• Oruç tutup uyumayı bile ibadet hali sayıyorlar. Düşünmeyi adeta günah sayıp hocanın ağzına bakıyorlar!
  • "Uykusu çok olanın ruhu hasta, işi zordur".
    Uykunun en iyisi 5 saati geçmeyendir. Yetişkin bir insan için 6 saat uyumak normaldir. Çocuklar, ağır çalışanlar, hasta ve zayıflar 7-8 saat uyuyabilirler. Akşam yemekten 2-4 saat sonra, saat 22:00-23.00'den 04.00-05:00'e kadar olan süre uyku için ideal bir zaman dilimidir. Hiç olmazsa, saat 24.00'e kadar yatılmalı ve güneş doğmadan kalkılmalıdır.
    Hazreti Ömer (r.a.) "Sabahın erken vaktinde uyumaktan sakınınız! Zira ağız kokusu, ruhi dengesizlik ve tabiat (mizaç) bozukluğu meydana getirir." Ayrıca "Uyku, kuşluk vaktinde uyuyana akıl noksanlığı, ikindide uyuyana ise delilik getirir" demiştir.
    Güneş doğmadan kalkmak ve güneş batmadan uyumamak çok önemlidir, çünkü bu saatlerde bütün organları ve sistemleri faaliyete geçiren hayati hormonlar üretilir. Uyku halinde tüm işlemler yavaşladığından hormonlar da yeterli derecede üretilemez. Böylece fazla uyku hormon denge- sizliğine ve buna bağlı hastalıklara, ayrıca psikolojik rahatsızlıklara sebep olur. Sağlıklı insanlar uyurken nefes sayısı ve derinliği azalır, sağlıklı bebekler gibi sessizce nefes alıp verirler. Sağlıklı olmayanlar ise uyku esnasında derin nefes alıp verirler. Saatlerce derin nefes alıp-verme ile vücudun oksijen-karbondioksit dengesi bozulur. Bu dengesizlik de bazı hastalıklarla birlikte astım hastalığına yol açar.
    Yatak sert, yastık yeteri kadar yüksek, yorgan veya battaniye yumuşak ve hafif, odanın havası taze ve serin olmalıdır. En iyi uyuma şekli sağ yana yatarak uyumaktır. Baş göğse doğru eğik, dizler karna doğru çekik, kollar göğse bitişik halde uyumak en iyi pozisyondur. Bu pozisyon kalbe, kan dolaşımına, enerji dolaşımına ve hazmedilmiş yemeğin mideden bağırsağa inmesine kolaylık sağlar. Ayrıca, uyku esnasında vücuda bir zarar gelecek olursa, iç organlar bu pozisyonla muhafaza edilmiş olur.
    Hazmı zayıf olanlar, önce sol, sonra da sağ yana yatma ihtiyacı duyarlar. Omurga problemi yaşayanlar, kas ve iç organları zayıf olanlar ve yaşlı insanlar ise sırtüstü yatarlar. Hasta ve yaşlılar, çene kasları zayıf olduğu için, genellikle ağzı açık uyurlar.
    Alçak yastıkla sırtüstü yatarken geniz akıntıları kesilir, yüksek yastıkla sırtüstü yatarken akıntı burun yerine, boğaza, akciğere ve mideye akar. Geniz akıntısı yakıcı ve zehirli olduğundan, dışarıya akamazsa, sinüslerde iltihaplanmaya ve baş ağrısına sebep olur. Boğaza akarsa, bademcikler ve ses telleri rahatsızlanır, boğaz ve yemek borusunda yanma ve yaralar meydana gelir. Mideye akarsa, mide bulantısına ve mide hastalıklarına, akciğere akarsa, akciğer hastalıklarına yol açar.
    Yüzüstü yatış pozisyonuna ise eski alimler "şeytan yatışı" derler, bu pozisyonda yatmayı yasaklarlardı.
    Yatmadan evvel bol ve karışık yemek yiyenin midesinde üretilen enzimlerden tükürük bezleri de etkilenir, tükürük çoğalarak uyku esnasında ağızdan akmaya başlar. Bağırsak kurtları da tükürük bezlerini aynı şekilde etkiler. Bağırsak kurtları için tavsiye edilen tedaviyi uygulayan, beslenme alışkanlıklarını düzelten ve az yiyen, yemekten en az 3-4 saat sonra uyuyan kimse tükürük akıntısından kurtulur.
    Uykuda horlama, uykudan önce yeme alışkanlığından, hazımsızlıktan, kabızlık ve gazdan, kalın bağırsak bozukluğundan ve genişlemesinden, küçük dil şişliğinden ve kalp zayıflığından kaynaklanır. Sirke içinde şap eritilerek veya sirke içinde nar kabuğu kaynatarak gargara yapılırsa küçük dilin şişliğini alıp küçültür ve horlamayı azaltır.
    Bağırsak tedavisi yapanlar ve yemeği azaltanlar şiddetli horlamadan kısa zamanda kurtulabilirler, ancak hafif horlama devam eder. Arap alfabesindeki "ayn" ve "ğayn" harflerini doğru telaffuz ederek, Kur'an-ı Kerimi nefes kontrolüyle okumaya çalışan kimse bu dertten de kurtulabilir. Ancak tabiata uygun olmayan, hazır yiyecekler ve sağlıksız gıdalar tüketenler, tıka basa yemek yiyenler, yemekten sonra meyve yiyenler, horlama probleminden kurtulamazlar.
    Uyurken karabasan gelmesi ve kabus görülmesi, beyinde kan ve su dolaşımının bozukluğunun işaretidir. Karaciğer, kan ve damar temizlemelerini yapmak, saunaya gitmek, hacamat yaptırmak, sülük tutturmak bu durumdan kurtulmak için yeterli olabilir.
    Uykuda dişleri gıcırdatan yetişkinler sara hastalığına yakalanma riski taşırlar. Çocukların uykuda diş gıcırdatması ise yaş ilerledikçe geçer. Kışın güneş ışığının azlığından, yemeklerin ağırlığından uyku çoğalır. Ancak beslenme kurallarına uyan ve oruç tutanların durumu kışın da değişmez.
    "Az ye, rahat uyu!" (Atasözü).
    Çok uyumaktan kurtulmak için yemeği azaltmak, saunaya gitmek, anason, keten tohumu, kimyon ve sinameki kullanmak gerekir.
    Uyuma zorluğu çekenlere ise hamama gitmek, uykuya yatmadan önce bal şurubu, yulaf suyu veya arpa suyu içmek, veya çimlenmiş arpa yemek, kafa derisine zeytinyağı sürmek, reyhan ve kediotu koklamak ve hacamat yaptırmak iyi gelir..
  • "Ağzımıza hakim olmadıkça biriktirdiklerimizi saklayamayacağız demek ki. Ne biriktirmiş olabiliriz ki? Allah'a ibadet diyor Peygamber (s.a.v), namaz diyor, zekât diyor, oruç diyor, hac diyor, teheccüt diyor. Bunlardan daha kıymetli ne biriktiriyoruz ki biz? Bütün bu biriktirdiklerini götürür ağzın, diyor.

