Benim şansım , elimdeki kitap listesini ararken, yanında bir de kendi tavsiyesi olan kitabı verecek bir sahafla denk gelmiş olmam oldu. Şibumiyi verip, “Bunu şimdiye kadar okumamış olduğunuza inanamıyorum.” Demişti. Kitabı bitirdiğimde, şimdiye kadar okumamış olduğuma mı üzülsem, geç de olsa okuma fırsatım olduğuna mı sevinsem bilemedim…
Nicholai Hel, yarı Rus, yarı alman asıllı koyu bir Amerikan düşmanı. Şanghay’da doğmuş, bir japon generali tarafından büyütülmüş ve “Go” oyunu öğrenmiş. Bask dili dahil yedi dili ana dili gibi konuşuyor. Üstün düzeydeki “ yakın algılama” yeteneği sayesinde fotoğrafı bile çekilemeyen bu yenilmez savaşçı günün birinde emekli olarak yaşadığı şatosunda amansız ve acımasız bir dövüşe katılmak üzere çıkıyor…
Nicholai Hel, okul eğitim almamış, evde annesinin tuttuğu hocalar tarafından özel olarak yetiştirilmiş, çokça kitap okumuş, kendini uğraştığı her şeyde ustalaştırmış gerçek bir filozoftur... Cesur, korkusuz, yetenekli bir savaşçı, öyle ki kağıt parçası, kurşun kalem, plastik kartla bir insanı öldürebilmektedir. Bu haliyle fantastik olmayan edebiyatın en abartılı karakterlerindendir. Öyle ki bir kez seviştiği tüm kadınlar yaşamlarındaki en iyi deneyimi yaşamış olur ve hayatlarının geri kalanında Nikko gibi bir adam bulamadıkları için bunalıma girerler.
“Şibumi”, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. Şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek.
“Şibumi” o kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok.
“Şibumi”, bir tür teslim oluştu…
Generali tarafından eğitilirken, hem “Go” oynayıp, hem de oyun ve