Cenk Gümüşcüoğlu

Cenk Gümüşcüoğlu

Tasarımcı
8.8/10
1.559 Kişi
·
3.960
Okunma
·
0
Beğeni
·
2
Gösterim
Adı:
Cenk Gümüşcüoğlu
Unvan:
Tasarımcı
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
456 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

İşten izin alıp eve geldiğim şu saatlerde ve bu sene 12. sefere okuyunca, "eh yazam artık şu incelemeyi" diye oturmuş bulunuyorum pc başına .. Daha önceleri çok kereler niyetlendim , çokta yazayım istedim ama bir garip kararsızlıktan dolayı hep öteledim bu incelemeyi .. Bir şeyleri kaçırıyorum hissiyatı çöreklendi hep içime .. Biliyorum bu incelemede de muhakkak birşeyler unutulacak ama milletin beynini yiyip , sürekli oku diye darladığım bir kitabın , sitede tarafımdan yazılmış bir incelemesinin olmaması da bir garip abesle iştigal vakasına kapı aralıyor.. Senin incelemen nasıl olmaz diye mesaj atan da pek çok kişi oldu .. Siz istediniz yazıyorum !! =))

Öncelikle , bu kitabı bir kez okumayınız .. Mümkünse bir seferden fazla okuyunuz .. Japon kültürüne aşina değilseniz ve tarihle alakanız yoksa , üzerine oturtulduğu çok önemli iki kavramdan mahrum kalmış olarak okuyacağınız bu kitap size klasik vurdu kırdı edebiyatı hissiyatı verecektir .. Lakin mevzu hiçte öyle değil .. Daha önceki incelemelerimde de belirttiğim gibi okuyacağınız eserin geçtiği dönemi , dönemin tarihi olaylarını bilmek elzem...

Bu bakımdan Şibumi muazzam ve kusursuz bir altyapı üzerine inşaa edilmiş bir kitap .. Çünkü konusu itibari ile hem 2. Dünya Savaşı öncesini ,hem de sonrasında gelen soğuk savaş yıllarına mütakip senelerde Amerikan Merkez Bankası' nın kontrolünü ele gecirmiş , dilediği zaman dolar basıp söz konusu ülkenin ve dolayısıyla tüm dünyanın ekonomik kaderini ,sahip oldukları diğer kaynaklar vasıtasıyla tayin edebilen Rockefeller ve Rothschild hanedanı kıvamındaki küresel tröstleri kitaba zerre bol veya dar gelmeyecek şekilde giydirmeyi başarmış.. Nanking katliamı olsun , olimpiyatlarda öldürülen İsrail asıllı yahudi atletler ve Filistin Kurtuluş örgütü olsun , japonyaya atılan atom bombası olsun romanda arka planda geçen olayların tümü gerçek.. Zaten yakın dünya tarihiyle kulaktan dolma da olsa alakası olanlar bunun zevkini kitabı okurken son raddesine kadar alıyorlar.. Bunun garantisini veriyorum size kafadan.. Yazarın Japonlar gibi son derece garip bir milleti böylesine ince eleyip sık dokuyup gözlemleyerek bize aktarması da ayrı bir cici opsiyon..Zaten gercekleşmiş tarihi olayların arasına yarattığı her biri birbirinden ilginç ve "altı dolu" karakteri japon felsefesi ile birbirine bağlaması yazarın hanesine + puanları ışık hızıyla yazdırıyor ..

Konuya gelecek olursak... Olaylar kahramanımız Nikolai Hel etrafında cereyan etmekte .. Dünya savaşı yıllarında Rusya' da son derece zengin bir aileye mensup olan annesi , dönem itibari ile ortamdaki ekonomik buhrandan ötürü ve hem kendisine hem de servetine musallat olan üst düzey bir rus subayından kaçarak Shangay'a ayak basıyor.. Beş parasız kalsa da güzelliği ve kültürel birikimi ile burda ayakta kalmayı başarıyor.. Kahramanımız Nikko işte bu genç ve güzel anne ile bir SS subayının oğlu olarak dünyaya geliyor ..Pek çok dil bilen ve dolayısıyla çoklu düşünce yetisine sahip olan , çocukluğundan itibaren muazzam bir özgüven ile büyüyen , Nanking Katliamı sırasında evlerine el koyan ve babasız büyümesinden ötürü ilerde kendisine bir baba figürü olarak seçeceği General Kishikawa' dan japon strateji oyunu GO' yu , japoncayı ve shibumi felsefesini öğrenen , ilerde Hoda Korosu sanatı ( çıplak elle adam öldürme ) , mağaracılık ve tırmanış gibi sporlara vakıf olacak ve bünyesinde doğuştan bulundurduğu "kısmi" astral seyahat ve mistik yeteneği ile birlikte yenilmez ve ilerde istemediği müddetçe fotoğrafı dahi çekilemeyecek olan Nikolai Hel! Senin anlayacağın kaba tabiri ile YOK EDİCİ bu abimiz .. Doğu ve batının BEST OF ' u !! Hani şu "karşına almak istemeyeceğin düşmanlardan" biri.. Öyle bir manyak ki, kitapta ANA ŞİRKET olarak geçen Rockefeller ve Rothschild tayfanın üstüne tek başına giden bir cengaver! Bu arada birkaç yorumda anti kahraman diye okuduysam da ben bu kanıda değilim .. Ben kendisine bir RONİN gözüyle bakmayı tercih edenlerdenim.. Ronin, eski Japonya ' da edo dönemi civarında hüküm sürmüş feodal lordlara bağlılık yemini etmiş ve bu derebeylere bağlı olarak katanasını (KILIÇ DEĞİL O ! KILIÇ DİYEN AĞZI TENEŞİRE GELESİCE =)) ) sallamış , lakin sonrasında ya efendisinin ölümü ile ya da itaatsizlik sonucunda başsız kalmış samuraylara verilmiş isim .. Şimdi kiminiz yahu arkadaş amma spoiler verdin diyecek olabilirsiniz .. İnanın burda bahsettiğim tüm olguların ve olayların kitap içerisinde apayrı bir örgüsü , her olayın apayrı bir öyküsü var .. Burda okumuş olmanız , okurken hayran olacak olmanıza engel teşkil etmeyecek ..Kitabı zaten eşsiz kılan şey bu .. Pek çok roman okudum polisiye , gerilim ya da macera olsun .. Şibumi 'yi bunların hiçbirinin arasına katamıyorum .. Sanırım bu biraz da kitaba entegre edilen japon felsefesi ve Şibumi olgusundan da kaynaklanıyor .. Keza Star Wars ' u da içinde bulundurduğu japon felsefesi ve kültüründen ötürü aynı şekilde kesinlikle bir bilimkurgu filmi olarak kategorize edenlerden değilim .. Bu bağlamda Star Wars ' taki Master Yoda ve Obi Wan Kenobi ' nin yanında yetişen ve sonrasında karanlık tarafa geçen Anakin Skywalker ' ın hikayesine de paralellikler var (TÜYLER DİKEN DİKEN !!! ).. Neyse SW damarından girersek bu inceleme hiç bitmez , sabahlara kadar yazarım .. Bir miktar Şibumi hakkında bilgi vereyim ve saatlerdir kıvranarak toparlamaya çalıştığım bu incelemeyi rayına oturtuyum istiyorum .. Daha önce Japon Yapmış kitabına yazdığım incelemede de (#20278297) bahsettiğim gibi japonlar cidden apayrı bir millet.. Yemyeşil bir vadiyi ikiye bölen bir ırmaktan geçerken , fotoğrafını çekecek onca şey varken ırmağın ortasındaki yosunlu bir taşın fotoğrafını çeken bir Japonu nasıl değerlendirirsiniz bilemiyorum .. Ama Şibumi işte budur .. Ölçülü güzellik .. Sizce hayatta hiçbir yeri olmayan kel alaka bir nesnenin dahi içerisinde barındırdığı ÜSTÜNLÜK.. Yapılan ,takınılan tavırlardaki ölçülülük ..

