Bir aşk hikayesi ancak bu kadar farklı ve heyecanlı olabilir.
Lisey Landon, dünyaca ünlü roman yazarı olan eşi Scott'ın ölümünden sonra hayatına devam etmekte oldukça zorlanıyor. Eşinin ölümünün üzerinden iki yıl geçtikten sonra Scott'ın çalışma odasını düzenlemek istiyor ve herşey o zaman başlıyor.
Kocasının yayınlanmayan çalışmalarını elde etmek isteyen bir çok insan var ve içlerinden bir tanesi oldukça tehlikeli...
Kitabı çok fazla anlatmak istemiyorum ama içine romantizm serpilmiş klasik bir King kitabı diyebilirim.
Doğaüstü öğelerle harmanlanmış farklı bir evrene adım atıyorsunuz. Bu sizi hem korkutuyor hemde büyülüyor. Boo'ya Moon'un bu kadar tehlikeli olmasının nedeniyse herkese farklı şekillerde gözüküyor olması. En derin arzularınızı, pişmanlıklarınızı size gösterip hipnotize edip ayrılmanızı imkansız hale getirebilir. Sihirli ormanın içinde oldukça tehlikeli yaratıklar olduğunu da söylemeden geçmiyim.
Karakterlere geçicek olursam en sevdiğim karakter sanırım Scott oldu. Evet, bu hikaye Lisey'nin hikayesi fakat Scott bu hikayede çok büyük bir yere sahip. Çocukluğunun anlatıldığı bölümlerde gözlerimden neredeyse yaş geliyordu. Sevgisiz bir baba tarafından, sürekli şiddet görerek büyütülen 3 yaşlarında küçücük bir çocuk ve tek dayanağı abisi Paul. Zaman geçtikte tabii işler daha da karmaşıklaşıyor ve aileden gelen delilik önce Paul'u ele geçiriyor sonra babasını. 10 yaşına geldiğinde koskoca dünyada tek başına kalıyor. Çocuk yetiştirme yurdunda büyükten sonra 20'li yaşlarında Pulitzer ödülünün sahibi bir yazar oluyor. Kendi ayaklarının üzerinde yıkılmadan durması çok etkileyiciydi. Ve elbette Boo'ya Moon'u çocukluğundan beri ziyaret eden, Paul ve babasıyla oldukça büyük sorunlar yaşayan Scott'ın da psikolojisi pek düzgün değil. Boo'ya Moon'a yaptığı