Bilge

Yaşamak denilen şey çok tuhaf, bazı olaylar geçtikten sonra bile, onca korkunç şeye maruz kaldıktan sonra bile, insan yiyor, içiyor, tuvalet ihtiyacını görüyor, yıkanıyor ve yaşamaya devam ediyor. Hatta kimi zaman kahkahalarla gülüyor.
Sayfa 160·Kitabı okudu
Reklam
Uzun zaman önce Yonğhe'yle birlikte bir kez dağda kaybolmuşlardı. O zamanlar dokuz yaşında olan Yonğhe, "Hadi geri dönmeyelim," demişti. Bu sözü anlaması mümkün değildi. "O ne biçim bir laf? Birazdan hava kararacak. Hemen yolu bulmalıyız." Zaman su gibi akıp geçtikten sonra Yonğhe'nin o zamanlar ne demek istediğini anlamıştı. Babasının ağır tokadı bir tek Yonğhe'yi hedef alırdı. Erkek kardeşi Yonğho zaten mahalledekiler tarafından tartaklanan bir velet olduğundan daha az acı çekmiştir diye düşünmüştü. Kendisiyse, yorgunluktan bitap düşen annesinin yerine sulgug pişiren en büyük kız evlat olduğundan, babası belli etmese de ona karşı dikkatli davranırdı. Uysal ama inatçı olan babasının gönlünü hoş tutmayı beceremeyen Yonğhe herhangi bir direniş göstermeyip yalnızca tüm bu şiddeti iliklerine kadar kabul etmiş olmalıydı. Artık, en büyük kız olarak gösterdiği sadakatin olgunluğundan değil namertliğinden, korkaklığından olduğunu biliyordu. Bu, hayatta kalmanın tek yoluydu.
Sayfa 150·Kitabı okudu
Sadece hayatını uzun süre yalnız idame ettirmiş birinin sahip olabileceği sert bakışlarla otobüsün camlarına vuran şiddetli yağmur damlalarını seyrediyor.
Sayfa 118·Kitabı okudu
Bedeni, her köşesinden aşırılığın defedildiği bir bedendi. Böyle bir bedeni, tek bir bedenle bu kadar çok söz söyleyebilen bir bedeni ilk kez görüyordu.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Kadın, şaşılacak derecede ilgisizdi ve bu sayede durum ne kadar tuhaf olursa olsun soğukkanlılığını koruyabilecek gibi görünüyordu. Yeni bir mekânı keşfetme merakı yoktu, olması gereken duygu ifadelerine sahip değildi. Sadece başına gelen olayları izlemekle yetiniyor gibiydi. Hayır, belki de kadının içinde öyle korkunç, öyle hayal edilemeyecek olaylar gerçekleşiyordu ki, günlük yaşama iştirak etmek onun için mümkün değildi. Öyleyse meraklı olmaya, keşif yapmaya yahut tepki göstermeye enerjisi kalmamıştı. Böyle düşünmesinin sebebi, ara sıra kadının gözlerinin yalnızca çekingenliğin ya da saflığın verdiği sükûneti değil, bir şiddet ve bu şiddeti kontrol etme gücünü taşıyormuş gibi görünmesiydi. Şimdi kadın, sıcak kupayı iki eliyle sarmış, üşüyen bir civciv gibi büzülmüş halde kendi ayaklarına bakıyordu, yine de bu duruş şefkat uyandırmıyordu; karşısındakini rahatsız edecek kadar sert, gölge gibi bağımsız bir duruştu bu.
Reklam