• İhtiyaç belli, fakat söylemeye utanılan zamanlarda utangaç olarak yaşadığını fark eder insan. Kimden neyden ne denli utandığını bilmeden sadece utanır. Yok olmaya yüz tutmuş masumiyet edasıyla gülümser hayata. Tek ihtiyaç 1 Kadın. Yokluğu ile kalbini taşa çevirebilecek 1 Kadın. Hayatını yok eden 1 insandan geriye kalanları toplayabilecek, mutluluğu(?) bahşedebilecek 1 Kadın. Sahi mutluluğu verdikten sonra ne kalacak, sonsuza kadar mutluluk mu?
  • “Sana kızgın değilim. Sana kızmayacak kadar seni iyi tanıyorum. Sonra seni seviyorum. Neden sevdiğimi bilmeden seviyorum. Bu sevgiyi her gittiğim yere beraber götüreceğim. Allahaısmarladık.”

    Sabahattin Ali
  • Oysa ki Glaukon, Homeros eğer adam yetiştirmesini, insanları daha iyi etmesini bilseydi, bu türlü işleri benzeterek değil, gerçekten bilerek şiirine koymuş olsaydı, onu seven, sayan birçok insanlar olmaz mıydı peşinde? Abderos’lu Protagoras’a, Keos’lu Prodikos’a, daha başkalarına bak; çağdaşlarına diyorlar ki, sözlerini dinleyip bilgilerini artırmadıkça ne kendi evlerini yönetebilirler ne de bir devleti. Gene de öylesine seviliyor ki bu bilgin adamlar, müritleri neredeyse başlarında gezdirecek onları. Homeros ve Hesiodos, insanları daha iyi yaşatacak kimseler olsaydı, çağdaşları hiç bırakır mıydı bu şairleri kent kent dolaşıp şiir okumaya? Varlarını yoklarını harcayıp kendilerine bağlamaya, yanlarında, memleketlerinde tutmaya çalışmazlar mıydı onları? Tutmasalar bile, her gittikleri yere gitmezler miydi arkalarından, onlardan alabileceklerini alıncaya kadar? Öyleyse diyebiliriz ki şairler, Homeros başta olmak üzere, en yüksek değerleri anlatırken olsun, birer benzetmecidirler sadece; gerçeğin kendisine ulaşamazlar. Demin dediğimiz gibi, ressam nasıl kunduracılığın ne olduğunu bilmeden bir kundura resmi yapıyor, bir sanatı onlardan çok bilmeyenler de renklere, biçimlere bakıp onu sahici gibi görüyorlarsa, bu da öyle.
    Platon
    Sayfa 342 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • Aklımı başıma toplamam için bir fırsat verdiler bana. Ne kadar da iyi tanıyorsunuz beni? Derimin altındaki karışıklığı bilmeden yargılıyorsunuz beni.
  • yüzme bilmeden daha
    deniz görmeden
    hiç güneşte yanmadan
    şimdi ölmek istemem
    bir kalbi sarmadan
  • Ben şimdi ne istediğimi de bilmeden artık
    Bağırıp duruyorum ya, şurda
  • 96 syf.
    ·1 günde·9/10
    Gerçekten yazılmış bir kadere göre mi yaşıyoruz yoksa kaderimizi kendimiz mi belirliyoruz?

    Dünyada bugüne kadar pek çok kader tanımı yapılmış. Mesela Yunan mitolojisinde Moira'lar var. Klotho, Lakhesis ve Atropos adlı 3 kader tanrıçası insanın kader ipliğini örmeye başlar, zamanı geldikçe o iplik bükülür ve iplik kesilince de insan ölür. Hatta Yunanlarda kaderi Zeus bile değiştiremez, baş Tanrı bile kadere boyun eğer.

    Bunu Zincire Vurulmuş Prometheus kitabında da görebiliriz:
    "KORO
    Olacağı yöneten kim?
    PROMETHEUS
    Üç Moira’lar ve unutmak bilmez Erinys’ler.
    KORO
    Zeus onlar kadar güçlü değil mi?
    PROMETHEUS
    O da olacağın elinden kurtulamaz" (s. 22) Zincire Vurulmuş Prometheus

    Yunanlar dışında eski Germen ve İskandinav dinlerinde kurban edilen hayvanların kanlarının akış yönüne göre geleceği okuma; karganın, kartalın veya diğer kuşların uçuşundan geleceği tahmin edebilme gibi insanın kaderini ve onu bekleyen geleceğini öğrenmek istemiş eski insanlar.

    Peki, İslam'da kaderin durumu nasıl? Yunanlardan farklı olarak Allah, kaderi de elinde tutandır. Izdırari kader, insanın kendisinin belirleyemeyeceği özellikleri olan saç, ses, cinsiyet, coğrafya ve bunun gibi şeyler olurken, ihtiyari kader insanın tamamen kendi çabasıyla kendi kaderini belirlemesi üzerinedir.