Gelelim kahramanımız Nikolai Hel ' in o meşhur Amerika ve Amerikan siyasetine olan düşmanlığına .. İlerde yolu Japonya ' ya düşecek olan ve hayatı bu ülkede kök salan , japonların arasında bir GAIJIN yani yabancı olarak görülmesine rağmen japon kültürüne aşık olan bu adamın hayallerini , yaşamını ve sevdiklerini attıkları atom bombası ile yokeden Amerika.. İstila sonrasında onu hapsedip yıllarca bir hücrede tutan , ondan durdurulamaz , yenilmez ve tespit edilemez bir tetikçi yaratan Amerika .. Ve sonrasında ona mecbur olup , eline düşen Amerika!! Anlatacak öyle çok şey var ki .. Keşke size spoiler vermeden bunları bir kerede zerk edebilsem .. Herkes alsın okusun istiyorum bu kitabı.. Cidden emsalsiz bir şaheser .. Japon kültürünü falan bir yana bıraktım , safi alınan intikamların görülen hesapların dahi RACONU yeter de artar bile .. Analar doğurmaz böyle aslan denir yaa .. İşte odur Nikolai Hel !!!

Bakın bir kaç küçük ayrıntı vereyim sizlere ..Muhtemelen kitabı okurken gözünüzden kaçacak ..

* Kitap 5 bölüme ayrılarak yazılmış ..Ve bu beş bölüm , go oyununda uygulanan stratejiler .. Kurulum , dizilim , oyalama ,kuşatma ve saldırı ile gelen son ölümcül darbe kıvamında tripler ..

*Kitapta Japonya' da savaşa alım sırasında duvarda asılı olan bir bildiride şu yazı var ( ki tüm 2. dünya savaşına katılmış ülkelerin propagandalarını - karşı propaganda afişlerini görmüş incelemiş biri olarak söylüyorum bunu : DOĞRUDUR! ) BAYRAK ALTINA ÇAĞIRILDIĞINIZ İÇİN SİZİ KUTLARIZ ! İşte MANYAK JAPON MİLLETİ , JAPON ONURU VE ASALETİ BUDUR !!! Siz bizi değil ; biz , Japonya olarak sizi seçtik..Biz Güneş' in ülkesiyiz.. Japon halkı olarak Güneş' in evlatlarıyız.. Görev istenilmez , VERİLİR! Bu yüzden o dönem , savaşa çağırılmadığından ötürü onurunu kurtarmak için seppuku (harakiri ) yapan japon gençlerinin haberleri ile doludur..

* Kiraz ağaçlarının altında yürürlerken Seppuku , yani onurunu kurtarmak için bağırsaklarını deşerek ölümü seçtiği anda Kishikawa' nın Nikko ' dan helallik aldığı bölüm nice yiğidoların gözüne yaş yürütür o kiraz ağaçlarının altında.. Yenilip esaret altına girmek değildir onu üzen , onurunu kıran .. Manasız bir savaşa girip insan canına kıymaktır onu yaralayan..OKUYUNUZ :

" Birçokları esaretin şerefsizliğindense , seppuku uygulamaya kararlı.Ben de o yolu seçmeye karar verdim.ŞEREFSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN DEĞİL.Çünkü bu hayvanca savaşa katılmış olmak beni SEPPUKUNUN TEMİZLEYEBİLECEĞİNDEN ÇOK FAZLA KİRLETTİ..Ama gene de ... intiharda temizlenme umudu yoksa bile , hiç değilse bir GURUR var.. ONURUNU KAYBETMİŞ BİR ASKER , sana koruyucu bir kalkan görevi yapamaz ...Kalmakla sana yardımcı olamayacağıma göre de.. gitmeye karar verdim.Beni anlayabileceğini umuyorum Nikko! Anlıyor musun ? Gitmeme izin veriyor musun? "

YANDI CİĞER !! AL BİR ŞİŞE "BÜYÜK"!! AÇ ARKAYA KAMURAN AKKOR 'DAN ELVEDA MEYHANECİ' Yİ..
https://www.youtube.com/watch?v=KO2IbbAxjK8

* Sayfa 108 ' den itibaren geçen muhabbetin kiraz ağaçları altında yapılmasında bir KASIT vardır .. Japonlar için Kiraz Ağacı kutsaldır .. Sakura ismiyle geçer.. Ama meyve vermeyen , sadece çiçek açan bir türüdür onların memleketindekiler .. Yeniden Doğuş ve ölümü simgelerler japon kültüründe... Dolayısıyla ölümü seçen General Kishikawa' nın söz konusu muhabbeti bu ağaçların altında yapmasının sebebi hayatında yaşayacak olduğu günlerine dikkat etmesini istemek ,yanındaki genç Nikolai ' ya son bir ders vermektir..Hayatın çok kısa olduğunu , insanın zaman denen olgunun karşısındaki acziyetini ona anlatmak istemesidir.. Haddini bilmektir kısacası .. Zira Sakuralar koskoca bir yılda epi topu sadece 9 - 10 gün çiçek açarlar ..

Son olarak "YA OKU YA ÖL" klasmanında kitaplardan biri bu ! Bir de John Wick' ten bir sahne paylaşayım da tam olsun =))

http://2.bp.blogspot.com/...WA/s1600/Shibumi.jpg

Eeee ne demiş Star Wars' tan Mace Windu abimiz :

Beautiful as a rose ...DEADLY AS A VIPER!!!

Ve ola ki birinci ve "sansürsüz" basımını bulursanız SAKIN KAÇIRMAYIN !! Şu da şurda dursun ŞEKLİMİZ OSSUN!!! =P

https://i.hizliresim.com/Az5ylr.jpg

https://i.hizliresim.com/5yMGbA.jpg
456 syf.
·7 günde·Puan vermedi
‘1K kutsal kitaplar serisi’nden Şibumi’nin incelemesi vesilesiyle herkese selamlar...

Çok net hatırlıyorum, siteye ilk üye olduğumda ‘bu kitaba sahip olmayanları burada barındırmıyorlar herhalde’ diye bir kaygıya kapılmış, Ocak 2018’de hemen sipariş etmiştim kitabı. Ancak kitabı almak da yetmiyor tabii. Tuco Herrera ‘nın başını çektiği deri kıyafetler giymiş motorlu devriyeler periyodik olarak kitabın okunması konusunda önce uyarıp sonra yasal işleme tabii tutuyorlar! İki yıl boyunca kaçak bir şekilde kendimi gizlemeyi başardım. Ancak geçen hafta Tuco, Kabataş civarında bir kavşakta kıstırıp son uyarısını yaptı ve elime siyah bir zarf tutuşturdu. İşte o noktada başka bir seçeneğim kalmadığını anladım... :)

Yanlış anlaşılmasın bu arada, aslında aldığım günden bu yana kitabı okumak için oldukça hevesliyim. Ancak ‘yoğun dönemlerinde bu kitabı harcama’ adını verdiğim klasik hastalığım burada da bir türlü yakamı bırakmadı. Öyle bir illet ki, bir kitabı 2 yıl boyunca sizden kopartabiliyor. Tedavisi ise, Tuco gibi sizi arkadan itekleyecek dostlarınızın olması...

Neticede, büyük bir hayranlıkla okumaya başladığım, süreç içinde gel-gitler yaşadığım ve sonlara doğru ilk heyecanımı büyük ölçüde kaybettiğim bir kitap yolculuğu oldu benim için. Ancak kitaptan pek çok anlamda oldukça faydalandığımı net olarak söyleyebilirim. Bunun detaylarını anlatacağım tabii ki... Faydalanma eğrisi, kitaplarla kurduğum ilişkide benim için en değerli gösterge. Bundan yıllar sonra kurgu, karakterler, olaylar unutulur ama kitaptan öğrendikleriniz bir ömür boyu belleğinizde yer eder... Bu anlamda değerli dostum Tuco’ya ve tüm Şibumi dostlarına en içten teşekkürlerimi sunarım...

