Ebru, bir alıntı ekledi.
 15 May 21:59 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Okuma-yazmayı sadece sözcükleri okumak ya da okuma yazma mekaniğinin öğrenilmesi olarak görmek yerine hem sözcükleri hem de dünyayı okumak olarak gören Freire, bunu eleştirel bilinçlenme sürecinin bir parçası olarak ele alır. Eleştirel bilinçlenme yoluyla da insanlar içinde bulundukları siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel koşulları tarihsel olarak ele alıp sorgulayabilme becerisi geliştirebilmelidirler. Bunun da amacı, bireylerin demokratik bir toplumun yaratılmasında "özne" rolünü oynamalarını olanaklı hale getirmektir.

Eleştirel Pedagoji, Adem Yıldırım (Sayfa 132 - Anı Yayıncılık)Eleştirel Pedagoji, Adem Yıldırım (Sayfa 132 - Anı Yayıncılık)
Ebru, bir alıntı ekledi.
 15 May 04:55 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Freire eleştirel pedagojinin bilinçlenme (conscientizaçao) ile var olabileceğini vurgular. Çünkü bilinçlenmeyi, eleştirel düşünmeye doğru yönelen bir süreç olarak görür. Bilinçlenme bireyin sosyo-kültürel gerçekliğiyle yaşamını ve gerçekliğinin kapasitesini dönüştürebilmesi, derin bir farkındalığa sahip olarak pasif alıcılar olarak değil, aktif özneler olarak bilme sü­recinin içinde olmasıdır.

Eleştirel Pedagoji, Adem Yıldırım (Sayfa 113 - Anı Yayıncılık)Eleştirel Pedagoji, Adem Yıldırım (Sayfa 113 - Anı Yayıncılık)
Ebru, bir alıntı ekledi.
 15 May 04:14 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Freire'nin üzerinde durduğu bir diğer kavram sessizlik kültürüdür. Sessizlik kültürü sınır-durumdan kurtulamamanın bir sonucudur. Yani bireyin sürü hâline gelmesi, zincirlerini kıramamasıdır. Bu anlamda sessizlik yanıltıcıdır çünkü bu konuşmayan bir sessizlik değildir. Yalnızca kendi adına konuşulmasını yasaklayan bir sessizliktir. Zaten sessizlik kitle olmayı gerektirir. Praksisten yoksun bir toplum olma sonucunu doğurur. Bununla beraber kitlelerin ne geçmişte ne de gelecekte yazabilecekleri bir tarihleri yoktur. Özgürleştirilebilecek gücül bir enerjileri ve yerine getirmek istedikleri bir arzuları yoktur. Onların gücü günceldir. Bu güç sessizliklerinde yatmaktadır. Bu sınır-durumdan kurtulmak için bilinçlenme (conscientizaçao) kavramını da kullanır. Bu bilinçlenme hâli bireyin özne olmasına, kendini gerçekleştirmesine yol açar.

Eleştirel Pedagoji, Adem Yıldırım (Sayfa 107 - Anı Yayıncılık)Eleştirel Pedagoji, Adem Yıldırım (Sayfa 107 - Anı Yayıncılık)
Begüm Erdem, bir alıntı ekledi.
14 May 00:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

En yoğun acı ve bilinçlenme hakarete uğramakla başlamaz mı ?

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 133 - İthaki)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 133 - İthaki)

Kitle ve Terörizm
Günümüzde artık kitlelerin anlam ve özgürlüğe de sahip bir toplumsallaşma adı altında vaftiz edilmeyi yadsıdıkları ilginç bir noktada bulunuyoruz.
Onları yeniden ele geçirip, kullanma düşüncesinden artık vazgeçmeliyiz. Çünkü kitle diye bir şey yoktur. Bütün iktidarların gelip içinde yok oldukları bu sessiz yığın bir sosyolojik bütünlük ya da gerçeklik değildir. 0, iktidarın sırtında taşıdığı bir gölge, içine düştüğü dipsiz bir çukur ve bir emme biçimidir.

Bunu anlamak yeterlidir: Akışkan, devingen, uyumlu hatta bütün isteklere aşırı derecede uyan ve katılmanın en aşırı ucu olan bir hipergerçek uyumluluk yumağı. İşte iktidarın içinde bulunduğu güncel felâket. İşte devrimin içine düştüğü iflâs çukuru.
Çünkü için için kaynayan bu kitle hiç bir zaman için patlamayacaktır. Üstelik her türlü devrimci söylev onun içinde yok olacaktır.

(...) Oysa kitleler toplumsala ait değildirler. Onlar her türlü toplumsallaşma ve sosyalizmin mal sahibidirler. Oysa şimdiye kadar pek çok kuramcı, özgürlük tuzağı olan politikayla alay etme ve temsil etme biçimlerinden dem vurarak anlam üstüne konuşmuşlardır.

