Bu baglamda Bauman'in ironik bir ifadeyle tasvir
ettigi gibi, yolunu kaybetme korkusunu iliklerine kadar duyumsayan modern bireylerin, asina olduklari her seyle teskin olmaya daima aç ve açik olduklarini eklemek gerekir.Teknolojiklesmis modernlerin sürekli farklı seyler yapmanin özlemini dile getirdigi hâlde, benzer ortamlardaki belli aliskanliklara takılı kalmalarının ve her gün ayni seylerle mesgul olmalarının zimni gerekçesi bu olabilir.
Takvâ; nefsâni arzuların bertaraf etmek, rûhani istidatları inkişâf ettirmek, kendini dâimâ ilahi kameraların gözetimi altında bilme şuurunu kalpte sâbitlemektir.
“İslâm, hayatın bir kısmında tatbik edilip bir kısmında unutulamaz. İslâm, câmiye hapsedilemez. Zira İslâm, sadece zâhiri ibadetleri ifâ edip yalnızca zâhiri haramlardan kaçınmaktan ibâret değildir.
Zâhir ve bâtın, birbiriniz tamamlayan unsurlardır. Bu münasebetle, dinin bir sahasında gösterilen ihmal ve kusur, diğer sahasına da sirâyet eder. Kanadının biri kırık olan bir kuş nasıl uçmazsa, dinin zâhir ve bâtın kanatlarından birini ihmâl eden mü’min de hiçbir mesafe katedemez. “
Oruç, belli belirsiz bir hilâlle birlikte, her yıl bize gelen bir medeniyet, şuurlandırdıran bir armağan, bir peygamber armağanı, bir diriliş mucizesi, inkar karanlığından kıvrananlara bir azap ve korku, aydınlığa doğru koşanlara ve susamışlara bir umut ve muştu, dünyaya inen bir arş aşısı, vakte gelen ilâhi bir sahife, kalbe yaklaşan bir teselli ve bir güven, rızkı saran bir ışık ve bir berekettir.