----------------------------

Bu uzun girizgahın ardından biraz kitabımızın içine girelim isterseniz... Kitap 6 bölümden oluşuyor ama ben kurgusu itibariyle kitabı iki bölümde inceleyeceğim. Hayranlıkla ve satırları bir solukta okuyarak başladığım ve baş karakter Nicholai Hel’in hücreden ayrılmasına kadar süren bölümü ilk bölüm gibi değerlendirdim... Bu bölümde, merkezinde Japonya olmak üzere Uzak Doğu kültürü ve tarihi hakkında mevcut bilgilerimin dışında kalan yepyeni ve önemli bilgiler edindim. Yazarımız, özellikle 2. Dünya Savaşı öncesi Japonya’ya dair normalde kendi ayağımızla gidip alıp okumayacağımız pek çok tarihi bilgiyi kurgunun içerisine çok başarılı bir şekilde aktarmış... Yine bu bölümde, Go oyunu gibi Japonya ve Uzak Doğu kültürüne dair pek çok enstantaneyi derinlemesine tanıma şansı buldum. Kitaba adını da veren Şibumi gibi harika bir felsefi öğretiyle/kavramla tanıştım. (Bu kavrama ilerleyen bölümlerde döneceğiz tekrar). Son zamanlarda hiç karşılaşmadığım türden, oldukça orjinal bir hikayesi olan, sıra dışı bir kitap karakteriyle tanıştım. Bu listeyi bu şekilde daha da uzatabilirim aslında... Farklı yönlerden gelip her biri ayrı bir keyifle sarıp sarmalayan ve adeta gözlerinizi kitaba yapıştıran bu özelliklere bir de kitaba ayrı bir zenginlik katan tam dozunda bir mistisizm ekleyin... Benim gibi standart bir okur için hava ve saha şartları bundan daha güzel olamazdı:) Gerçekten de kendimi günümüzün karmaşasından uzakta, soyut bir atmosferin içinde buldum. Bakın ilk bölümden iki kısa alıntı paylaşacağım sizinle;

“Hiç kimse onun şu anda General’in kendisine verdiği çok değerli iki armağanı düşünmekte olduğunu bilemezdi. Bu armağanlardan biri Go-ke takımı, diğeri de hayatı boyunca kendine amaç edineceği şibumi KAVRAMIYDI.” (S.85)

“.... Nicholai’ye bir armağan getirmişti. Bu armağan, işgal edilen yerlerdeki kütüphanelerden seçilmiş iki kasa dolusu kitap ve yanısıra ilettiği bir ÖĞÜTTÜ.” (S.101)

Ne kadar naif öyle değil mi? İnsanlar birbirine kavramlar, öğütler falan armağan ediyor. Onur, gurur, yardımlaşma, yurtseverlik, kan bağı olmadan aile olmak v.s... İşte tam olmak istediğim yer dedim içimden, bu satırları okudukça...

---------------------------

Bu güçlü atmosferin yılanın deri değiştirmesi gibi kendi içinde sıyrılarak Star Tv’de gece 11’den sonra yayınlanan 4. Sınıf aksiyon filmlerine dönüşmesi ise kitabın 2. bölümüne denk geliyor sevgili 1k dostlarım. Ancak bu noktada hatırlatmak gerekir ki, ben bu eleştiriyi ‘2020 okuru’ kimliğimle yapıyorum doğal olarak. Kitabın yazıldığı dönem dikkate alındığında, o dönemin şartlarında gayet cesur, herkesin rahatlıkla yazıp çizemeyeceği pek çok ifadeye rastlamak mümkün. Yazarımız, gerçek yaşamda karşılığı olan pek çok kurumla beraber, son yıllarda çeşitli nedenlerle sık sık andığımız Rockefeller, Rothschild gibi isimlerin o günki denklerine yönelik ciddi bir mücadele vermiş kitabında... O yüzden bu şerhi buraya ilave ederek sorumluluğumu yerine getirmek istedim. Ancak dediğim gibi hem ben hem de bu yazının tüm muhatapları ‘2020 okuru’ olduğu için kitabı değerlendirirken kendi penceremi de açmak zorundayım.

Evet maalesef kitabın 2. bölümünde, ilk bölümdeki özgün kurgu yerini Hollywood tipi bir aksiyona, gerçeklik bağı olan sıra dışı karakter yerini bir süper kahramana, tarihi fon yerini şatafatlı bir şatoya, felsefi altyapı yerini derin siyasete ve ölçülü mistisizm ise yerini fantastik öğelere bıraktı... Bu bölümün bana en büyük (belki de tek) faydası ise çok yabancı olduğum Bask tarihi ve kültürü hakkında başlangıç seviyesinde bir birikim hediye etmesiydi.

Özellikle karakterin ilk bölümde gerçeklik bağı kurabileceğimiz bazı yeteneklerine ikinci bölümde o kadar çok yeni yetenek eklendi ki; karşımıza bir anda 7 dil bilen, ileri seviyede Go oyunu bilgisine sahip, yakınlık algısı yeteneği sayesinde küçük bir tanrı gibi her şeyi önceden görüp hisseden, çok küçük ve önemsiz alet edevat yardımıyla çıplak elle herkesi öldürebilen, yüz metrelerce derinlere inen ve henüz keşfedilmemiş mağaraları tek başına keşfedebilen ve (bakın burası çok önemli) beraber olduğu kadınları, eğitimini aldığı muhteşem teknikler kullanarak sayısız defa orgazma ulaştırabilen ve o kadınların bir daha hayat boyunca başka bir erkek tarafından mutlu edilmesinin önünü tıkayan ultrasüpersonik bir karakter çıktı... (Kitap boyunca kadınların birer seks objesi gibi gösterilmesi detayını yakalayan ve incelemesinde de (#70733333) bu konuyu özellikle vurgulayan Tuğba hanıma da dikkati için ayrıca teşekkür ederim.)

-----------------------------

İlk bölümde damağıma çalınan bir parmak balın tadı hala ağızımda gezinip dururken ‘bütün bu şatafata, bütün bu debdebeye gerçekten ihtiyacı var mıydı bu kitabın’ diye ister istemez sorguladım. Sonra bu aşırılığı biraz dönemin şartlarına biraz da her ne kadar yerden yere vursa da yazarın ABD menşeili olmasına bağladım. Çünkü Trevanian ’ı tarz olarak bir başka ABD’li yazar ve aynı zamanda çağdaşı olan Paul Auster ‘in tarzına benzettim. Neticede her yazar, ne kadar muhalif olursa olsun, kendi kültüründen, kendi toplumundan, kendi ülkesinin gerçeklerinden farkında olarak veya olmayarak besleniyor. Bu açıdan baktığımızda Trevanian’ın da Auster’in de ve diğer ABD’li yazarların da eserlerini üretirken bir yerde Hollywood’laşmalarını olağan karşılamak ve saygı duymak gerekiyor belki de...

--------------------------

Son bölümde biraz da Şibumi kavramı üzerinde durup daha fazla vaktinizi almadan vedalaşacağım değerli dostlarım:)

Bazı kavramlar iyi ki varlar diye girmek istiyorum söze... Uzun uzun anlatmak istediklerimizi, beynimizde çevirip durduğumuz birbirinden bağımsız ama ortak bir anlamın parçalarını oluşturan soyut düşünceleri nasıl da bir çırpıda dile getiriveriyor kavramlar... İşte bu yüzden yukarıdaki alıntıda paylaştığım ‘kavram armağan etmek’ ifadesini ayrı bir sevip önemsedim kendi adıma... Peki, bir kavram ya da bir öğüt hediye edilebilir mi?

Eğer sizin kafanızda bir şimşek çakıyorsa, dağınık düşüncelerinizi mıknatıs tutmuş gibi bir araya getirebiliyorsa, hayata bakışınızda, algılarınızda, fikirlerinizde yerden bir taşı kaldırıp yolunuzu açabiliyorsa... Evet, bir kavram hediye edilebilir... Belki siz buna başlangıçta hediye kabilinden bakmazsınız ama o kavram zihninizde faaliyete geçip de ilk meyvelerini sunduğunda hayatınıza belki de çok somut bir hediyeden daha fazla etki yaptığını hissedebilirsiniz...

İşte şibumi de böyle bir kavram aslında... Günübirlik değil ömürlük bir kavram... Evladiyelik dediklerinden... Nicholai Hel de bunun farkına varabildiği için değerli bir ‘armağan’ olarak kabul etti bu kavramı. Çünkü hayatının kalan kısmını bu kavramı temele oturtarak inşa edeceğini hissetmişti.

Ancak bizi şibumi kavramıyla tanıştıran kitap maalesef daha fazlasını veremedi. Pek çok okurun beklediği gibi kavramın derinliğine inemedi. Şibumi kavramı eser boyunca denizin üzerinde kendi başlarına salınıp duran dubalar gibi hep yüzdeyde kaldı. Peki kitap ilk bölümde nasıl tanımlamıştı Şibumi’yi? Ve sonra neden kendisiyle çelişkiye düştü? Gelin o tanımlayıcı ifadelere bir göz atalım;

“Bildiğin gibi şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. Şöyle düşün: O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. Şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek. Sanatta şibumi zarif bir basitliği ifade eder. Buna sabi denir. Felsefedeyse kendini wabi olarak gösterir. Büyük bir ruhsal rahatlıktır ama pasiflik değildir. Bir insanın kişiliğindeyse...nasıl söylemeli... Hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? Onun gibi bir şey.” (S.84)

------------------------

Uzakdoğu kültürünü işte bu yüzden çok seviyorum. Benim şu an yaptığım gibi lafı uzatmak yerine düşüncelerini/felsefelerini tek bir kavramın ya da küçük bir davranış biçiminin içine sığdırabiliyorlar:)

Kavram zaten kendisini çok iyi ifade ettiği için tekrar detayına inmeyeceğim. Ancak kitabın kurgusunda bu kavramla çelişkiye düştüğünü düşündüğüm bir yaşam tarzının yansıtıldığını vurgulamak zorundayım...