    Hayret ya Resûlallah, nasıl götürecek, diyene de ne diyor?
    'ANAN SENİ KAYBETSEYDİ DE BÖYLE BİR SÖZ SÖYLEMESEYDİN!' Ne demek anan seni kaybetseydi? Ölüp gitseydin de bugünü böyle görmeseydin sen. Bu, ne biçim boşluk!"

    |Nureddin Yıldız|
  • Yaşamımızdaki boşlukları ötekilerin yaşadıklarıyla doldururuz, deliklerimizi onlarla tıkarız.
  • Bütün dert, ötekilerle bir arada yaşamak zorunda olup, bir arada yaşamaya dayanamamızdadır.
  • Ben de günahkar kullarındanım Allah'ım
    Bir kulhuvallahi bilirim dualardan
    Bir de yarabbi şükür demeyi doyunca
    Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca
    Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan
  • 124 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Gecenin bir cuz'unde, biraz kizgin, biraz şaşkın ve gergin bir şekilde kitabı bitirdim... Yaşar Kemal'in muhteşem tasvirlerini bilmeyen yoktur..okuyup da beğenmeyen olmaz..âdeta buyulenir, gezinir durur ruhunuz anlatılan mekanlarda...
    bilhassa doğa tasvirleri harikadır...

    Bu kitabında da döktürmüş Yaşar Usta...basta da belirttiğim gibi diline söyleyecek laf yok lakin beni huzursuz eden başka bir şey var ki ondan yazıyorum bu vakit bir inceleme...biraz şikâyet, biraz teessür...hepsi bir arada yazmak istiyorum...

    Kitabımız tamda efsanevi bil dille yazılmış masalsı bir roman aslında...bir sevda romanı..
    Sevdalı Gulbaharin bir paşa babası vardır ki adaletsiz,anlayışsız, acımasız, kibirli, adeta tanri gibi hüküm veren bir Osmanlı Paşasıdır...

    Işte beni üzen şaşırtan bu oldu..âdeta bilinçaltı çalışmış Yaşar Kemal...Paşa adı altında Osmanlıya vermiş veristirmis...her paşa lafının yaninda Osmanlı yazmayi ihmal etmemis..

    Bir diğer karakterimiz var ki Hüso,bir demirci ustası namaz kılmaz,oruç tutmaz, ateşe tapar(bunlar özellikle zikredilmiş) en adaletli odur kitapta..Paşaya hakikatleri,yaptığı yanlışları hic çekinmeden söyleyen de Hüso'dur...sağ olsun var olsun...

    Derdim neredeyse altı asır dünyaya hükmetmiş cihan devletini burada bir kaç kelimeyle savunmak değil...buna gücüm yetmez zaten...tek isteğim dikkat çekmek..Elbette olmuştur hainler, devlete lâyık olmayan paşalar ..Fakat kitapta durum pek böyle değil...bir yerde;Bu paşa kâfirdir seni affetmez...başka bir yerde bu osmanlı, kâfir....
    gibi dikkat çeken cümleler var...

    Şu kesin ki okurken 'bak sen şu vicdansız osmanlı pasasina' diyeceksiniz...paşaya ya da babaya değil osmanlı pasasina diyeceksiniz çünkü ısrarla bu vurgulanmış...düşünüyorum da masalsı bir romanda ne diye ısrarla tekrarlanir bu...
    Demem o ki düşündürdü beni bu durum...Ve yazmadan edemedim...

    Elbette okunur Yaşar Kemal dili muhteşemdir...Okuyalım, düşünelim, tartalım, sayalım, sevelim :)

    Hayırlı gecelerimiz, bol kitaplı günlerimiz olsun...