Ancak kitleler: Anlam, politika, temsil edilme, tarih ve ideolojinin içinden uyurgezer bir halde ve hepsini yadsıyarak, üstelik bütün radikal eleştirilerin yapmak istediklerini yaparak geçtiklerinde bu sonuncular ne söyleyeceklerini şaşırmakta ve gelecekteki bir devrimi (...) düşlemeye başlamaktadırlar.

Oysa şu salyangoz gibi kendi içine doğru kıvrılan devrim, onların devrimi değildir. Çünkü eleştirici ve dışa doğru patlayan bir devrim değildir. İçten, kendi kendine güdümlenen kör bir devrimdir. Öyle canlı kanlı ve neşeli bir devrim değil, tepkisiz (hareketsiz) bir devrimdir bu. Sessiz ve kendi üstüne kapanan bir devrim ' bütün sözü ele geçirme ve bilinçlenme biçimlerine ters düşen bir devrim.

Onun bir anlamı ve bize söyleyebilecek hiç bir şeyi yoktur.

Toplumsalın ölümünün son perdesinin oynandığı bir bağlamda kitleyle ilişki kurabilen tek olay terörizmdir. Oysa kitlelerden terörizm kadar kopuk bir şey yoktur.
İktidarın onları karşı karşıya getirmek istemesi de boşunadır. Oysa toplumsalın ve anlamın yadsınmasında birbirlerine bu kadar benzeyen başka iki şey yoktur. Çünkü terörizm, kapitalizmi (dünyadaki emperyalizmi, vs) hedef aldığını söylemektedir. Ancak yanlış yere, kapitalin gerçek düşmanı olan toplumsala saldırmaktadır.

Güncel terörizm ise toplumsalın-terörizmini hedef almaktadır. Toplumsalın şu anda üretildiği biçimini (ya da bizi bir sessiz yığın olarak üreten, her yanımızdan sarmış olan bir denetleme ve koruma, dokulaşmış, nükleer ve bir yörüngeye oturtulmuş bir ağ gibi ören) toplumsalı hedef olarak seçmiştir.

Yasa ve baskı yerine model enjekte eden, şiddet yerine ikna/caydırma yöntemiyle iş gören hipergerçek, algılanamayan bir toplumsallık...

Terörizm ise bütün bunları kendisi de hipergerçek olan bir başka eylemle yanıtlamaktadır. Daha başlangıcında bu eylem aynı merkezden yönetilen kitle iletişim araçlarına ve büyülenmeye mahkum edilmiştir.

Öte yandan bir temsil etme ve bilinçli olma yerine, bitiştirme yöntemini yeğleyerek zihinsel çoğaltma, büyüleme ve paniğe mahkum edilmiştir - kendisiyle dôvüştüğü sistem kadar anlamsız ve belirsiz olan ya da onun içinde patlayan küçücük bir noktaya benzeyen terörizm.

Terörizm ne bir patlama olabilir, ne bir tarihselliğe sahip olabilir ne de politik bir eylem olabilir. Buna karşın için için kaynamakta, saydamlaşmakta ve şaşırtmaktadır; bu yüzden de kitlelerdeki tepkisizlik ve sessizliğin derinliklerdeki bir benzeridir.

Terörizmin herhangi bir şeyi konuşturmak, diriltmek ya da harekete geçirmek gibi bir amacı yoktur. Onun devrimci uzantıları yoktur; bu açıdan bakıldığında söylenenlerin tam tersini başardığı ve en çok eleştirilen yanı bu olmakla birlikte sorununun bu olmadığı görülmektedir.

Onun amacı sessiz yığınlara saldırmaktır.
Oysa bu sessizlik haber tarafından mıknatıslanmış durumdadır. Şu bizi sarıp, sarmalayan toplumsal, haber, simülasyon, caydırma, anonim ve geçici denetleme gibi sihirleri güdümleyerek onların ölümünü amaçlamaktadır.

Toplumsal soyutlama adlı büyü, kendisinden daha büyük, daha anonim, daha nedensiz ve daha geçici olan terörist eylem adlı büyü tarafından yok edilmeye çalışılmaktadır.
Temsil edici olmayan tek eylem biçimi terörizmdir. İşte bu yüzden temsil edilemeyen tek gerçek olan kitlelerle uyum içindedir. (...)

Her ikisi de her türlü temsil sisteminin yadsınmasında en üst noktaya ulaşmış bulunan güncel biçimlerdir. İşte bu kadar. (...)

(...) Hiç kuşkusuz kitlelerle terörizm arasında çok güçlü bir ilişki vardır. Bu ilişkinin tarihsel kökenini daha önce var olan (temsil edilme, halk/meclis, işçi sınıfı/parti, marjinaller/grupçuklar) sistemlerde aramak boşunadır. (...)
(...) Terörizmin amacı Devlet'in baskıcı yanını ortaya çıkartmak değildir (işin bu yanı daha çok kitlelerin gözünde son bir temsil edilme şansını bulan kışkırtıcı küçük grupların olumsuzluklarında yatmaktadır).

