Romanımızın yazarı Henri Charrière aslında bir yazar değildir. Edebiyatla da özel bir ilgisi yoktur.
Fakat yaşadıkları ve gördükleri öylesine sarsıcı ve farklıdır ki; Cüzzamlılar Adası’nda cüzzamlılarla yaptığı tekne alışverişinde gördüğü yardımlaşma, Kızılderili kabilesinde geçirdiği dokuz aylık süre, akıl hastanesinde yaşadıkları, Çinlilerle ve Venezuelalılarla geçirdiği günler ister istemez kalemine yansımış; olaylara evrensel bir bakış açısı kazandırmıştır.
Yazar belki romanda anlatılan her şeyi birebir yaşamamıştır.
Fakat büyük bir bölümü kendi deneyimleri ve hapis hayatı boyunca tanık olduğu gerçeklerden oluştuğu bence su götürmez.
Okur, onu okurken yalnızca bir mahkûmun anılarını değil; bütün insanlığın acısını ve vicdanını da duyumsar.
O, yaşadığı her acıda ve her olayda insanın insana yakışır davranma zorunluluğunu içselleştirmiştir.
Karanlığın ve zorluğun içinde bile insan olma kimliğini korumanın mümkün olduğunu gösterir.
O sadece kaçmayı planlamaz; her koşulda insan kalabilmeyi hedefler.
Bana göre Kelebek’i güçlü kılan şey, tam da bu yüreğin kendisidir.
Romanı okurken Samuel Beckett’in şu sözü hep aklımdaydı:
“Denedin. Yenildin. Önemi yok. Yine dene. Yine yenil. Daha iyi yenil.”
Hikâye tam da bu söze uygun düşüyor.
Her yenilgi onun için bir son olmadı; her kaçışında yaşadıkları ve öğrendikleriyle yeniden başlamayı bildi.
Sanırım dokuzuncu kaçışında, uzun bir mücadelenin ardından, 37 yaşında özgürlüğüne kavuştu.
Her başarısızlık onu daha da güçlendirdi; özgürlüğün tüm zorlukları aşacak kadar kutsal bir iç dürtü olduğunu gösterdi.
Yenilgiyi zaferin hamuruna katan bir insan hikâyesine dönüştür.
Kelebek romanı ilk defa 1973 yapımı Papillon filmiyle sinema dünyasına taşındı.
Bu klasik başyapıtta Steve McQueen’in performansı unutulmazdır.
2017’de yapılan
Hayatta kalma mücadelesi verirken,Hayattan ders almak,bir ümit görebilmek kendinde ve karşılıksız iyiliğe dair Kelebek'in hiç ummadığı bir duygu.Bölük pörçük,heyecanını kaybetmeden okuyorum.Okutturuyor..
Bu kitap, azmin, sabrın ve umudun vücut bulmuş hali resmen. Suçsuz yere işlemediği bir cinayetten müebbet kürek cezasına çarptırılan ‘Kelebek’ lakaplı yazarımızın kendi kaleminden çıkmış gerçek bir kaçış hikayesi.
Yazarımız hayali bir ürün ortaya koymak istese eminim bu kadar başarılı bir kahraman karakteri işleyip, baştan sona soluksuz okunacak macera ve adrenalin dolu bir kurgu yaratamazdı. Okurken sık sık ‘nasıl yani bunları gerçekten yaşamış mı’ şaşkınlığına kapıldım. Ama çok da önemli değil her ayrıntının gerçek olup olmaması. Sonuç olarak 5 den fazla kişinin kaçmayı başaramadığı, neredeyse kaçmanın imkansız olduğu bir adadan, kahramanımız bir çok başarısız kaçma teşebbüsün ardından ağır insanlık dışı cezalara çarptırılıp, işkence görmesine rağmen pes etmemiş psikolojik, fiziksel ve ahlaki olarak kendini hep koruyarak 13 yıl ardından bir çok dost zaiyatları vererek kaçmayı başarmıştır. Demem o ki bu adam, kaçış hikayesini anlatırken ne kadar abartsa ne kadar uydursa da yeridir ve hakkıdır.:)
Elinize alınca bırakamayacağınız türden bir kitap, Kelebek in yanındaki bir müebbet mahkumda siz oluyor onla beraber tüm kaçma, yakalanma ve yeniden kaçmaya dair tüm duyguları da yaşıyorsunuz. Bunların yanı sıra kitabı genel kültür açısından da beğendiğimi söyleyebilirim. Daha önce hiç bir bilgim olmayan Fransız Guyanası’nın ne ve neresi olduğu, Şeytan, Royal ve Sant Josep adalarının tarihte ne işlev gördüğü ve yanı sıra Güney Amerika coğrafyası dair bir çok güzergah ve tabi ki hindistan cevizinin her bakımdan kutsal sayılması gereken kurtarıcı bir besin olduğu vb..
