Kelebek ~ Henri Charriere
Kitabın yarısı on günde bitti, ikinci yarısıysa bir günde. Ben bile şaşırdım. Uzun soluklu okumaları severim ama bir kitaptan uzaklaşınca aradaki mesafe hızla açılır. Kelebek ise tam tersini yaptı, beni içine çekti. Sayfalar ilerledikçe yalnızca bir hikâye okumuyor, sanki Kelebek’le birlikte firar edenlerden biri oldum sanki. Bu kitap, özgürlüğün bedelini iliklerine kadar hissettiren, yarı otobiyografik bir başkaldırı hikâyesi.
Henri, namıdiğer Kelebek, işlemediği bir cinayet nedeniyle müebbet kürek cezasına mahkûm edildiğinde, itiraz edecek gücü bile kalmamış, toplumun çoktan gözden çıkardığı bir adam. Uğradığı haksızlığı, içindeki öfkeyi bileyleyen bir iradeye dönüştürerek, çok az kişinin sağ çıkabildiği kürek cehenneminden kurtulmak için insan sınırlarını zorlayan bir yolculuğa atılır. Bu yolculuk, on üç yıl boyunca sürecek.. kaçış, yakalanış ve yeniden kaçışlarla örülü amansız bir hayatta kalma mücadelesine dönüşür.
Roman boyunca hapishane yalnızca dört duvar değildir… sistemin, adaletsizliğin ve insanı insanlıktan çıkaran düzenin somut hâlidir. Buna rağmen Kelebek’in en çarpıcı tarafı karanlık değil, inatla sönmeyen umududur. Kaçış denemeleri, dostluklar, ihanetler ve yalnızlık… hepsi özgürlük arzusunun etrafında döner. Charriere’in dili yer yer sade, yer yer sert ama her zaman samimi. Bu da hikâyeyi romantize etmekten çok, yaşanmışlık hissiyle güçlü kılmış.
Kitap bana şunu düşündürdü;
Özgürlük bazen bir ülke, bazen bir deniz, bazen de yalnızca kendi iradene sahip çıkabilmek. Ve insan, elinden alınan şeyi geri istemekte ne kadar haklıysa, ona ulaşmak için göze aldıklarıyla da o kadar yalnız…
Gerçek bir yaşam öyküsüne, insanın sınırlarını zorlayan bir özgürlük mücadelesine ortak olmak isteyenlere gönülden tavsiyemdir.