Mesut Altınok, bir alıntı ekledi.
11 Nis 13:04 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İslâmî bilinçlenme derken İslâm hakkında bilgi sahibi olmak, hatta bu bilgilenmede yüksek düzeylere ulaşmak, dahası bu alanda özgün görüşler geliştirmek gibi hususlar akla gelmemeli. İslâmî bilinçlenme, bize göre daha basit bir kapsam içinde mütalâa edilebilecek niteliktedir, o da, elde edilen bilginin, ilmin, yapıp etmelerimize yansımasından ibarettir.

Yeniden İnanmak, Rasim Özdenören (Sayfa 138 - İz Yayıncılık)Yeniden İnanmak, Rasim Özdenören (Sayfa 138 - İz Yayıncılık)
Rojin Zelal Akkoyun, bir alıntı ekledi.
 25 Mar 11:51 · Kitabı okudu · Puan vermedi

" 'Ama bir sürü şey de öğrendim. Savaş, bedeli ağır ödense de dünyanın en iyi okullarından biridir.'
'Keşke böyle bir okul hiç olmasaydı.'
'Bu imkansız,' dedi dalgınlığından sıyrılan Timothy. 'Savaşsız bir tarih düşünebilir misin? Sosyoloji, ekonomi, psikoloji? Tıbbın en çok ilerlediği evre bile Nazilerin Yahudi kobaylar üzerinde çalışmalar yaptığı dönem. Savaş insanoğlunun varoluş biçimlerinden biri. Hem toplumsal, hem de bireysel olarak böyle bu. Ruhumuzdaki kötülüğü en iyi biçimde açığa çıkaran başka bir oyun yok. İnsanoğlu bu oyundan hiç vazgeçmedi, bundan sonra da vazgeçer mi bilmiyorum. '
Meslektaşını yadırgayan gözlerle süzdü Esra:
'Sanki savaşı savunur gibisin.'
'Hayır! Kesinlikle hayır, ben savaşı savunmuyorum. İnsan denen yaratığı anlamaya çalışıyorum.'
'İnsan mı ?' diye duraksadı Esra. 'Ama savaşların nedeni, devletlerin, ülkelerin, sınıfların çıkarlarıdır. Bunun için sıradan insanı suçlamak ne kadar doğru ?'
'İlk söylediğinde haklısın. Savaşlar sınıfların, devletlerin çıkarları için yapılmıştır ve yapılmaktadır. Ama sonuçta süngüyü saplayan, tetiği çeken, bombayı atan, tankı kullanan sıradan insanlardır. Yani üniforma giymiş halktır. Bugüne kadar çok az asker buna karşı durmuştur. Savaşan iki ordunun askerlerinin birleşip, 'Artık yeter, biz savaşmak istemiyoruz,' deyip, silahlarını attıkları kaç olay vardır tarihte? Oysa öldürmekten zevk alan, bunu meslek haline getiren insanların yer aldığı binlerce örnek gösterebilirim sana.'
'İyi de,' diye itiraz etti Esra, 'silahlarını bırakırlarsa suç işlemiş olurlar. Belki de vatan haini diye kurşuna dizilirler.'
'Savaşta zaten ölmeyecekler mi? Daha doğru bir amaç uğruna, barış için ölmeleri daha anlamlı olmaz mıydı? '
'Bu bir bilinçlenme sorunu,' dedi kaçacak yeri kalmayan Esra. 'Güçlü bir barış kültürü oluşursa...'
'Anlatmak istediğim de bu. Barış insanın içinden gelmiyor. İnsan, öldürmek için gösterdiği çabayı, özveriyi, öldürmemek için göstermiyor. Barışı sağlamak için dışarıdan bir bilinç akışı gerek.'
'Savaş için de öyle değil mi?' diye atıldı Esra. 'Hükümetler halkı hazırlamadan savaşa girmeyi göze alamazlar.'
'Belki ama savaşın kötü, korkunç bir şey olduğu defalarca kanıtlandı. Sonuçları bu kadar ağır olan bir yıkıma insan nasıl bu kadar kolay sürüklenebilir... Sürükleniyorsa bunun nedenlerini devletlerin katı politikalarında, açgözlü sınıfların çıkarlarına olduğu kadar, insanın yapısında da aramak gerek.'
...
Sen insanın iyi olduğuna inanmıyorsun. '
'Sen inanıyor musun?' diye soruya soruyla karşılık verdi Timothy. 'Beş bin yıllık tarihe bir bak. Yıkımlar, katliamlar, savaşlarla dolu.'
'Ama aynı zamanda görkemli kentler, bilimsel buluşlar, ölümsüz sanat yapıtlarıyla da dolu bu tarih. Evet, belki insan tümüyle iyi değil, ama tümüyle kötü de değil. İki duygudan da aynı oranda var bence.'
'Bence kötülük biraz daha fazla. Kötülük her zaman iyilikten daha caziptir.' "

Patasana, Ahmet ÜmitPatasana, Ahmet Ümit

Albert Camus
Hayır diyen biridir başkaldıran insan.
Ne kadar bulanık olursa olsun, bir bilinçlenme doğar başkaldırma eyleminden.