Terörist avcılığı(!) adı altında tamamen illegal bir şekilde kazandığı milyonlarca dolarla kendine 17. yüzyıldan kalma bir şato satın alan, bu şatoyu ‘şibumi öğretisi’ne uygun bir yaşam tarzını icra etme maksadıyla dilediği gibi dayayıp döşeyen, evin içine bahçeler ve havuzlar kuran, üzerine bir de aylarca seks dersleri alıp öğrendiklerini uygulamak için kendine bir cariye tutan birinin bu yaşam biçimi sizce yukarıda paylaştığım şibumi tanımını ne derece karşılıyor?

Ben bu durumu biraz şuna benzettim... Bizde Yılmaz Erdoğan, Özgü Namal, Aslı Tandoğan gibi bazı ünlü simalar, güya metropol hayatından sıkılıp ‘doğal yaşam’ı tercih ettikleri için ya İstanbul yakınlarında İzmit, Sakarya civarlarında, ya da Muğla, Alaçatı, Köyceğiz gibi yerleşim yerlerinin yakınlarında gidip çiftlik evleri falan satın alırlar... Bu yeni doğal yaşamlarında(!) ya at üstünde gezerken, ya yöresel kıyafetler içinde hamur açarken bol bol Instagram’da fotoğraf paylaşırlar... Satın aldıkları çiftliklerdeki asıl ‘doğal’ işleri de yine maaşlı işçiler, köylüler yapar geri planda... Ancak biz şöyle okuruz gazete manşetlerini: “Yılmaz Erdoğan da şehirden kaçtı ve köy hayatını seçti”,”Hiçbir teknolojik alet kullanmadan yaşıyorlar”, “Kendi yetiştirdikleri sebzelerle besleniyorlar...” (Hiçbir teknolojik alet kullanmazlar ama nedense yılda 3-4 defa ‘yeni projeleri’ için İstanbul’a gelmekten de geri kalmazlar genelde...)

İşte Nicholai Hel’in ‘şibumi’si, bu ünlülerimizin tamamen yapay bir zeminde süregelen doğal yaşamları gibidir biraz... Nihayetinde, “ifade dolu sessizlikleri” biraz fazla gürültülüdür...

Bu uzun incelemeyi üşenmeyip buraya kadar okuyabilen birileri varsa haklarını helal etsinler lütfen:) Bir insandan alınabilecek en değerli varlığınızı yani zamanınızı aldım. Harcadığınız zamanın karşılığını umarım az da olsa verebilmişimdir...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
456 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Şibumi kitabını yorumladım : https://youtu.be/fAJGZH1rfg8

Şibumi öyle garip bir kitap ki zamanın kitapta kullanımı olarak "Her Şey Aydınlandı" romanına benziyor. Karakterler ve siyasi olayların düzenlenmesi olarak "Yüzyıllık Yalnızlık" ve "1984" gibi romanları hissettiğiniz yerler var. Fakat garip olan şu ki kitap bir film gibi. Yani kime sorsam ya da nerede görsem filminin çekilmediğine şaşırıyor. Ben kitapta bir "Old Man" filmi de gördüm. Lafı uzatmadan artı ve eksi yönlerine geçiyorum :

Artı yönleri :
- Romanda çok sayıda kültürle iç içe olabiliyorsunuz bunun içinde Amerikan kültüründen Japon kültürüne, Bask kültüründen Fransız kültürüne ya da Kosta Rika kültürüne kadar çok sayıda kültür bulunmakta. Bunun nedeni kitabın ana karakteri Nicholai Hel'in bu kültürlerin hepsinden birer parçası olması. Özellikle de Japon kültürüne ait "Go" oyunuyla beraber hayatını da buna göre düzenleyip hareketlerini buna göre belirleyebilmesi, algılarını buna göre geliştirebilmesi kitabın ana konularından biri.

- Kitabın adı aslında aşırı bilgelikten basitliği yakalamaya yönelim anlamı taşısa da kitabın vermek istediği mesajlar başka konularda ve çok fazla bulunuyor. Roman bilgilerden geçip basitliğe varmak dışında Amerikan kültürü eleştirisi, modernizmin getirdiği kahramanların klişe özelliklerine eleştiriler, CIA ve FBI gibi örgütlerin Arap kültürlerine bakış açıları, Rusların, Japonların, Amerikalıların, Çinlilerin birbirleriyle olan ilişkilerinde birbirlerine karşı bakış açıları gibi çok geniş bir yelpaze var. Yani esas konu dışında kendinizi bazen Pearl Harbor saldırısında da bulabiliyorsunuz Hiroşima'da da bulabiliyorsunuz. Ama dediğim gibi bunlar romanın konusuna o kadar ince serpiştirilmiş ki bu saldırılar salt siyaset olarak verilmemiş. Kitap daha çok bir Batı kültürü eleştirisi ve genel yargı olarak çoğu kitabın hep Batı'ya yönelmiş olması. Romanda çoğu zaman Doğu kültürü ve onun kenara atılan spiritüel özellikleri irdelenmiş.

- Artı yön olarak vermek doğru mu bilmiyorum fakat kitabın son baskılarında ilk baskılarında verilmiş olan Hel'in saldırı taktikleri konuları çıkartılmış. Bunun nedeni olarak bu kitabı okuyan insanların bu taktiklerden etkilenip de cinayetlere sebebiyet olmalarından dolayıymış. Bu kitabın bir yerinde dipnot olarak geçiyor.

- Romanın bende bıraktığı etki olarak uyuduktan sonra diğer günün hemen gelmesini istedim çünkü bu kadar interaktif bir karakteri okumak gerçekten çok zevkli. İçinde mağaracılık hobisi bulunan bir adamın meditasyon anılarından savaş zamanlarındaki düşüncelerine, Go oyununu hayatına yayışına kadar bir çok deneyimleme bulunuyor.

Eksi yönleri :
- Kitabın E Yayınları ile çıkan basımında ufak tefek de olsa imla hataları var. Okumanızı etkilemiyor.
- Romanın bazı yerlerinde abartıya kaçılmış gibi hissettim. Bunda Hel'in yakınlık duygusunun etkisi var. Bu duyguyu bir insana koyunca çevresindeki insanların nerede olduklarını ve nereye gitmek istediklerini anlayan bir adam haline dönüşmüş. Fakat aslında bunun nedeni Hel'in Allah vergisi dil öğrenme ve düşünme yetenekleri ayrıca Go oyununu düşündüğü sırada kendini çok başka yerlerde hissedebilmesinin de etkisi var.
456 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
BU İNCELEME KİTABI OKUMAMA VESİLE OLAN Tuco Herrera YA İTHAFTIR (SPOİLER OLABİLİR! )

Böylece Tuco soslu bir inceleme olacağını belirteyim :))

Yıl 2018 mevsime uydum
Sebep oldu Tuco bir kitap okudum
Şibumi defterine adımı yazdım
Nicholai Hel dünyaya hükümdar olmaz !

Şibumi. İtiraf etmeliyim, her ne kadar az okuyan biri olsam da bugüne kadar okuduğum en güzel 10 kitaptan biri oldu.

Şibumi felsefesi, yaşam tarzı, dünya algısı. Biz bunu Türk-İslam sentezine pekala “Hikmet” diye uyarlayabiliriz.

Her şeyden önce belirteyim ki “Zaman” kavramı bu kitaba çok güzel yedirilmiş. Hem neredeyse 40 yılı hem de birkaç günü ileri-geri sar dön anlat tekniğiyle çok güzel işlemiş.

Ne kadar anlatsak neresinden tutsak, Tuconun da dediği gibi mutlaka bir şeyler eksik kalacak, tekrar tekrar okunmaya müsait bir kitap.