    Bunları niye anlattım ya da bunların Sophokles, Oidipus efsanesi ve Antigone ile nasıl bir alakası var kısmına gelelim şimdi. Bugünlerde kader konusuna biraz kafa yoruyorum. Çeşitli kaynaklardan hangi milletlerin nasıl bir kader anlayışına olduğuna dair araştırma yapmaya çalışıyorum. İnsanın önüne çıkan bir yoldan gidince diğer yoldaki bütün ihtimaller çöpe mi gidiyor, yoksa biz de bize en uygun kaderi ararken Minotor gibi bir labirentte kısılı mı kalmışız, bunu anlamaya çalışıyorum.

    Antigone, Oidipus'in kızı mesela. Ama zaten Oidipus Kompleksi de tam bundan dolayı doğmuş. Oidipus, Laios ile İokaste'nin oğlu iken İokaste'nin düşünü yorumlayan Teiresias, Oidipus'un babasını öldüreceğini söylemiş. E bunun üzerine Oidipus evde kalabilmiş mi? Tabii ki küçük yavrucak Oidipus'u dağa yollamışlar sonra, aynı Zeus'un küçüklüğü gibi bir dağda büyümek zorunda bırakılmış. Yolda karşılaştığı babasını nefsi müdafaa yapabilmek için öldürmek zorunda kalmış. Sonra Thebai'ye varabilmesi için Sphinks adlı canavarın sorduğu soruları bilmesi gerekirmiş, soruları bilmiş ve gitmiş sanki şehirde hiç kadın kalmamış gibi tamamen bilmeden annesi İokaste ile evlendirilmiş. Yani aynı Zeus ile Hera'nın kardeş ve eş olması gibi, Oidipus ve Iokaste de anne-çocuk ve eştir. Böyle bir ilişkiden doğan çocuklar da kadere el mahkum olarak doğmak zorunda kalmıştır.

    İşin ilginci de bu zaten... Antigone, kendi kaderinin bu şekilde olacağını nasıl belirleyebilirdi ki? Çünkü Oidipus daha o doğmadan istemeden de olsa kendi annesi ile evlenmişti. Peki, Oidipus, kendi kaderinin bu şekilde olacağını nasıl belirleyebilirdi ki? Oidipus'un babası Laios, Pelops'un oğlu Khrysippos'a karşı cinsel arzu duymuş ve bu yüzden Laios'un sülalesi lanetlenmiş. Yani sırf Laios'un işlediği bir suçtan dolayı aile lanetleniyor ve bunun suçunu çocuklar da çekiyor. Peki, kader neden kişi seçiyor?

    Kaderin neden kişi seçtiği konusuna şu anlık bir cevap veremesem de Antigone'un bu kitapta Kreon ile olan muhabbetleri bugüne kadar okuduğum en etkileyici şeyler arasındaydı diyebilirim. Çünkü Antigone, devlet iktidarının aldığı kararlara boyun eğmeden karşı çıkabilen insan ile Prometheus arasında kalmış bir karakter. Ama aynı zamanda devletin, Tanrı kararlarına uymadığını da açıkça belirtebilen bir cesareti var. Her zaman kararlarının arkasında ve hiç yılmadan, direniyor, dayanıyor aynı Vergilius'un dinsever Aeneas'ı gibi. Antigone bence modern zamanda da devletinin kararlarını benimsemeyip bir Tanrı'ya inanan insanın karşılığıdır. 1984'ün Winston'ı gibi etrafında özgürlük olmayan distopik dünyayı savunmaz. Guy Montag gibi kitapları yakmayı hiç istememektedir. Cesur Yeni Dünya'daki Vahşi gibi sonradan vahşileştirilmiş ve devletinin getirdiği şartlandırma mekanizmalarına inanması beklenmiştir. Ama o devlete değil, Tanrı'ya güvenmeyi seçmiştir.

    Biz de kendi kaderimizi kendi çabamız ve emeğimizle belirleyebilenlerden oluruz umarım. İşçi kazalarına fıtrat deyip geçmemeyi, başarısızlıklarımıza kader deyip de bahaneler sunmamayı, kadere mahkum olmamayı öğreniriz umarım. Zira unutmayalım ki;

    "Yönetimi ele geçirmiş nice iktidar sahibi kişi
    ya da partiler vardır ki, karşılarına dikilip direnen tek tük düşünce sahiplerini susturup yok edebileceklerini sanırlar, oysa sonuç umduklarının tersine çıkar: İktidar sahipleri devrilir gider, düşünce sahipleri yener ve kalır." (s. 14) Zincire Vurulmuş Prometheus

    İşte bu kadar basit. Var ol Antigone.