.....yine bazen öğleyin dağlarda bir yere gider, dağın ortasında bir başına durursun, etrafta yaşlı ,kocaman çıralı çamlar; tepede kaya üstünde bir ortaçağ şatosunun yıkıntıları; bizim köy aşağıda, ,çok uzakta, belli belirsiz. Güneş parlak gökyüzü mavi, korkunç bir sessizlik ,işte o zaman bir şey, insanı ötelere çağırır, öyle sanıyordum ki hep dosdoğru uzun zaman gitsen, işte şu çizginin ,gökle yerin kesiştiği çizginin ardına gitsen , orada bilmecenin çözümünü bulur, hemen o anda bizimkinden bin kat daha kuvvetli , gürültülü bir hayat görürsün; her zaman Napoli gibi büyük bir şehir hayalimde canlanırdı ,orada hep saraylar, gürültü ,patırtı, hayat...Daha neler neler hayal etmezdim ki! Daha sonra hapishanede de büyük bir hayat bulunabileceğini düşündüm..