H.G. Wells'in okuduğum ilk eseri Zaman Makinesi oldu. Açık söylemeliyim ki, daha ilk sayfalarda fikrin gücü beni çekti. Zamanı bir boyut olarak ele alması, geleceğe yolculuk düşüncesini mantıklı bir iskelet üzerine oturtması. Bunlar yalnızca hayal gücü değil, aynı zamanda cesur bir zihinsel vizyonun ürünü. İnsanlığın sınıf ayrımlarının evrimsel geleceğe taşınması fikri belki karanlık ve sarsıcı olsa da düşündürücü bir uyarı niteliğinde. Bu yönleriyle eser bana entelektüel bir tatmin sağladı. Dili olsun zihinde film izlermişçesine pek akıcıydı. Dramatik bir hikayeden çok, büyük bir düşünceyle karşı karşıya olduğumu hissettirdi.
Kusurlarına gelecek olursam, karakterler yüzeysel, olay örgüsü daha çok fikri taşımak için var, bilimsel alt yapı beklentimi karşılayacak derinlikte değil -ki bunu dönemine mi versem-. Bu yüzden kitabın bir bütün olarak dramatik yönü sınırlı kalıyor.
Sonuç olarak Zaman Makinesi, Wells ile ilk karşılaşmamda bana güçlü bir entelektüel deneyim sundu, okudukça merakımı körüklemekten vazgeçmedi. Felsefi yönü ağır basan, geçmişteki bazı düşüncelerin günümüzde yer bulmaya başladığını gözlemlemem ve uzak gelecekte neler olacağını -göremeyecek olsam da- merak ediyorum. İnceleme yazmada ne denli iyiyim bilemiyor, kafaları karıştırdıysam af diliyorum.