Son olarak her daim medeniyet beşiği olan(!!!)Fransa’nın adalet anlayışına ve işleyişine de hayran kalmamak mümkün değil!
KelebekHenri Charrière · E Yayınları · 19886,5bin okunma
Kitap baş karakterin ağzından yazılıyor. Ve söylenen o ki tamamı gerçek. İnanması güç çünkü bitmez, tükenmez bir hapishanelerden kaçış silsilesi. İnanıp, inanmamak kişiye kalmış, şahsen ben doğru olduğu fikrine yakınım ancak az da olsa arttırılarak yazıldığını düşünmüyor değilim.
Kitap oldukça fazla sayfaya sahip olmasına rağmen, müthiş bir sürükleyicilikle ilerliyor. Yerli ve yeterli imgeler, kişiler, ortam okuyucuyu adeta kendi dünyasına alıyor. Bazı kitap dünyalarının rengi, atfosferi vardır, bu o kitaplardan.
Onlarca ülke, onlarca hapishane, onlarca olay, onlarca karakter bambaşka bir yaşam. Karakterimizin haksız yere cezaya çarptırılması onun tüm firarlarında ve yakalanışlarında okuyucuda da büyük bir heyecan duygusu yaratıyor. Bu sefer olsun, adalet yerini bulsun hissini çok güçlü hissetmenize yol açıyor.
Burada birkaç başarıyla ya da fiyaskoyla sonuçlanan firar hikayesini anlatsam bile, "Papillon" un ağzından duyacağınız gibi olmayacak o yüzden hiç girişmiyorum. En iyisi okumak.
Kitap yoğun şekilde macerayla işleniyor, tabi içerisinde kısmi olarak adaletin irdelenmesi, bazı ülkelerin iç ve dış siyasetleri de yer buluyor. İnsanın ne kadar güçlü olabileceğinin bir örneğini oluşturuyor "papillon". Filmini izledim zaten deyip geçmeyin, 1/3'ini bile içermiyor. Mutlaka edinin, sıkılmayacaksınız. Mükemmel bir deneyim sizi bekliyor bu kitabın sayfaları arasında.
Bundan yaklaşık 15 yıl evvel, çok sevdiğim Ezel dizisinde bir sahnede doktorunun Ezel’e ‘ İmkansızı başarman dileğiyle’ şeklindeki notuyla hediye ettiği bu kitabı yıllar önce alsam da bugün okuyup bitirme şansım oldu. Kitabın yazarı ve kahramanı olan Henri Charriere, nam-ı diğer Kelebek, işlemediği bir cinayet yüzünden ömür boyu hapse mahkum edilir. Fransa’da başlayıp Venezüela’da biten macerası bütünüyle esaretten kurtulma çabasıyla dolu. Kelebek, hiç durmadan, 13 yıl boyunca özgürlüğüne ulaşmaya çalışıyor, bu uğurda defalarca başarısız oluyor, ölümlerden dönüyor, yine de çabasından vazgeçmiyor. 13 yıl sonunda çok istediği ve kendisinden çalınan özgürlüğüne kavuşuyor. Otobiyografi tarzında yazılmış kitap edebi kaygısı olanları sükutu hayale uğratabilir. Fakat ümit etmekten, hayal etmekten ve özgürlük uğruna hiçbir şeyi yapmaktan imtina etmeyen Kelebek’in hikayesi okunmaya değer. Şimdiden iyi okumalar.
KelebekHenri Charrière · E Yayınları · 19886,5bin okunma
20 sene önce okudum, belki o zaman yaşıma göre çok büyük bir kitaptı(11-12), ama hala hayatımda okuduğum en iyi romanlardan olduğunu söyleyebilirim, o timsahlar zamanında rüyalarıma az girmedi :))
KelebekHenri Charrière · E Yayınları · 19886,5bin okunma
Henri Charriere, bilinen adıyla Kelebek işlemediği bir cinayet yüzünden ömür boyu kürek cezasına mahkum oldu. Mahkum olduğu 13 yılda dokuz sefer kaçma girişiminde defalarca ölümden döndü. Ve sonunda özgürlüğüne kavuştu. Muhteşem bir kaçış öyküsü. Aldığı hücre cezaları bile onu kaçma fikrinden vazgeçiremedi . Bu sürede bir çok arkadaşının ölümüne şahit oldu. Gerçek hayat hikayesi inanılması güç yaşam mücadelesi.
Keyifle ve sıkılmadan okunacak bir kitap.
KelebekHenri Charrière · E Yayınları · 19886,5bin okunma
Servetini sıfıra indiren, altmış yaşlarına yaklaşmış bir adamın kulağına bir isim çalınır: Albertine Sarrazin . Oysa bu ismi duymasa, belki de hiçbir zaman kaleme sarılmayacak, dünyanın en çok konuşulan kaçış hikâyelerinden biri de hiç doğmayacaktı. Bu adam Henri Charrière , nam-ı diğer Kelebekti. 1930’larda işlemediği bir cinayet yüzünden kürek cehennemine mahkûm edilir. Ama onun hikâyesi bir suçlunun değil, özgürlüğe inanan bir ruhun hikâyesidir.
On üç yıl süren bu bitmeyen kaçış, yalnızca geçmişten kurtulmanın değil, insanın kendi geleceğini yeniden yazma cesaretinin de sembolü olur. Ve belki de her şeyin arkasındaki en büyük etken, Kelebek’in paraya olan ihtiyacıdır. Charrière, Sarrazin’in kitabını okuduktan sonra kendi kendine şöyle der:
“İyi be, dedi bu yavru kırık bacağıyla zulalı yerlere gizlenip 123.000 kitap sattıysa ben, otuz yıllık serüvenlerimle üç katını satarım.” (s:2 ePub)
Kitabı okudukça fark ediyorsunuz ki, Kelebek bir şekilde o parayı hep buluyor.
Kelebek , ilk sayfalarından itibaren gerçek bir hikâyenin sınırlarını zorlayan bir anlatı sunuyor. Okur, olayların akışı içinde yalnızca bir mahkûmun kaçışlarını değil, insanın özgürlük arayışını, yaşamla ve ölümle kurduğu o ince bağı da izliyor. Kitap normal seyrinde, oldukça akıcı bir şekilde ilerlerken bir anda gelecekte olacak bir olayı söyler gibi yapıyor; o küçük kırılmalar “nasıl oldu da öyle oldu” diye daha çok merak ettiriyor. Bu geçişlerin doğallığı, yazarın anlatımındaki ustalığı hissettiriyor.
Gerçek bir yaşam öyküsünü okuduğumuzu bilmemize rağmen, bazı sahnelerdeki gerçekçilik neredeyse dayanılmaz bir yoğunlukta. “Yok artık” dedirten anlar, Kelebek’in yaşadıklarını bir masaldan çok bir belgesel gibi algılamamıza neden oluyor. Ve belki de kitabın asıl çekiciliği burada: ne kadar inanılmaz olursa olsun,
KelebekHenri Charrière · E Yayınları · 20196,5bin okunma
“ Evet, çürüme, bozulma yolundayım ve ikide bir suyla dolan hücrede yaşasam da yine kaçıyorum, yine özgürlük yolundayım. Kimse bu gerçeği inkar edemez ya.” (s.206)
26 Ekim 1931 tarihinde Henri Charrière, haksız yere aldığı kürek cezası günlerini yalın, içten ve sürükleyici bir dille otobiyografik romanı, Kelebek ‘te anlatıyor. Kelebek sanki karşısında oturup onu dinliyormuş hissi veriyor. Yayımlandığı dönem kitabın yayıncısı Kelebek’teki metnin yalnızca küçük düzeltmelerle yayımlandığını ve anlatılanların gerçekliğine kefil olduğunu açıklıyor. Zira kitabı okuyan gerçekliğini sorgulayacaktır. Kelebek öyle bir hayat kaleme alıyor ki okurken hikayenin vuruculuğu karşısında böyle bir hayat yaşanamaz dedirtiyor. Yine de satırlarında özgürlüğün yakıcı nefesini derinden hissettiriyor.
Paris’te ağır ceza yargılamasıyla başlayan eserde Kelebek haksız yere cinayetle suçlanıyor, delil yetersizliğine rağmen jüri müebbet kürek kararı veriyor. Charriere yani Kelebek ömür boyu cezasını çekmek için Fransa’nın denizaşırı sömürgesi olan Guyana’ya doğru yola çıkarılıyor. Yolculuktan itibaren macerası da başlıyor. Akabinde defterler boyunca kaçış teşebbüsleri sahneye çıkıyor, yolculuklar, tüpler, sığınaklar, adalar ve limanlar eşliğinde özgürlük arzusunu sürekli diri tutuyor.
