1000Kitap Logosu

Bilinmezlik

avluda oturan şizofrenler
bir daha giymemek üzre devirip taçlarını şuuraltında, karanlıkta oturuyor küskün krallar bunların ruhlarına ne olmuş? kartallar delip göğüslerini yedi kat göğe mi çıkarmış? burada yakalarına keçe bağlamış şimdiki zaman ki uyuyan geçmiş uyanmasın: suyun başındaki de, bin başlı ejderha, kapıyı tutan gardiyan. kiremitler birbirine nasıl aktarırsa yağmur suyunu, onlar da öyle aktarıyor -kendilerinden birşey katmadan- yüzlerine, içlerine yağan ve artık onların olmayan hüznü kimseyle konuşulmayacak kadar, tanrıyla konuşulmayacak kadar dipte, derinde kalan şeylerin hüznü. kaderin çöküp tortulandığı, meleklerin şeytanların dolaşmadığı, ışığın ve düşüncenin ulaşmadığı yerler... usun ve ruhun dibi serin ve tozlu bilinmezlik: bazen bozulmuş bir çığlık, çözülüp gitmiş bir maske, bazen bir hançer kötü huylu bir yarada paslanan ya da bir kemik vicdanın eritemediği salına salına iniyor aşağı, tozutarak dipte uyuyan zaman'ı sonra herşeyi, herşeyi yeniden örtüyor balçık. ii bu vadinin mesihleri de yorgun uykuda geziniyor çöl vurgunu yalvaçlar üryan haberciler tanrı'nın açtığı kuyuları -susuz yolcuların önünde- taşla dolduruyor ifritler ve yutuyorlar sivri burunlarıyla sükuta ermek için aklın katettiği mesafeleri. düşüncelerle dolu kederle dolu başını kaldırıp yakarıyor hurcuna belalı ganimetler devşiren yolcu: yarab, kanımda dolaşan iğne ruha dayandı! eti geçip, uluyan aklı geçip... tutku elimde kırık bir kılıç gibi işe yaramaz oldu ama fırlatıp atamıyorum onu: elime yapışık kalbime yapışık! ve koynumda serin bir su kırbası gibi gezdirdiğim imanım delinmiş bir post şimdi; bir köşede, gelip solucanların yuva kurmasını bekliyor. tutku elimde kırık bir kılıç gibi işe yaramaz oldu ama fırlatıp atamıyorum onu: elime yapışık kalbime yapışık! ve koynumda serin bir su kırbası gibi gezdirdiğim imanım delinmiş bir post şimdi; bir köşede, gelip solucanların yuva kurmasını bekliyor. iii kimseler farketmedi gıcırdayarak, birden kapandığını büyük kapının. ve köprü de kaldırıldı. herşey hesaplı kitaplı kuş uçurulmuyor. -surların dışında sıcacık evlerimizi ve tüyden ve dumandan çocukluk günlerimizi oyuncaklarımızı bineklerimizi bıraktığımız bahçe yanıyor şimdi yanıyor güzelim tarlalar ve asmalar ve sularında sevgilinin beyaz topuklarını yıkadığımız pınar. [cahit koytak]
2