Siyasi politik olarak bakarsak son yüzyıla ışık tutuyor, Başta Amerika (U.S.A) ve onun CIA ve türlü dolaplarını çok yerinde tespitlerle ortaya koyuyor. Bununla birlikte 2. Dünya Savaşı ve türlü devletlerin türlü tezgahlarını da. Bugün de önemini koruyan petrol paylaşım savaşları, OPEC denilen yerleşik para ve güç düzeni. Kitapta geçen Arap işbirlikçiliği ve diğer pek çok mesele. Burada Tucoya ve sizlere hatırlatmak istediğim önemli bir tarihi olay var, o da bu düzene kafa tutan belki de tek Suud kralı olan Faysal suikastı. Bu çok uzun bir mesele aslında önüyle arkasıyla, isteyen araştırsın diyerek sadece kısa bir Google alıntısıyla yetineyim,

“Suikasti gerçekleştiren kişi kralın yeğeni Faysal bin Musad’tı. Faysal bin Musad, Amerika’dan yeni gelmişti.”

Google demişken, kitapta çok önemli bir yer tutan “şişko” denilen bilgisayar ya da benzeri alet de bugünün internet düzenine ve özetle Google imparatorluğuna birebir uymaktadır.

Nicholai Hel , yani kahramanımız. Onu anlatmak için destan yazmak gerekiyor. Ne söylesek az gelecek. Kader ağlarını örerken, ülkeden ülkeye savrularak yaşayan , birkaç dile hakim, hem fizik hem metafizik bir karakter. Şibumi felsefesiyle hareket eden, GO denilen Japon oyunuyla çocukluğunda tanışmış ve bunu hayatına yön vermekte kullanmış, belki bir deli, belki bir dahi, belki bir mistik, belki bir canavar, belki bir centilmen, belki bir katil, belki bir Don Juan, belki bir Mecnun, belki bir Süperman, belki sıradan bir adam, belki bir “ her şey”.

Kitaptaki en önemli noktalardan biri de “Bask” kültürü. Okurken aklıma geçen sene Baskların durup dururken celallenip sonra da bir bakıma kıç üstü oturdukları siyasi süreç geldi. Acaba bu kitabı pek çoğu okuyup içlerine sindirmiş olsalar böyle mi hareket ederlerdi ya da böyle mi olurdu sonuç?

“İki kez onunla Şibumi kavramını bile tartıştım. Şibumiyi değil tabi. Güzelliğin niteliklerinden söz etmek bezirgan kafasına daha kolay gelir de, güzellik kavramından söz etmek zor gelir.” Sayfa 324

Bunu da okuyunca aklıma Dücane Cündioğlu'nun çok kullandığı bir sözü geldi,

“Güzel bulmak başka, güzel-i bulmak daha başka”

İşte Şibumi bir bakıma özetle, güzel bulmak değil, güzel-i bulmak, bulabilmek..

Nicholei Hel , hayatın ve şartların önünde sürüklenen bir adam, belki de az çok hepimiz gibi. Yeri gelince vicdan abidesi, yeri gelince soğukkanlı bir katil. Tabiri caizse hatun meraklısı da yani elinden kimler geçmedi ki :)))

Kitaptaki diğer pek çok karakter de birbirinden ilginç ve üzerinde durulası, onlara da girersek nasıl çıkarız bilmiyorum. Okusun herkes bu kitabı.

Japon kültürü de kuşkusuz kitabın temel yapı taşlarından, belki de birincisi.

Şibumi kavramının yanına, Aşk ve Benlik kavramlarını da eklesek kitaptaki bütünlükle hiç çelişmez diye düşünüyorum ve böylece bir başka kitaptan bir alıntı paylaşıyorum, Şibumi-Hikmet bağı demiştim ya hani, yine Doğu kültüründen ama bir bakıma Şibumideki gibi Doğu-Batı ilişkisini de anlatan Amak-ı Hayal’den , bu kitabı da önyargısız okumayı öneriyorum Tuco ve herkese.

“Adı 'Aşk' olan bu pehlivan bize yaklaştıkça nur perisinin elindeki küre parlaklık kazanmakta ve nur karanlığı gidermekteydi.Meydanın ortasına geldiği zaman küre tamamen aydınlanmış ve alem karanlıktan kurtulmuş idi.Meydanda file binmiş süvari 'Nefs-i Emmare' ile onun esiri ben bulunuyorduk.Aşk, ejderhasını bize doğru yöneltti.Çok zarif fakat laubali bir tavırla :
-Emmare! Bana da karşı duracak mısın, dedi.
Emmare eğilerek filden yere indi. Aşk'ın önünde diz çöktü.:
-Sen herkesin olduğu gibi,benim de efendim,velinimetimsin. Aczimi ilan ederek,işte sana secde ediyorum dedi.
Aşk beni serbest bıraktı. Gülerek:
-Haydi koca abdal Hikmet, git. Rahatına bak, dedi.”

Kitap pek çok kişinin dediği gibi gerçekten film olmaya çok müsait. Bunun bugüne kadar gerçekleşmemesi belki yazarın tercihi olabilir,2005te ölüyor, vasiyeti olabilir, telif meselesi olabilir,kendisi inziva hayatına çekilerek yaşamış uzunca bir süre.

Kitaptaki mağaracılık hobisi, Japon bahçesi merakı da apayrı ilgi çekici konulardan.

Kahramanımız Hel hayatın acımasız yönleriyle tanıştıkça bir bakıma kendi özünden uzaklaşıyor ama hep o çocuksu arayış devam ediyor. Zaten kaç yaşında olursa olsun hep 10-15 yaş genç bir görünüme sahip oluyor Hel. Böylece anlattıklarımın yanında yarım kalan pek çok şey olduğunu bilmekle beraber incelemeyi çok sevdiğim şair-yazar Sezai Karakoç’la noktalandırmak istiyorum.

“İnsanı çözersin, çözersin, çözersin ; çocuk çıkar.”

Şibumi, okunmalı…
512 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
İnsanlar acı çeker ve bu çekilen acıların ödedikleri bedeller olduğunu zannederler. Ne kadar saçma bir durum değil mi? Başkasının hatası neden senin bedelin olsun. Aptal bir beynin kurguladığı saçma sapan eylemler sonucu aldığın yaralar ve acılar senin bedelin değil, kaderindir. Özel yeteneklerin yoksa, bir paratoner gibi şansı üzerinize çekmiyorsanız kaderiniz pekte değişim göstermeyecektir. Ancak üzülmeyin, insan hep yeniden başlayabilendir.

Şibumi güzelliğin içerisindeki estetik, zenginliğin içerisindeki mütevazılık, kalabalığın içerisindeki münzevilik ve iletişimin en doğal, en güçlü halidir. Hep deriz ya mutluluk insanın içindedir ve bütün eylemlerinin içerisinde mutluluk yatar. İnsanın umduğu ile bulduğu arasındaki durumdur mutluluk. Beklentilerinizi küçültün ve küçülttükçe emin olun ruhunuz biraz daha dinginleşecek, huzura biraz daha yakışıp şibumiye ulaşacaksınız. Rüyasını kontrol edebilenler ve zaman zaman astral seyahatlere çıkabilenler ne demek istediğimi daha iyi bilirler; bizler bir parça değil aksine bir bütünüz.

“Eğer ticaretini yaptığın bilgi ve sırlarsa, çabuk bozulan mal alıp satıyorsun demektir.” (Alıntı #48237808 )

Okuduğumuz eser bir romandır ve dünyanın 20. yüzyıl dramıdır. Keşifler neticesinde gelişen sanayi ve sanayinin gereği olan enerji bazı kişilerin dikkatini çekmiş, bu konular üzerinde yoğunlaşıp, bir diğer dünya insanı toprağını sömürmeye başlamıştır. Bu yaparken de asla oburluğundan vazgeçmemiş, nice kanlar dökmüş ve dünya üzerinde tekel olma yönünde bir politika izlemiş ve bunu başarmıştır. Elbette bu filmlere konu olabilecek aileyi ve o dört kardeşi hepimiz tanırız, lakin atı alan Üsküdar’ı geçti.

