Londra'ya ilk geldiğinde altın kaldırımlarda yürümeyi ya da gül yataklarında yatmayı ummuyordu; bu tür yüksek beklentiler içinde olsa başarılı olamazdı. İş bulmayı umuyordu; bir iş buldu ve o işi elinden gelen en iyi şekilde yaptı. Sahip olduğu refahın kaynağı da buydu.
(...) teşrif eden herkes harikulade giyinmişti. Mahşer Günü'nde hükümler kılık kıyafete göre verilecek olsaydı, oradaki herkes tamamen günahsız kabul edilirdi.
Moda olmadığı halde dünyaya getirilen bebekleri köylü kadınlar büyütür, altmışlarındaki güzel anneannelerse, sanki yirmi yaşındalarmış gibi giyinip davetlere giderlerdi.
Karanlık raf ve evrak dolaplarının arasına gömülmüş, görüp görebileceğiniz en yaşlı adamlar Tellson Bankası'nda işleri büyük bir ciddiyetle yürütürlerdi. Tellson'un Londra șubesine ezkaza genç bir çalışan alacak olsalar, adam yaşlanana dek onu bir yerlerde saklarlardı. Onu, tıpkı peynir gibi, Tellson'a has tada kavuşana ve üzeri mavi küf tutana kadar karanlık bir yerde yıllandırırlardı. Ancak o zaman insan içine çıkmasına izin verilir, kocaman defterlerin arasına gömülüp tozluk ve dizlikleriyle kurumun vakarına katkıda bulunmaya başlardı.