İNSAN
İnsanın Acayip Kısa Tarihi adlı Güray Süngü’nün kaleminden çıkmış kitabı birkaç gün önce bitirdim. Güray Süngü’nün kaleminden okuduğum ilk kitap kendisi. Okuma grubumuzla okumasaydık onun kalemiyle muhtemelen hiç tanışamayacaktım. Kitaptan laf açma zamanı gelmişken şunu belirtmeliyim ki hayatım boyunca, ki bu 17 yıla tekabül eden bir süreç, okuduğum en farklı kitaptı. Hatta fizik kitabı hariç anlamakta zorlandığım ve hâlâ da tam anlayamadığım tek kitap olabilir.
Kitabı elime ilk aldığımda geçmişten günümüze insanların neler yaptığı ve günümüze nasıl geldiği hakkında bir şeyler anlatacağını düşünüyordum. Ama bu benim düşündüğüm kadar basit olmadı. Sanırım bana bu kadar farklı ve anlaşılması güç gelmesinin nedeni daha önce hiç postmodern ve psikolojik bir kitap okumamamdı. Ne anladığımdan ben de emin olamadığım için sadece anladığım kısımlardan bahsedeceğim.
Kitap, otel odasında gözlerini açan birinin kendisi hakkında hiçbir şey hatırlamamasıyla başlıyor. Bu kısmın da daha öncesinde, en başta, bana garip gelen bir cümleyle başlıyor. “Ben demeden konuşalım ne olur.” Tam bu anda kitabın normal bir şekilde devam etmeyeceğini anlamalıydım.
Kendisini hatırlamayan bu adam kendisi hakkında hatırlamadığı bilgilere ulaşmaya çalışıyor. Bu süreçte resepsiyonist “Borges Dayı” ile tanışıyor. Borges Dayı bir yazardır aynı zamanda. Bana bir yerden tanıdık gelen bu ismi araştırdığımda ise deneme yazarı olduğunu ve yazarımızın da sevdiği bir isim olduğunu öğrendim. Daha sonra karakterimiz, Borges Dayı’nın yanında bayılınca Borges Dayı onu bir şifacıya götürüyor. Şifacı ona şöyle diyor:
“Aklın ötesine geçtim sanarsın ki, /Orası kalbin berisidir/O gitmeden insanın başından /Nasıl kalbine döneceksin...”
Ve ekliyor:
“Denize in orada bir sandal var. Denize açıl. Zamanı geçene kadar