• 512 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Yaklaşık 1-1,5 yıldır edebiyatın daha teknik kısmıyla ilgili kitaplar okumaya gayret gösteriyorum. Bu okumalar genel kabul görmüş görüşün aksine yazmak için değil, bir estetik değer oluşturmak, okuduklarımı daha iyi değerlendirebilmek adına. Sadece teknik değil edebiyat üzerine denemeler, düşünce yazıları da okuyorum. Dönem sınırlaması olmaksızın. Dedim ya mevzuu düşünceyi geliştirmek.

    Bu okumalardaki son favorim Necip TOSUN. Adını daha önceden duymuştum ya, okumak sonraya kalmıştı. Sonra sonra. Sonrası ne zaman.. Sosyal medyada kısa bir konuşma vidosunu görmemi bekliyormuş, yazarın kitapları. O videoda mütevaziliği, samimiyeti, ne konuştuğunu bilmeyi gördüm. Hemen araştırmaya başladım. Kimmiş, neler yapmış. Bir sohbet videosuna rastladım youtube da. Yaklaşık 25 dakikalık bir video. 4 saat asli ama kısaltmışlar. Gerçekten de ilk intibalarımın doğruluğuna inandım, bu sohbetten sonra da. Birkaç yazısını da okudum kendi sitesinden. Çok aydınlatıcı ve sade yazılardı. Hemen aynı gün 10 tane kitabını sipariş ettim.

    İlk olarak Edebiyat Atlası ile başladım. Hem yazarı tanımak hem de edebiyat alanında biraz sohbet etmek adına. Aramızda bir samimiyet oluşmalı diğer kitaplara başlamadan. Bir iki, bir iki götürürüm diyordum arada. Ağır okurum deneme kitaplarını. 100 sayfası bile 10-15 günümü alır. İlk deneme/düşünce yazısı ile başladım. Sonra ikincisi sonra üçüncüsü. Yazarın konuşmasındaki sadelik, samimiyet aynı şekilde kitabına da yansımıştı. Bu samimiyetin yanında derinlik ve ne söylediğini bilen bir eda da vardı. Bu durum üstten konuşmaya varmıyor tabiki. Kitapta hiçbir zaman ben bilirim kibri hissetmedim. Daha çok dost arasında yaptığımız sohbetler gibiydi. En güzel yanı da yazar kitabı terminolojik tanımlara, alıntılara boğmamış. Edebiyat alanında akademik kariyer yapmayan bir okur için de en önemli kısım budur sanırım.

    Ayrıca kitap çok da doyurucuydu. Edebiyata temas eden her konu hakkında bir yazı vardı neredeyse. Çok güzel değerlendirmeler ve tespitlerde vardı. Edebiyata, okumaya, yazmaya,dergilere popüler edebiyata, devlet politikalarına(dünya /Türk edebiyatı kaynakları, roman ve öykü tarihleri, okuma listeleri)… Sol görüşlü yazar doğu edebiyatına, sağ görüşlü yazar batı edebiyatına yüz çeviriyorsa eksiktir, diyor örneğin. Doğu edebiyatına ve hikayeciliğine gerekli ilgiyi göstermediğimizi söylüyor. Dünyayı büyülü gerçekçilik ile sarsan Borgess’in başucu kitabının Binbir Gece Masalları olduğunu, bunun bilinmesinden sonra da Doğu edebiyatına ilgimizin kaydığını, kültürümüze olan ilgimizim bilen batı tarafından geldiğini…

    Doğu edebiyatından bahsettiği kadar batı edebiyatına da yer veriyor yazar. Batı edebiyatını az çok bildiğim için daha çok doğu edebiyatı hakkında söylenenler dikkatimi çekti benim. Yazar kitaplarıyla birçok ödül almış ama “İmkansız İkili: Ödül ve Adalet” isimli yazı da edebi ödülleri eleştiriyor. Metnin kıymetini ödüllerin belirlemediğini, bunun belirleyicisinin zaman olduğunu söylüyor. Yazarın tarafsızlığın özellikle belirtiyorum çünkü ödüller içerisinde bazı okurları etkileyebilecek, yazarın tarafsız olmadığını düşündürecekler var. Kesinlikle yazar tarafsız bundan emin olabilirsiniz.

    Yazarın okunma sayılarına baktığımda üzüldüm açıkçası. Yılların birikimi, edebiyata adanmış bir ömür tecrübelerini paylaşmış, samimi olarak edebiyat dair fikirlerini yazmış ama okunma sayısı çok az. Gerçi biz de roman, hikaye dışındaki türler, yazılar okunmuyor. Edebiyatımızın böyle bir boşluğu var. Okunması isterim kitabın. Kitap okuyorsak, okuma bilincimizi de arttırmamız gerektiğini düşünüyorum.

    Herkese keyifli okumalar dilerim.
  • İki ayrı zaman olduğunu iddaa edersek abartmış olmayız. Biri kendi kaderimizin örüldüğü tarihsel zaman, diğeri ise Binbir Gece'nin zamanı. Talihsizliklere ve bahtsızlıklara, başkalaşımlara ve şeytanlara karşın, Şehrazat'ın bitmez tükenmez zamanı bizde hayatta olduğu kadar kitaplarda da az bulunur bir tat bırakır. Mutluluğun tadıdır bu.
    Antoine Galland
    Sayfa 7 - Kırmızı kedi yayınevi
  • Ahitlerinize sadık kalın. Şüphesiz ki ahit bir sorumluluktur.
  • Herkes bilir ki bir kadın bir şey yapmak istediği zaman hiçbir şey onu o şeyi yapmaktan alıkoyamaz.
  • Muhtar Bey'e göre, Gerard'ın başını çektiği muhaliflerin Türkiye aleyhtarı söylem ve propagandaları Washington yönetimi ile Türkiye'yi müşterek bir dava karşısında bırakıyordu. Hükümetin ve Türkiye taraftarı kimi çevrelerin ortak tavsiyesi, muhaliflerle münakaşadan kaçınılarak Yeni Türkiye'nin Amerikan kamuoyunda doğru ve etkili bir şekilde tanıtılması yönündeydi. Siyasi, sosyal, kültürel ve zihniyet alanında birbiri ardına yapılan devrimlerle Yeni Türkiye'nin çehresi hızla değişirken Amerikan kamuoyundaki Türk ve Türkiye algısı hâlâ Binbir Gece Masalları'ndaki gibiydi. Bunda Hollywood film endüstrisinin oryantalist bir bakışla çektiği filmlerin büyük bir etkisi vardı. Öyle ki, kimi Amerikalılar, Türklerin halihazırda Afrikalılar gibi siyahi olduklarını sanıyorlardı.
    Ali Özuyar
    Sayfa 126 - Yapı Kredi Yayınları
  • Aklımda Binbir Gece Masalları vardı; “Bağdat” sözünü duyduğumda, kılık değiştirmiş bir Harun Reşit göreceğimi sandım. Ama bu kılık değiştirme işinde fazla ileri gidilmişti, Mr. Innie'nin dev boyutlu ayakkabıları vardı.,