Cavit Çilesiz

Cavit Çilesiz
@hopelessss
Arayan her yer de bulur... Bazı hikâyeler, yarıda biter..! Ne güle güle giden vardır, ne de hoşça kalan... öptüm sonsuz gidişinden.. Cahit Zarifoğlu
196o'ların başı. Yeşilçam'ın en "çalışkan" olduğu zamanlar. Bir fil­min çekimi, sürse sürse iki hafta sürüyor. Bazen bir haftada aynı ekiple iç içe iki film birden çekiliyor. Yönetmenden, yapımcıdan başka kimsenin ha­beri olmuyor bundan. Öyle ki, Yılmaz Güney bile tek filmde oynadığını sa­nıyor. Bir süre sonra ikinci film gösterime girince de, "Ben bunda ne za­man oynamıştım?" diye düşünüyor. Ortada değil öykü, konu bile yokken "motor" deniliyor. Öykü de çe­kiınlerle birlikte beliriyor. Oyuncular ise gün boyunca koşuşturuyorlar. Ba­zen bir günde üç sete bile giden var. Rivayet ederler ki, bir filmin çekiminde yönetmen, Filiz Akın'a, "Yere bak, bağır," demiş. Filiz Akın yere bakmış, bağırmış. Çekim tamaınlandıktan sonra ak­lına gelmiş. "Ben neden bağırdım?" diye sormuş. "Neden olacak," demiş yönetmen, "yerde babanın ölüsünü gördün de ondan."
Sayfa 123·Kitabı okuyor
Reklam
Bir maç sonunda, "Bir yerde birşeyler yiyip içelim," dedik. Bayağı ka­labalıktık o gün. 10-15 kişi doluştuk arabalara, Salacak'a indik. Biri, deniz üs­tündeki büyük bahçeyi önerdi. Çay-kahve dışında yemek de veriyorlarmış. Bahçeye girdik. Bir de baktım, üç kişi, "Ooo ... Ülkü!" diye üstümü­ze geliyor. Üçü de bıçkın! Yolda görsen kaldınm değiştirirsin. Tanıdım he­men. Elhamra Tiyatrosu'nun büfesini işletirlerdi. Yıllarca ahbaplık etmiş­tik. Şimdi bahçeyi onlar çalıştırıyormuş. Denize bakan en güzel yere oturt­tular bizi. Çevremizde dört dönüyorlar. Masayı donattılar. Dakika başında gelip, "Bir emrin var mı?" diye soruyorlar. Benim de fiyakamdan geçilmiyor tabii. Asıl bomba yemeğin ortalarında patladı. Koca bir sini geldi. "Mües­sesenin ikramı". Kim bilir kaç milyon yumurtayla yapılmış bol malzemeli harika, dev bir menemen! Ama o kadar acıydı ki, kimse yiyemedi. Hayır, menemene acılığı ve­ren içindeki yeşil biberler değildi. Hani doğum günü pastalarının üstüne "Mutlu Yıllar" yazılır ya, bizim büfeciler de, kıyak olsun diye, menemenin üstüne, sininin neredeyse tümünü kaplayan koca koca harflerle ÜLKÜ TA­MER yazmışlardı. Karabiberle.
Sayfa 113·Kitabı okuyor
Sporda ahlakın olduğu dönemler.
Santrforum elbette Metin Oktay. Türk futbolunun en usta golcüsü. Şimdi bir oyuncu ceza alanına topla girip de kaleciyle karşı karşıya kalınca bile ne olacağını kestiremiyoruz. Metin ise ceza alanı dolaylarında topu ayağına alıp kaleye doğru bir balcb. mı, "Goool diye bağırmaya başlardık. Metin'in attığı gollerin neredeyse hiçbiri sıradan değildi. Hepsinin bir başkalığı, ayrı bir güzelliği olurdu. "Gol goldür" deyip geçmezdik o yıl­larda. Bizim için ancak güzel golün, Metin'in attığı gollere benzer gollerin bir anlamı vardı. Lefter, bence sadece soliçlerin değil, yurdumuza gelmiş geçmiş fut­bolcuların en büyüğüydü. Gerçekten "Ordinaryüs Profesör"dü. Dersini uyutarak değil, sihirbazlık gösterileri yaparak, tadını çıkara çıkara verirdi. Solaçıklar arasında Şükrü'nün yeri ayrıydı. Şükrü Gülesin, hem fut­bol oynar, hem "show" yapardı. Bayram yeri gibiydi. Topu ayağına aldığı anda şenlik başlardı. Bir yandan topla, sahayla, sahanın çizgileriyle, karşı­sındaki futbolcuyla, kendi takım arkadaşlarıyla, hakemlerle didişir, bir yan­dan da ortasını yapar, golünü atardı. Ama hep keyif alarak, keyif saçarak ya­pardı bunu. ... Çocukluğumun, ilk gençliğimin futbolcuları bunlardı. Saydıkları­mın dışında daha niceleri var ... İstanbulspor'un kalecisi Sabih ile soliçi İh­san, Vefalı Tahtabacak İsmet, Beykozlu Ekerbiçer, Beşiktaşlı Nazmi, Gala­tasaray'ın Baba Gündüz'ü, Reha'sı, Kadri'si... Kimler, kimler yok ki. Böylesine renkli oyuncuları seyretmiş olduğum için kendimi şans­lı sayıyorum.
Sayfa 103·Kitabı okuyor
Bizim dönemimizde Robert Kolej'i Robert Kolej yapan, ders dı­şı etkinliklerdi. Gazeteler, dergiler, yıllıklar yayınlanır, resim sergileri açılır, atletizm yarışmaları, futbolda, basketbolda sınıflar arası lig maç­ları yapılır, konserler, açık oturumlar düzenlenir, sık sık ünlü sanatçı­lar, politikacılar, bilimadamları çağrılıp konferans vermeleri sağlanırdı. Klasik müzik klübünden bilardo klübüne kadar onlarca klüp, dernek vardı.
Sayfa 83·Kitabı okuyor
Okulda ortalığı silip süpüren hademeler vardı. İçlerinden biri, Ka­sımpaşalı bıçkın bir delikanlı, elimdeki fotoğraf makinesini gördü bir gün. "Yahu," dedi, "şunu hafta sonu bana ver de nişanlımın fotoğrafını çe­keyim." "Peki," dedim, makineyi nasıl kullanacağını gösterdim. Pazar akşamı okula döndüğümde Kasımpaşalı'nın yüzü asıktı. Makineyi uzattı. "Bir boka yaramıyor bu," dedi. "Niye?" dedim. "Çekmedi ki," dedi. "Taktım filmi, hepsini bitirdim. Sonra, arabı nasıl çıktı diye makineyi açıp filme baktım. Bir tanesi bile çıkmamış!" Ertesi hafta sonu makineyi yine alacak, ama açmadan getirmeye söz verecekti.
Sayfa 75·Kitabı okuyor
Reklam