güzel bir soru zinciri:⁠^⁠)
Eğer beyniniz, sizin ne yapacağınızı bize daha siz bile onu yapıcağınızı bilmeden önce söyleyebiliyorsa bilinçli zihniniz aslında bilinçaltı zihniniz tarafından mı kontrol ediliyor? Eğer bilinçaltınız kandırılabilirse, o zaman gerçek ipler kimin elinde? Gerçekten özgür iradeniz var mı? Mind Field-Freedom of Choice
PAUL VALÉRY VE MERLEAU-PONTY: “DANS” VE BEDEN FELSEFESİ
Paul Valéry’nin dans üzerine düşüncelerinde dansçı, yalnızca hareket eden bir beden değildir. Dansçı, bedeniyle düşünen, düşünceyi hareket hâline getiren ve zamanı görünür kılan kişidir. Dans, bu anlamda yalnızca estetik bir gösteri değil; bedenin düşünceye, düşüncenin de ritme dönüşmesidir. Valéry için dansçı, gündelik hareketin ötesine geçer. Yürümek bir yere varmak içindir; dans etmek ise hareketin kendisini anlamlı kılmaktır. Dansçı, bedeniyle bir düşünce kurar. Sözsüz konuşur, sessizce düşünür, mekânı ve zamanı bedeniyle yazar. Merleau-Ponty’nin beden fenomenolojisi de bu noktada önemli bir kapı açar. Ona göre beden, ruhun taşıdığı basit bir araç değildir. Beden, insanın dünyaya yönelme biçimidir. İnsan dünyayı yalnızca aklıyla kavramaz; görerek, dokunarak, yürüyerek, bekleyerek, titreyerek ve yaklaşarak anlar. Bu bakımdan beden, dünyayla aramızdaki ilk bağdır. İnsan, dünyada yalnızca düşünen bir bilinç olarak değil, hisseden, algılayan ve hareket eden bir beden olarak vardır. Merleau-Ponty’nin düşüncesinde beden, varoluşun sessiz dilidir. Şans ve Dans, Valéry ve Merleau-Ponty’nin bu beden merkezli düşünceleriyle güçlü bir ilişki kurar. Romanda dans, yalnızca bireysel bir hareket ya da estetik bir figür değildir. Dans, iki insan arasında kurulan anlamın, temasın ve ilişkinin biçimidir. Fenomenolojide beden, dünyayı algılamanın aracıdır. Şans ve Dans’ta ise beden, bunun ötesine geçerek ilişki kurmanın aracına dönüşür. İnsan yalnızca dünyayı bedenle algılamaz; başkasına da bedenle yaklaşır, onun ritmine bedenle cevap verir, mesafeyi bedenle azaltır. Bu nedenle romanda hareket, yalnızca tekil bir anlam üretmez. Dans, paylaşılan anlam üretir. Bir kişinin adımı, diğerinin cevabıyla anlam kazanır. Ritmin ortaya çıkması için yalnızca hareket etmek yetmez;
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
"İnsan bir anlamı olduğuna inandığı sürece dayanılmaz acılara katlanabilir ancak bütün talihsizlikler onu bulmuşken ‘bir aptalın anlattığı bir masal’ın içinde yer aldığını kabul etmek zorunda kalırsa yıkılır." — Carl Jung
HEIDEGGER: “VAR-OLMA” VE “DANS” FELSEFESİ
Heidegger’in felsefesinde insan, yalnızca düşünen ya da davranan bir varlık değildir; insan, kendi varlığını mesele edinen varlıktır. Heidegger bu varlığa Dasein adını verir. Dasein, dünyaya dışarıdan bakan bir bilinç değil, zaten dünyanın içinde bulunan, oraya atılmış olan ve kendi olabilirlikleriyle yüzleşen varlıktır. Heidegger’in “atılmışlık” kavramı, insanın kendisini seçmediği bir dünyada bulmasını ifade eder. İnsan hangi aileye, hangi zamana, hangi bedene, hangi koşullara doğacağını seçmez. Fakat bu seçilmemiş başlangıca rağmen, kendi olabilirliğini seçme imkânına sahiptir. İnsan, yalnızca kendisine verilmiş hayatı yaşayan değil, o hayat karşısında bir tavır alan varlıktır. Şans ve Dans bu Heideggerci düşünceyle güçlü bir ilişki kurar. Romandaki karakterler de kendilerini seçmedikleri hayatların içinde bulurlar. Selim’in yalnızlığı, Sibel’in kararsızlığı, Türkan’ın uykusuzluğu ve Hakan’la yaşadığı çatışma, yalnızca psikolojik durumlar değildir; varoluşsal sıkışmalar olarak okunabilir. Selim’in yalnızlığı, dünyada bulunmanın ağırlığını taşır. Sibel’in kararsızlığı, kendi olabilirliğini seçme eşiğinde durur. Türkan’ın uykusuzluğu ise Heidegger’in “kaygı” kavramına yaklaşır. Kaygı, belirli bir nesneden duyulan korku değildir; insanın kendi varlığıyla, boşlukla ve ihtimalleriyle karşı karşıya kalmasıdır. Bu noktada Şans ve Dans, Heidegger’in kaygısını bütünüyle kabul eder; fakat onu yalnızca sessiz bir varoluşsal boşluk olarak bırakmaz. Roman, kaygıyı dansın içine taşır. Kaygı, karakterleri durduran bir karanlık olmaktan çıkar; onları harekete, yüzleşmeye ve ilişki kurmaya zorlayan bir eşiğe dönüşür. Heidegger’de ölüm, insan varoluşunun en temel imkânlarından biridir. İnsan kendi ölümünün farkında olan varlıktır ve bu farkındalık, onu daha sahici bir yaşama
Hayatımız kendi özgür irademizle aldığımızı düşündüğümüz kararlarla doludur. Mind Field-Freedom of Choice
Sanıyorsun ki her şey bitti, ama sonra Allah her şeyi yoluna koyar.