bendeki yeri başkalaştı. Bundandır ki en çok bu kitabı hediye etmişim.(Bende aslı kalmamasına rağmen) Bu kitabı okuduktan sonra hissettiğim: Ne kadar küçüğüm. Bir nokta bile değilim. Yaşayamamış ve yaşamdan koparamamış biriyim...
Aradan belki 10 yıl geçti hale böyle hissediyorum. Bu gün bu hissim depreştiğinden midir bilmem buraya yazmak istedim. Hayatınızda bazen kötü anlar olur. Hayat bir metre ötenizden akıp gider ve siz ona dokunamazsınız. Kendinizi şanssız hisseder ve kendiniz dışındaki her şeye bir kulp bulursunuz. Sonra bunu aşar kendinizin ne kadar bahtsız, güçsüz, hastalıklı, yorgun.. olduğunuzu söyleyerek bahaneler bulursunuz. Aslında (Doğan Cüceloğlu'nun da dediği gibi) kendi hapishanenizdesinizdir; gönüllü bir şekilde, kaçmaktan uzak sakin limanınızda. Aslında sakin de değilsinizdir, dışarıya güneşli bir yüz gösterirken içinizde göz gözü görmediği bir fırtına vardır. Göz gözü görseydi kendinizi görür ve sonuç çıkartacak bir şeyiniz olurdu. Bazen bu fırtınada nefes alamazsınız ve hayat size zor gelmeye başlar. Bakışlarınızı kendinizden çekip şöyle etrafınızı teğet geçerken yaşamak için elinden geleni yapan birilerini görür (okur) kendinizi boktan hissedersiniz. Yaşam için inanılmaz gayret gösteren o kadar şanssızın yanında siz bir çok imkanınız olmasına rağmen yaşamayı becerememişsinizdir. Bunun şükretmekle ilgisi yok bunun bahaneler arakasına kaçmadan hayattan kendine düşeni koparmakla ilgisi var.
Ne zaman bir bahane bulsam şanslıysam aklıma kelebek gelir ve kendime gülerim. Gülmek iyidir, acıtır ve yaşadığınızın farkına vardırır. İncelememi baya dramatize etmişim (silesim de yok), intihar mektubu beklerseniz çok beklersiniz şahsen hala kendimle ilgili umudum var.
Öncelikle kitabın arka kapağını okuduğumda 'gerçek bir yaşam öyküsü ' olduğu yazıyordu. Kurgu olmayışı beklentiyi düşük seviyelerde tutmama neden oldu. Sonuçta otobiyografik bir eser okuyacaktım. Beni aşırı şekilde heyecanlandırabilecek ya da şaşırtabilecek ne olabilirdi ki?
Fakat Kitabı okumaya başladığımda durum çok farklıydı. Kitabın bazı sayfaları Hemingway'in "Yaşlı Adam ve Deniz" kitabını okuduğumda hissettiklerimi hissettirirken, bazı sayfaları ise Marlo Morgan'ın " Bir Çift Yürek " kitabını tattırıyordu.
Bazı sayfaları Tom Hanks'in " Yeni Hayat -cast away- " filmini izliyorum hissi verirken bazı sayfaları Will Smith 'in " Umudunu Kaybetme " filmine, bazı sayfaları ise " Esaretin Bedeli " filmine götürüyordu beni.
Kitabı bitirince sonuç olarak şu gerçeği farkettim ; bazı hayatlar vardır ki kurgu olamayacak derecede şaşırtıcı gerçeklikteler.
Çok sıkıcı bir kitap, aksiyon yok, felsefi görüş yok. Yani okuyucuya vereceği pek bir şeyi yok. Bu yüzdende uzun sürdü okumam. Onunla başedebilmek için araya başka kitaplar sıkıştırmak zorunda kaldım. Çeviri derseniz tam bir felaket. Bir yayınevi nasıl bu çeviriye bu kitabı bastı şaşırdım doğrusu. Yanıldığımı düşünen varsa önce kitabı okusun. Saygılar bizden
Henri Charriere’nin, nam-ı diğer Kelebek’in macera dolu hayatını yazdığı bu kitap, en beğendiğim romanlar arasına girdi diyebilirim. Yazar daha önce hiç kitap yazmamış, ama kullandığı sade dil, profesyonel yazarlara yaraşır nitelikte.

Romanın teması, özgürlük mücadelesi… Müebbet hapis cezasına çarptırılan Kelebek’in, bitmek tükenmeyen kaçma girişimlerine tanık oluyorsunuz. Yalnız, bildiğimiz hapishaneler gibi değil burası. Karadan binlerce kilometre uzakta bir ada.. Yani yüksek duvarları aşmak yetmiyor, okyanusu da geçmek gerekiyor kaçmak için. Özgürlüğün bu kadar pahalı olduğu bir yerde bile ümidini kaybetmiyor Kelebek.

Mahkum hayatını, hapishane raconunu öğreniyor, onların psikolojilerini hissediyorsunuz. Özellikle para saklama yöntemleri oldukça ilginçti.

Kelebek’le beraber ben de girdiğimi hissediyordum koğuşa. Ya da aynı salda beraber kaçıyormuşuz gibi geliyordu bazen. Kaçışı sadece okumuyor, yaşıyorsunuz da…

Kahramanımızın şansı çok yaver gitmiş ya da Simyacı’nın dediği gibi; “kişisel menkıbenin peşinde koştuğun sürece tüm evren seni amacına ulaştırmak için işbirliği yapar”.

Yazarın soyluluk üzerine tespitlerine ve teknolojiyle insanlık arasında kurduğu ters orantıya hayranlığımı belirtmeden geçmeyeceğim. Oldukça sürükleyici ve macera dolu bu romanı herkese tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Henri Charrière
Unvan:
Fransız yazar
Doğum:
Fransa, 16 Kasım 1906
Ölüm:
Madrid, 20 Temmuz 1973
Fransız yazardır. "Papillon" (Kelebek) isimli kitabı ile ünlüdür. 1906da Fransanın Ardeche şehrinde doğmuştur.Annesi 10 yaşındayken ölmüş,çocukluğu iki kız kardeşiyle öğretmen olan babasının yanında geçmiştir.1923 yılında 17 yaşındayken Fransız Deniz Kuvvetlerine yazılmış,burada 2 yıl çalışmıştır.Buradan ayrıldıktan sonra Pariste suç örgütlerine katılmış,yasadışı işler yapmaya başlamıştır.rnrnMahkumiyetirnrn26 Ekim 1931 yılında Pariste cinayet suçundan tutuklanmış,bu suçtan Fransız Guyanasında ömür boyu kürek mahkumiyetine çarptırılmıştır.Ve 13 yıllık kaçış mücadelelerinden sonra özgürlüğüne kavuşmuştur.Kaçış Ayrıntıları Daha sonra Venezuela vatandaşı olmuş orada da tüm mahkumluk hikâyesini kendi lakabını taşıyan "Kelebek" adlı kitapta yazmıştır. Banko adlı kitabında da özgürlüğe kavuştuktan sonraki yaşamını anlatmıştır.rnrn13 yıllık kaçışını anlattığı kitabı Papillon, Türkiyede e Yayınları tarafından Aydil Baltanın çevirisiyle, Kelebek adıyla 1969 yılında yayınlanmıştır.Yine aynı kitap, 1973 yılında Franklin J. Schaffnerin yönettiği ve Steve McQueenin başrölünü oynadığı, Papillon isimli filme çekilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 41 okur beğendi.
  • 1.119 okur okudu.
  • 24 okur okuyor.
  • 686 okur okuyacak.
  • 36 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları