Cavit Çilesiz

Cavit Çilesiz
@hopelessss
Arayan her yer de bulur... Bazı hikâyeler, yarıda biter..! Ne güle güle giden vardır, ne de hoşça kalan... öptüm sonsuz gidişinden.. Cahit Zarifoğlu
Seni sevmeye hazır olmayan insanları serbest bırak Bu hayatında yapacağın en zor şey. Seni sevmeye hazır olmayanlara sevgini vermeyi bırak. Değişmek istemeyen insanlarla zor sohbetler yapmayı bırak. Varlığına önem vermeyen insanlar için görünmeyi bırak. İçgüdülerinin etrafındaki herkesin iyi dileklerini kazanmak olduğunu biliyorum, ancak aynı zamanda zamanını, enerjini ve akıl sağlığını çalacak dürtüdür... Hayatında memnuniyet , ilgi bağlılık ortaya çıktığında, herkes senin kadar dürüst olmayacak... Bu, kim olduğunu değiştirmen gerektiği anlamına gelmez. Bu seni sevmeye hazır olmayan insanları sevmeyi bırakman anlamına geliyor. Zamanını harcadığın kişiler tarafından ince bir şekilde dışlanır, ince bir şekilde aşağılanır, unutulur veya kolaylıkla görmezden gelinirsen onlara ilgini ve enerjini sunmaya devam ederek kendine iyilik yapmazsın Gerçek şu ki sen herkes değilsin... Ve herkes senin için değil. Bu dünyayı bu kadar özel yapan şey, arkadaşlığına, sevgine,dostluğuna önem veren olan birkaç kişiyi bulduğun zaman ve gerçek aşkı ...bunun ne kadar değerli olduğunu bileceksin... Çünkü olmayan şeyleri tecrübe ettin... Ama bunu yapamayan birisinin seni sevmesini sağlamak için ne kadar çok zaman harcarsın? Bu gezegende milyarlarca insan var ve çoğu seninle kendi seviyelerinde sevgi titreşimleri icindeler... Ama... Seni yastık, ikinci plan seçeneği, terapist ve duygusal iyileşme stratejisi olarak kullanan insanların mahremiyetinde ne kadar kısa kalırsan senin icin doğru olan bu ... Denemeyi bırakırsan ilişki biter... Belki mesaj göndermeyi bırakırsan telefonun günlerce ve haftalarca sessiz kalır... Birini sevmeyi bırakırsan gerçek olmayan aşk eriyebilir... Bu bir ilişkiyi mahvettiğin anlamına gelmez! Bu ilişkiyi tutan tek şey sadece sendin ve sadece senin onu tutmak için
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
196o'ların başı. Yeşilçam'ın en "çalışkan" olduğu zamanlar. Bir fil­min çekimi, sürse sürse iki hafta sürüyor. Bazen bir haftada aynı ekiple iç içe iki film birden çekiliyor. Yönetmenden, yapımcıdan başka kimsenin ha­beri olmuyor bundan. Öyle ki, Yılmaz Güney bile tek filmde oynadığını sa­nıyor. Bir süre sonra ikinci film gösterime girince de, "Ben bunda ne za­man oynamıştım?" diye düşünüyor. Ortada değil öykü, konu bile yokken "motor" deniliyor. Öykü de çe­kiınlerle birlikte beliriyor. Oyuncular ise gün boyunca koşuşturuyorlar. Ba­zen bir günde üç sete bile giden var. Rivayet ederler ki, bir filmin çekiminde yönetmen, Filiz Akın'a, "Yere bak, bağır," demiş. Filiz Akın yere bakmış, bağırmış. Çekim tamaınlandıktan sonra ak­lına gelmiş. "Ben neden bağırdım?" diye sormuş. "Neden olacak," demiş yönetmen, "yerde babanın ölüsünü gördün de ondan."
Sayfa 123·Kitabı okuyor
Bir maç sonunda, "Bir yerde birşeyler yiyip içelim," dedik. Bayağı ka­labalıktık o gün. 10-15 kişi doluştuk arabalara, Salacak'a indik. Biri, deniz üs­tündeki büyük bahçeyi önerdi. Çay-kahve dışında yemek de veriyorlarmış. Bahçeye girdik. Bir de baktım, üç kişi, "Ooo ... Ülkü!" diye üstümü­ze geliyor. Üçü de bıçkın! Yolda görsen kaldınm değiştirirsin. Tanıdım he­men. Elhamra Tiyatrosu'nun büfesini işletirlerdi. Yıllarca ahbaplık etmiş­tik. Şimdi bahçeyi onlar çalıştırıyormuş. Denize bakan en güzel yere oturt­tular bizi. Çevremizde dört dönüyorlar. Masayı donattılar. Dakika başında gelip, "Bir emrin var mı?" diye soruyorlar. Benim de fiyakamdan geçilmiyor tabii. Asıl bomba yemeğin ortalarında patladı. Koca bir sini geldi. "Mües­sesenin ikramı". Kim bilir kaç milyon yumurtayla yapılmış bol malzemeli harika, dev bir menemen! Ama o kadar acıydı ki, kimse yiyemedi. Hayır, menemene acılığı ve­ren içindeki yeşil biberler değildi. Hani doğum günü pastalarının üstüne "Mutlu Yıllar" yazılır ya, bizim büfeciler de, kıyak olsun diye, menemenin üstüne, sininin neredeyse tümünü kaplayan koca koca harflerle ÜLKÜ TA­MER yazmışlardı. Karabiberle.
Sayfa 113·Kitabı okuyor
Sporda ahlakın olduğu dönemler.
Santrforum elbette Metin Oktay. Türk futbolunun en usta golcüsü. Şimdi bir oyuncu ceza alanına topla girip de kaleciyle karşı karşıya kalınca bile ne olacağını kestiremiyoruz. Metin ise ceza alanı dolaylarında topu ayağına alıp kaleye doğru bir balcb. mı, "Goool diye bağırmaya başlardık. Metin'in attığı gollerin neredeyse hiçbiri sıradan değildi. Hepsinin bir başkalığı, ayrı bir güzelliği olurdu. "Gol goldür" deyip geçmezdik o yıl­larda. Bizim için ancak güzel golün, Metin'in attığı gollere benzer gollerin bir anlamı vardı. Lefter, bence sadece soliçlerin değil, yurdumuza gelmiş geçmiş fut­bolcuların en büyüğüydü. Gerçekten "Ordinaryüs Profesör"dü. Dersini uyutarak değil, sihirbazlık gösterileri yaparak, tadını çıkara çıkara verirdi. Solaçıklar arasında Şükrü'nün yeri ayrıydı. Şükrü Gülesin, hem fut­bol oynar, hem "show" yapardı. Bayram yeri gibiydi. Topu ayağına aldığı anda şenlik başlardı. Bir yandan topla, sahayla, sahanın çizgileriyle, karşı­sındaki futbolcuyla, kendi takım arkadaşlarıyla, hakemlerle didişir, bir yan­dan da ortasını yapar, golünü atardı. Ama hep keyif alarak, keyif saçarak ya­pardı bunu. ... Çocukluğumun, ilk gençliğimin futbolcuları bunlardı. Saydıkları­mın dışında daha niceleri var ... İstanbulspor'un kalecisi Sabih ile soliçi İh­san, Vefalı Tahtabacak İsmet, Beykozlu Ekerbiçer, Beşiktaşlı Nazmi, Gala­tasaray'ın Baba Gündüz'ü, Reha'sı, Kadri'si... Kimler, kimler yok ki. Böylesine renkli oyuncuları seyretmiş olduğum için kendimi şans­lı sayıyorum.
Sayfa 103·Kitabı okuyor
Bizim dönemimizde Robert Kolej'i Robert Kolej yapan, ders dı­şı etkinliklerdi. Gazeteler, dergiler, yıllıklar yayınlanır, resim sergileri açılır, atletizm yarışmaları, futbolda, basketbolda sınıflar arası lig maç­ları yapılır, konserler, açık oturumlar düzenlenir, sık sık ünlü sanatçı­lar, politikacılar, bilimadamları çağrılıp konferans vermeleri sağlanırdı. Klasik müzik klübünden bilardo klübüne kadar onlarca klüp, dernek vardı.
Sayfa 83·Kitabı okuyor