Buse

Buse
@bikarakter
Anadolu'nun kadim geleneklerine göre her acının ilacı yemekti. Ne kadar üzüntülü bir olay yaşarsan yaşa, yemek tedavi ediciydi. Antakya'da anneannem öldüğü zaman komşular bir ay evde yemek pişmesine izin vermemişlerdi. Her bir komşu sırayla ziyafet sofraları kurmuştu. Yemek hep "ölmüşlerin ruhu için" yeniyordu. Sanki o ruhlar, besinlerden yararlanacakmiş gibi. Ama bu âdetleri, bugünün materyalist mantığıyla yargılayanlara ve küçümseyenlere kızardım ben. İnsanoğlunun teselli için binlerce yıl içinde geliştirdiği formüllerden birisiydi bu ve bence gerekliydi.
Sayfa 379·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yazıyla insan hayatı arasındaki garip ilişkiyi düşündüm. Yazı doğal bir şey değildi. İcat edilmişti, yani uçmak gibi o da doğamızda yoktu. Bu yüzden uçmaktan nasıl korkuyorsak yazıdan da korkuyorduk. Claude Lévi-Strauss insanlığın gerilemesini yazının icadına bağlarken haklı mıydı yoksa?... Ama sonra "Edebiyatın gücü de buradan geliyor" diye düşündüm. "Tolstoy da kitap yazdı, Adolf Hitler de. Sorun yazıda değil, kimin ne amaçla yazdığında. Tanrı bile kendini yazıyla anlatıyor. İyi ama yazının icadından önce Tanrı yok muydu?"
Sayfa 368·Kitabı okudu
Muhtardan çıkıp Akdoğan Sokağı'na giderken, bu memleketteki isim değişikliklerine takılmıştı kafam. Niye hiçbir sokağın, caddenin, meydanın, köyün adı aynı kalmıyor, sürekli değiştiriliyordu acaba? Tarihten kaçmak için mi? Her şeye sıfırdan başlamak için mi?
Sayfa 333·Kitabı okudu
Bilgi ne garip bir şeydi. Şişede hapsedilmiş cin gibi yıllarca duruyor, senin gelip kapağını açacağın günü bekliyordu.
Sayfa 213·Kitabı okudu
Size sıradan biriymişsiniz gibi davranan kimseyi sevmeyin. ~Oscar Wilde