“Havayı ve suyu kirleten, soyan, sömüren kuruluşlar hesabına çalışan insanlara katil derler.” (Alıntı #48226580 )

Kurgunun çok iyi süzgeçlerden geçirilmesi isminden başka bir bilgiye sahip olmadığım yazar hakkında birçok düşünceyi de beraberinde getirmektedir. Çok iyi sentezlenen bir Japon kültürüyle iç içeyiz. Özellikle Go oyunu, General ve Kiraz Ağaçları kısımları muazzam birer gözlemci ruhun ortaya döktükleridir. Aynanın uç köşelerinde ise kurgudan uzak ama kurguyla iç içe olan dönemin büyük olaylarına yer vermesi, bunları kurguyla kesintisiz birleştirmesi okurda ayrı bir heyecan uyandırmaktadır. Bu olayları keşfetmeyi okurun kendisine bırakmak istiyorum ve bir bilim insanının meydana getirdiği bir kitle imha silahı olan atom bombasından bahsetmek istiyorum. Dünyanın en derin çukuru olan Mariana Çukuru’nu duymuşsunuzdur. Bu çukura keşfinden sonra sadece 4 kere dalış yapılabilmiş ve en sonuncusu ise 2019 yılında gerçekleşmiştir. Ondan önceki 3 dalışta elbette hiçbir veriye kesin olarak rastlanmamış ve kaydedilememiştir. Son dalışta ise çukurun içerisinde çöplerin olduğu ve hala atom bombası etkileri görüldüğü kaydedildi. Bu cümleyi yazmamın sebebi ise atom bombasını yapanın bir dahi olduğunu bilmenizi istememdir. Bilimin çoğu zaman insanların felaketi olacağı kanısını her fırsatta söylemem gerektiğine inanmaktayım. Bu arada yapay zekâ Alfa Go, go şampiyonunu mağlup etmiştir. Ne acı…

“Her saat yaralar, sonuncusu öldürür.” (Alıntı #48228357 )

Japonlar… Japonların dünya üzerinde bulunan en insana yakın türler olduğunu her zaman söyleme gereği hissediyorum. Çünkü insan olmanın hakkını çok iyi veriyorlar. Gerek asırlardır süre gelen kültür arşivleri ve gerekse kendileri dışındaki bütün insan ve nesnelere, doğaya olan saygıları gerçekten bin şükrana bedeldir. Bunun sebebini ise varoluşlarından beri bir adada dış dünyaya kapalı ve kendi içlerinde yaşamalarına bağlıyorum. Bugüne kadar bozulmadan bu şekilde gelmeleri ise benim düşünceme göre bir mucize. 19. Yüzyılda yine Amerika sahneye çıkıp Japonları dış dünyaya açılmaya zorlar ve başarır.

Hiçbir inanışa gebe kalmayan iyi ahlak örneği olan insanlar tarihte kendini azda olsa göstermiştir. Özellikle Helenistik dönemde bu tarz kişilerle karşılaşmak çok mümkündür. Marcus Atilius Regulus Romalı bir devlet adamı ve konsüldür. Kartacalılara karşı savaşırken esir düşer ve barış anlaşması için Roma’ya elçi olarak gönderilir. Kendi uyruklarına bu barışı kabul ederseniz büyük bir yenilgi yaşayacağını salık verir. Uyrukları Regulus’u dinler ve barışı reddeder. Regulus ise Kartacalılara verdiği döneceğim geri “sözünü” işkencelere uğrayacağını bilerek tutar ve Kartacalılara teslim olur. Aksi halde Roma’da kalıp güven içerisinde yaşayabilirdi. Sözün değerini iyi bilen Regulus bir “sivil erdem” örneği göstererek Kartacalılara teslim olmuştur. Büyük acılar, işkenceler sonrasında ise ölmüştür. O dönemin insanına bakınca bir isim ölümsüzlüğü istemeleri, namın yürüsün demeleri çok olağan bir durumdur. Bu tarz yiğitliklere çağımızda pek tanık olmasak da Japonların bu Stao Felsefe disiplini içerisinde yaşadıklarına canı gönülden inanmaktayım.


Son olarak ise kitap içerisinde bolca geçen ahlak ve dostluk hakkında birkaç şey söylemek isterim…
Ahlakın olmadığı yerde adaletten söz edilebilir miydi? Ahlaktan yoksun bireyler kendi özünden gelen soya sahip çıkmadıktan sonra haklarına nasıl sahip çıkacaklardı? Kenetlenme önce aileden başlamalı silsile ile bütün hanelere, komşulara ulaşmalıydı. Yetişme ve yetiştirilme şartları bireylerin eğitim düzeyleriyle orantılı ilerlemedikçe ahlaktan yoksun kalan biçare bedenler ya haksızlığa boyun eğerdi ya da haksızlık ederdi... Bu hususta ahlakın eğitimden önce gelmesi kişiyi iyi insan eder, topluma yararlı kılarken, ahlaktan yoksun bireylerin eğitimleri ise sadece kendi yararına yönelik olmakla kalırdı. İnsan yaradılışı toplumlarla beraber ikamet etmesini öngördüğünden ise önce ahlakın alınması ve eğitimle bunun desteklenmesi hem toplumlar için hem de doğa için vazgeçilmez gereksinimler olmalıydı. Aksi durumlarda bazı bireyler kendilerini alt sınıflardan kurtarıp yine alt sınıflara eziyet etmek zorunda kalırdı. Ve dostluk; Sizin için her şeyi yapabilecek dostlarınız muhakkak vardır. Yaptığımız yanlışların en başında yanlış kişilere dost dediğimizden başımıza geldiğidir. Dost dostu suça teşkil etmez. Bu dost değil suç ortağıdır. Bu ayrımları iyi bilmek ise erdem gerektirir ve yukarıda söylediğimiz gibi erdem yoksa dostluk yoktur.

“Terbiye her zaman için merhametten de, sadakadan da, yardımdan da, içtenlikten de daha güvenilir bir şeydi. Tıpkı hak yememenin, karşındakine eşit şans tanımanın, adaletten önemli olması gibi. Büyük sayılan değerler, baskı altına girdiklerinde türlü mantık oyunlarıyla çözülüverirler. Ama terbiye, terbiyeydi. Koşullar ne olursa olsun, hiçbir zaman değişmezdi.” (Alıntı #48227911 )

“Aptal bir dost, akıllı bir düşmandan daha tehlikelidir.” (Alıntı #48226821 )

Yukarıda okuduğunuz paragraflar yardımıyla az çok kitabın yönünü kestirmişsinizdir. İnsan ve doğanın ayrılmaz bütünlüğünü, doğa karşısındaki acizliğimizi ve bilginin kölesi olduğumuzu da söylemek isterim. Çok sevdiğim bir cümle vardır: “söz ağızdan çıkana kadar o senin esirin, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esirisindir.” Her şeyin kazananları bellidir. Ne kadar güçlü olursanız olun zamanı, hayatı ve doğayı alt edemezsiniz. Bu söylemlerimde Nikko’nun –ana karakter- biraz abartılı yönlerine bir atıf olsun.

Yazarın harika dili, yazım tarzı, üslubu, betimlemeleri ve özellikle karakterlerden Le Cagot’un mizacına hayran kaldım. Mükemmel ötesinde bir düşünme sürecinin ardından, kısa bir konuşmayla okurunu kahkahalarla boğması iki karakteri de dost edinmenize olanak sağlıyor. Benim için biraz polisiye, biraz felsefe, biraz yakın tarih ve doğa konularını barındıran naçizane bir içerikti.

“Amerikalılar hayat standardını, yaşamın kalitesiyle karıştırıyorlardı. Fırsat eşitliğini örgütlenmiş beceriksizler ordusuyla, ataklığı cesaretle, sertliği erkeklikle, özgürlüğü serbestlikle, çok laf etmeyi canlılıkla, eğlenceyi zevkle karıştırdıkları gibi. Bütün bu karışıklıkların sonucu olarak da tabii adaletin yanlızca eşit olanlar arasında eşitlik sağlayacağı gerçeğini göremiyor, herkes arasında eşitlik sağlayabileceği hayaline kapılıyorlardı.” (Alıntı #48069202 )

Kitabım E Yayınları 1981 tarihinde yayımlanmış ilk baskısıydı. Toplamda 512 sayfadan ve 7 bölümden oluşmaktadır. Kitap içerisinde ülkemiz için sansür uygulanacak hiçbir kavram ve kargaşa yoktur. Bu sebeple sansürlü içerik var diye bu naçizane kitabı okumaktan geri durmayın. Sadece birkaç sayfada yazar okurların yazılanları uygulamak isteyip tehlike düşmemesi için uyarıları mevcuttur. Bu kavramlar ise Jilet Masajı, Çıplak Elle Dövüş Sanatı ve Seks Durumlarıdır. Yani anlayacağınız birinci baskıda da bu teknikler hakkında bilgi vermemektedir.

Sözün özü; benim için harika bir deneyimdi. Heyecan verici bir kurgu ve sürükleyici karakterler kitabı elinizden bırakmaya imkân vermiyor. Kesinlikle okunulası ve şiddetle tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın...
445 syf.
·112 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sibumi
#Net Spoiler içerir
BAKTIN TOPARLANMIYOR bodozlama YAZ KURTUL :)
"Ne yazarsan yaz kitabı okumadan anlaşılmayacak nasıl olsa ...
"Sibumi'ye "aşk " ile degil __(Duygusallık seni öldürür ) __ unutma :)))
şiirsel matematikle " bakacağız :) bu yüzden kızlar Hel'i unutun :)

"Sibumi bana ne dedi ?
Beynimizin kurulmuş motor niteliğine yeni kitaplarla yükleme yapmazsak ..
Düşünme hızımız giderek artacak ve kendi kendini yakacak mı?
(Kafamızdaki başıboş düşüncelerden kaçmak için mi çok fazla kitap okuyoruz? )

Şibumi bize ne öğretir ..