Bu soluksuz serüveni edebi süslerden uzak, yalın ama çarpıcı bir dille aktarıyor. Hayat hikayesinde hapishane yaşamının acımasız koşullarına tanık olurken, diğer yandan insan iradesinin sınırlarını keşfe çıkarıyor. Böylece Kelebek kararlılıkla ayakta duran bir insanın portresini bütün sadeliğiyle çiziyor.
Kelebek özgürlüğü için mütemadiyen kanat çırpıyor, zincirlerden kurtulmak istiyor. Mahlası olan Kelebek ana temasındaki özgürlük arzusunun hakkını veriyor. Anlatısı da defterler
Nihayet!
Ben bu kitabı belki on yıl olmuştur Kurtlar Vadisinde Halo Dayı hapiste okurken gördüm o zamandan beri aklımda, geçen yıl Ezel'i izlerken yine karşıma çıktı, dedim okucam bu kitabı ama 35 lira olduğunu görünce almak istemedim ta ki sahafın birinde 1973 baskısı 2. elini 5 tl'ye satıldığını görene kadar. Aldım aldığım gibi de okumaya başladım ama uzun sürdü baya.
Kitabın çok ilginç bir hikayesi var, nasıl Esaretin Bedeli ya da Cesur Yürek için sinemanın özgürlük manifestosu denir, bu kitap içinde kitapların özgürlük manifestosu deniliyor. Nedenini konusunu anlattığımda anlayacaksınız.
Öncelikle kitap gerçek bir hayattan doğrudan yaşayanı tarafından aktarılmış bir nevi otobiyografi, zaten ben gerçek hayattan esinlenilen kitap ve filmleri daha çok severim. Denzel Wastington'dır bu sebeple en sevdiğim aktör. Adamımız bir gün bir kitap okurken bakıyor kitap 200 bin küsur satılmış, diyor ki "ulan bu kitap bile bu kadar satıldıysa ben hayatımı yazsam milyon satar, köşeyi dönerim.", dönüyor da. Kitap ilk senesinde Amerika'da 5.5 milyon, Fransa'da 1 milyon, İngiltere ve Almanya'da da 1 milyon satıyor. Peki ne var bu adamın hayatında? Hırs var, azim var, mücadele var, acı var, kan var, dehşet var, şakak kemiğinden girmiş levye var...
Olay tam olarak şöyle oluyor. Adamımız işlemediği bir şuçtan dolayı kürek cezası alıyor dediğine göre (ben pek inanmadım gerçi, çünkü adamda adam öldürme potansiyeli ve içgüdüsü var) sonra güney amerika'da bir hapse gönderiliyor ama adam sürekli kaçma peşinde başarısız denemelere rağmen vazgeçmiyor tam bir Micheal Scofield. Hatta bir kaçısında kızılderililerle 8-10 ay yaşayıp yuva falan kuruyor. Sonra tekrar yakalanıp adaya sürülüyor ama adam yine planlar, entrikalar Lost'lar yine kaçıyor. Tabi böyle kolay yazdığıma bakmayın okursanız
Fransız yazardır. "Papillon" (Kelebek) isimli kitabı ile ünlüdür. 1906da Fransanın Ardeche şehrinde doğmuştur.Annesi 10 yaşındayken ölmüş,çocukluğu iki kız kardeşiyle öğretmen olan babasının yanında geçmiştir.1923 yılında 17 yaşındayken Fransız Deniz Kuvvetlerine yazılmış,burada 2 yıl çalışmıştır.Buradan ayrıldıktan sonra Pariste suç örgütlerine katılmış,yasadışı işler yapmaya başlamıştır.rnrnMahkumiyetirnrn26 Ekim 1931 yılında Pariste cinayet suçundan tutuklanmış,bu suçtan Fransız Guyanasında ömür boyu kürek mahkumiyetine çarptırılmıştır.Ve 13 yıllık kaçış mücadelelerinden sonra özgürlüğüne kavuşmuştur.Kaçış Ayrıntıları Daha sonra Venezuela vatandaşı olmuş orada da tüm mahkumluk hikâyesini kendi lakabını taşıyan "Kelebek" adlı kitapta yazmıştır. Banko adlı kitabında da özgürlüğe kavuştuktan sonraki yaşamını anlatmıştır.rnrn13 yıllık kaçışını anlattığı kitabı Papillon, Türkiyede e Yayınları tarafından Aydil Baltanın çevirisiyle, Kelebek adıyla 1969 yılında yayınlanmıştır.Yine aynı kitap, 1973 yılında Franklin J. Schaffnerin yönettiği ve Steve McQueenin başrölünü oynadığı, Papillon isimli filme çekilmiştir.