Şu da var ki; sadece safımızı belli ederek, kendimizi temize çıkaramayız. Çünkü insan, kolaylıkla her şeyi meşrulaştırabilen, çocukça bir kıskançlıkla çıkarlarını kovalayan, her edimini rasyonize edebilen bir varlıktır. Tuttuğumuz taraf söylediklerimizde değil eserlerimizde görünür; eserlerimizde yani hayatımızda. Hakikate sadakat, ancak samimiyetle mümlümdür.
Dünyadaki narsisizmi ve zalimane ilişkileri çoğaltan, merhamet ve diğerkâmlığa yer bırakmayan, her şeyi reel politik ve piyasa şartlarıyla izah eden bir tarafta mıyız yoksa Hz. İbrahim'e su taşıyan karınca ile mi saf tutuyoruz? Hani o, kendisine "Senin taşıdığın sudan ne olacak?" diyenlere, "Hiç olmazsa safım bilinsin" diyen mübarek karınca.
Çoğu zaman insanı mutlu edenin, bize yönelmiş sevgi olduğunu düşünürüz. İnsanlar bizi sevdiğinde çok mutlu olacağımızı düşleriz. Oysa en büyük değer ve mutluluk kaynağı, sevebilmektir. İnsanın sevgisini bir başkasına verebilmesi; ondan karşılık almayacağını bilse bile yine de onu sevebilmesi büyük bir değerdir.