Şematik olarak düşünmek, boşluğun içindeki sonsuz ihtimalleri kendine özgü matematik ve şiiri birleştirerek kullanamak ..
"Akıl ve ruh " bütünlüğü sağla ..problemi çöz ..hamleni yap ve yola devam et.

Soyut şeyleri (fark et )sevgi duy ,günlük teferuattan uzaklaş. .

"Sibumi " nin kalbi şu cümlede çarpar

"Ifade dolu bir sessizlik "

ışte burda ermiş olabilirim :) sıradan görünenin içindekini görmek ,gizli üstünlüğü keşfetmek , kendini kanıtlamak gereğini duymamak
Ruhsal rahatlığa erişmek ama pasifize olmamak ..hakimiyet peşinde olmayan bir OTORİTE. .. dostuna da düşmanına da yakın bir GÖLGE .. mükemmel değilmi ?bence öyle ...

Tam burada bir soru / cevap yapalım

FUSEKI / kitap size nerede açıldı ?
Ilk yarıda kitabın tümü açıktı ..
SABAKI/köşeye sıkışıp ondan kurtulmak istediniz mi ?
Hayır gerek görmedim
SEKİ/ eşitlik ve serbestlige nasıl ulaştınız
Kiraz ağaçlarının altında gezebildigim zaman
UTTEGAE /Risk aldığın yerler ?
Hemen hemen hepimiz "sansürlü " okuduğumuz için risk alamadık maalesef
SHICHO/SALDIRI
"Babamla olan zaafimdan vuruldum
TSURU NO SUGOMORI herkes kendi cephesine çekilirken ...inceleme yazmadan veda etmek olmazdı ... bu son noktadır
Sabakiyi en çok burda hissettim cünkü yazmak istediğim o kadar çok şey vardı ki "güçlü ve esnek bir manevra " yapmam mümkün değildi :)))

"Trevanian kimdir?
Ana şirket ,CIA, OPEK ,Münih olimpiyatları Israil ,Amerika,Araplar,ikinci dünya savaşı, fosfor bombası,atom bombası ,Pearl Harbor,Japon/Rus savaşı ,bask bölgesi ve dilleri bunların hepsini ayrı dosyaladım"

Kitap ilk yarıda beni benden almıştır ..ikinci yarıda ise daha ziyade "Auction" ritmine girdiği için okuma hızınız yükselir ..yani Serbest düşüşe geçersiniz "düşünme _eyleme katıl der ...

"Yukarıdan aşağıya parmağıyla okuyan dikkat çeken kelimelerde sağa doğru ilerleyen , fiziksel ve duygusal kargaşadan nefret eden üstüne üstelik bir kaç yerde beni güldülebilen "kötü adam " DİAMOND'u
sevdim ... :))

Hel ise insanlar arasındaki eşitlik sacmaliğini yok etmek için doğmuş ,altı dilde konuşan ,beş dilde düşünen
Ismi en sevdiğim olan (Nicholai,Nikoli,Nikola daha da rus kültürüne gidersek Grişa'ya kadar gider )
Annesi Rus (kominist zannedilen bir Attillacı :) babası bildiniz üzre Nazi (kanıtlı değil ) "göz rengi olarak icad edilmemiş bir antik cam yeşili " bakışlı olarak aklımda kalacak olan ADAM :)

Kitabı okuma serüvenime gelince neden 112 gün ve aslında 2 gün ve neden SIbumi ...
Öncelikle ilk adam olan sevgili sahafim Mustafa hocamın "Sen hâlâ bu kitabı okumadığın için eşitlenemeyiz " bakışı ki dünyanın en şeker adamıdır normalde

Ikinci adam olarak tabiiki "sabah da darlarım" tehditleri ve beynimin içinde yankılanan ilahi "Okuuuuu" bestesini sahibi "sevgili Tuco Herrera
ona şu sebeple ayrı bir teşekkür etmek isterim ki 112 gün önce ilk seksen sayfayı okuyup kenara koyduğum kitabı ısrarla "baştan başlaaaaa " dediği için :) böylece baştan başlayıp bambaşka bir bakış açısıyla okuyup bitirdim inceledim :) sağ olsunlar var olsunlar ..

Daha yazacak çok şey var ama bitirmek zorundayım :))
Dip not olarak ..
Eğer yeni bir dil öğrenmek isteseydim bu kesinlikle "Mandarin'ce dir ..
Ve bir Haize_ Hegoa olduğum için Tanrıya sonsuz şükran :)))

Iyi ki varım :)))
456 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Nihayet okuduuum! Evet bir çırpıda, zevkle, heyecanla okudum! Hayran kaldım!
Tuco Herrera/Duvar/ ile her muhabbetimizin olmazsa olmaz konusuydu Şibumi. Okumadığımdan yakınırdım ve o da bana "çok beğeneceksin fazijiiiim" derdi :D Yine yanılmadı!
Bu kadar beğenilmesinin nedenini de anladım tabi ki okuyunca. İlk kez okuduğum bir tür olduğu için daha da ilgiyle araştırdım yazılanları.

Trevanian hakkında bilgiler edinmek için uzunca gezindim nette. Kullandığı takma isimlerini, hayatını okudum ve çok etkilendim. (Mutlaka Katya'nın Yazı da okuma listeme girecek yakın zamanda.)
Şibumi hakkında, Go hakkında birçok şey öğrendim. Go ve felsefe, Murphy'nin Go yasaları, Go terimleri ile ilgili araştırmalar yapmama neden oldu Şibumi.

Konuya girelim hemen;
Kitabın giriş cümlesi ile başlamalıyım çünkü beni benden aldı; "Bu kitapta adı geçen kişi ve kurumlar birer hayal ürünüdür; ancak kendileri bunun farkında bile değildir." Bu cümleyi okuyup neler hissedebileceğinizi düşünün!

Şibumi nedir kısaca bahsedeyim bilmeyenlere;
Olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlüklerdir. Yani bilgiden çok anlayış, kendini kanıtlamaya gerek duymayan alçakgönüllülük, ruhsal rahatlıktır. İnsan Şibumi'yi elde etmez, keşfeder. (Kitapta daha ayrıntılı bulacaksınız bu tanımları)
Şanghay'da doğup Kişikava adlı Japon bir general tarafından büyütülen, Go oyunu üstadı, yedi dil konuşan, çıplak elle öldürme tekniklerinde usta olan, mağaracı, terörist avcısı Nicholai Hel. Her konuda sakin, düşünerek hareket eden, hayatın her hamlesini hesaba katan bir karakter yaratmış Trevanian. Yaşadığı onca şey sonrası emekliye ayrılan Nicholai, Ana Şirket nedeniyle şatosundan ayrılıp onlarla savaşmaya karar verir. Ve sonrası muazzamdır! Münih Beşlisi, Kara Eylülcüler, öldürülen İsrail atletleri ve ve kan gölüne dönen bir havaalanı! (Tabi bunun öncesinde Nicholai'nin nasıl yetiştiğinden, aldığı eğitimlerden, hayatına giren kadınlardan, Go oyununa düşkünlüğünden, yakın algılama yeteneğinden bahsedilir olay akışı içinde.)

Nicholai ile diğer karakterlerin arasında geçen diyaloglarda birçok ders verici cümlenin altını çizdim. Hayretle onayladım okuduklarımı.
Öyle anlar geldi ki, okurken kendimi tutamadım ilerlemek istedim, hemen sonucu öğreneyim neler olduğunu bileyim istedim. Hatta Tucocuumu ipucu vermesi için darladım :D Ama hiç açık vermedi sinir :D (Buradan Tucocuuma sesleniyorum; önerilerinle yenileniyorum, öğreniyorum! Bidahaki kitapta spoiler vermen için bunları yazıyorum :D)

Her bölüm şahaneydi. Ancak çıplak elle öldürme teknikleri hakkında daha çok okumak istedim. Bir yerde çeviri notuyla karşılaştım ve denenmesini önlemek için ayrıntılı anlatılmayacağını okuyunca dünya başıma yıkıldı :D Ve yine Tucocuumdan, ilk baskıda bilgiler bulabileceğimi duydum; çok üzücü bir andı :D

Bu kadar yazdıktan sonra tabii Nicholai Hel hayranları arasına katılmış bulunuyorum!
Kısacası olağanüstü bir kitap okudum. Bitmesin, devam etsin istedim. 'Son' yazısını görmek istemedim. İyi ki okudum. Şiddetle tavsiyedir okumayanlara...
456 syf.
·13 günde·Beğendi
Muhteşem. Macera ve heyecanın hiç azalmadığı, düşündüren, Doğunun tüm geleneklerini kullandığı, ayrıntı dolu bir kitap yazmış Trevanian. Uzun bir Hollywood aksiyon filmi izlemiş gibi oluyorsunuz. Başlarda biraz tıkanmış gibi gelebilir ama ilerledikçe ağzınız hiç kapanmayacak.

Fazla spoiler vermeden başkarakter Nicholai Hel üstünden kitabın içeriğinden bahsetmek istiyorum. Nicholai Hel, Shanghai'da doğmuş melez bir insan. Birçok dil biliyor. İkinci Dünya Savaşını çocukluğunda bizzat yaşamıştır. Japon bir generalin yanında büyümüş ve sonra bir Go oyunu ustasının yanında yaşamış. Mağaralara özel bir ilgisi var. Amerikan düşmanı. Herkes adına kiralık katil avcılığı yapabiliyor. Sağlam bir karakteri var. Karakterini Doğunun mistisizmine ve şibumiye borçlu. Hel ile karakterinin oluşturan mistisizme ve şibumiye biraz bakmakta fayda var:

Mistisizm, sezgi veya içe bakış yoluyla Tanrıyla özdeşleme veya yeni bir idrak(kavrayış) düzeyine varma anlamına geliyor. Bana göre de Tasavvuf vahdet-i vûcud inancının değiştirilmiş gavurcası. Hel'in: "...ben orda olduğum gibi, burdayım da...uzaklaşıyorum ama gitmiyorum...orada görebilen tek şey benim. Hepinizin adına ben görüyorum..."(syf. 94) sözlerinden bunu anlamak biraz daha kolay. Hel ruhunu mistik yolculuklarla dinlendirip, konsantre olabiliyor. Mistisizmden aldığı yakınlık algılamasıyla, kendinden uzakta olan şeylerin titreşimini hissedebiliyor ve ona göre hareket ediyor.

Şibumi, Japon hayat felsefesi. Sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükler olarak tanımlanıyor. Anlatamayacak kadar basit görünen, hakimiyet peşinde olmayan otorite veya kendini kanıtlama gereği duymadan alçakgönüllü olmak gibi ya da sehl-i mümteni sanatını hayata yansıtmak gibi. Hel, şibumiyi teslimiyet için kullananların aksine rakipleri karşısında bir kuvvet olarak kullanmış.

Go oyun ustasının yanında yaşadığından bahsetmiştim. Ustası Go'yu gerçek hayat olarak görüyordu, yaşadığımız hayatı da oyunun bir yansıması. Bundan da hayat bir oyundur, sonucunu çıkarmak abez kaçmaz herhalde. Hel de ustasına uyarak Go dilini hayat diline uyarlıyor.

Hel'in mağara tutkusu insanın içindeki karanlığın cesaretle, kararlılıkla, mücadeleyle ve kurnazlılıkla aydınlatmasının simgesi. İçimizde bir mağara olduğunu biliyorsak buna şaşmamak gerek.

Beni en çok etkileyen ve ayrıntıya girmediği için biraz da heyecanımı perçinleyen Hel'in Çıplak Elle Öldürme Teknikleri idi. Basit araçlarla kağıt, pipet vs. bu tekniği uygulaması ilginçti. Daha önceki kitaplarında değişik tekniklerinden yararlananlar olduğu için bu kitabında ayrıntıya girmemesi, insanların iyiliği için tedbir olmuş.

Kısaca muhteşem bir kitap. Keyifli okumalar.
456 syf.
·6 günde
Kahramanız Nicholai Hel yarı Rus, yarı Alman, Şanghay doğumlu, Japon kültürüyle yetişmiş. Zaten kitabı merak etmemiz için en büyük etken. Buraya kadar her şey olağan, bundan sonra sizin kararınızla kitap 2 çeşite ayrılıyor.

1.si keyifli zaman geçirmek için okuyacağınız bir kitap
(Benim daha önce okuduğum gibi)

2.si kitapta anlatıların farkında olarak okumak
(Kitabı tekrar okumamı sağlayan ve bu konuda bana yön gösteren sevgili arkadaşım Tuco Herrera çok teşekkür ederim.)

Kitapta karakter ve konular tarihin içine öyle bir gömülmüş ki, her olay gerçekten yaşanmış algısı yaratıyor. Bunun için biraz dünya tarihini bilmekte fayda var.

Tabi ki Japon kültürüyle yetişmiş bir Ortaçağ anti-kahramanı söz konusu olduğu için japon kültürünü birazda olsa bilsek iyi olur. (En azından her japon kelimede google açmazsınız)

Ayrıca işin siyasi boyutu kitaba inanılmaz hava katıyor. Çok sevgili dünyayı yönetenler tarihi şekillendirmeye devam ederek kahramanımızı delirtiyor. Eh dünyayı yöneten kesimle ilgili olarak kulak dolgunluğuolsa fena olmaz.

Kitapta bunların hepsi çok güzel şekilde harmanlanıp önümüze sunulmuş.

Benim için en önemli kısmı kitapta tarihle ilgili kısımlar olmasına rağmen sanki günümüzü anlatıyor. Kitap kurgu mu gerçek mi, dünü mü yoksa bugünü mü anlatıyor düşünmeden kitabın içinde kendinizi kaybedip gidiyorsunuz.

Her şeyin ötesinde kahramanımızın ulaşmaya çalıştığı felsefe söz konusu. Bu olayların içinde hem "Go" oyununa hem de ulaşmak istediği felsefeye bol bol atıfta bulunuyor.

Kitabı okumaya karar verdiğinizde yazdıklarımı ve #30960073 incelemeyi gözden geçirirseniz kitabı okurken inanılmaz keyif alacağınızdan eminim.
Şimdiden iyi okumalar.

"Geçmiş denilen şey, gelecekten arındırıldığı anda bir yığın önemsiz ayrıntı haline geliyor."
456 syf.
·23 günde·Beğendi·10/10
Evet..
Geldik mi başlayan her şey biter diyen adamın haklı olduğunu anladığımız o kıvama. Şuan elinden oyuncağı alınan bir çocuk kadar üzgünüm çok samimi bir itiraf bu,Nicholai Hell artık hayatımda yok. Oysa koskoca bir serüveni birlikte sırtladık günlerdir kâh gülerek, kâh üzülerek. İnternette ki bir kaç yorumda Nikko hakkında mekanik ve duygusuz olduğu yönünde yorumlar gördüm kalbim kırıldı. Nicholai Hell benim için zirvede bir adam, hani "abi aşmışş bu adam yaaa!" deriz ya o misal.

Rodney William Whitaker ya da Trevanian (sanırım kendisi bu isimden daha fazla hoşlanıyordu) tam bir kurgu üstadı. Olaylar iki farklı zamanda gelişip sonlara doğru kesişip okuru bir telaş halinde son sürat okumaya teşvik ediyor. Vakit bulamayıp her okuyamadığım gün için vicdan azabı hissettiğimi söylemeden edemeyeceğim.

Yazarın özellikle Bask ve Japon kültürünü işleyişi daha çok ruhsal olgulardan ,sezgilerden oluşan bölümleri uzun uzadıya anlatımı gerçekten epey etkileyici.

Ayrıca filmi yapılan kitaplar arasına da girmiş bulunuyor ama ben kitapta ki etkiyi yaratamayacağını düşündüğüm için izlemeyeceğim, çünkü Nikko kafamda en sevdiğim karakter Çalıkuşu/Feride ile aynı kulvarda şu sıralar.

Velhasıl kelam şahane bir roman, bir serüven, bir hengame, ruhsal bir yolculuktu keşke bitmeseydi bile dedim ama her şey dilediğimiz gibi olsa kıymeti olmazdı :) herkese şimdiden iyi okumalar arkadaşlar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cenk Gümüşcüoğlu
Unvan:
Tasarımcı

Yazar istatistikleri

  • 3.960 okur okudu.
  • 125 okur okuyor.
  • 3.021 okur okuyacak.
  • 103 okur yarım bıraktı.