Merve Köprü, Harry Potter ve Felsefe Taşı'ı inceledi.
45 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Kitabın çıktığı zamandan bu yana çok sevilen, hayranları tarafından yıllar geçse de sevilmeye devam eden bu kitabı tur kitabı olarak seçtiğimize şahsımca çok sevindim. Çünkü yıllardır kitapları bir gün okuyacağım diye hiçbir filmini dahi izlemeyen ben sonunda bir şekilde seriye başlayabildiğim için mutlu olmuştum.
Hep merak etmiştim sevenleri bu seriyi neden çok seviyor diye. Belki de çocukluklarına bir anlam katmasından ötürüdür. Ya da filmleriyle kitapların bütünleşip hafızalara kazınmasından.
Tam sebebini bilemiyorum. Çünkü o derece severleriyle aynı duygulara sahip değilim. Sanırım çocukken okumam gerekirdi.
Evet hikaye hoştu. Akıcıydı. Yazar fantastik kurgusunu gerçekçi bir anlatımla bütünleştirmiş. Hatta çabuk okunmasından ötürü kitap okuma alışkanlığı kazandırmak adına güzel bir seçim de olur. Fakat işte hepsi bu kadar. Açıkçası yıllar yıllar sonra tekrar okurum dediğim bir kitap değil. Bir kere okuduktan sonra tekrar okumak için değil de ilerde çocuğuma torunuma okuturum düşüncesiyle kütüphanemde olmasını istediğim bir kitap. Severleri alınmasın.
Serinin ilk kitabı hakkındaki genel düşüncem bu şekilde. Zaten kurgusu tek bir olay üzerine kurulu olduğu için ve filmlerinden ötürü konuyu bilmeyen kişinin de pek olmadığından ötürü olay örgüsü hakkında bir şey yazmayacağım.
Yalnızca şunları belirteyim filmlerini dahi hiç izlemediğim halde kurgu bana çok özgün gelmedi. İzlediğim nice animenin benzer ama daha güçlü kurguları vardı. Ve daha eski fantastik kitaplardan da esinlenilmiş olabilir diye düşünüyorum. Ayrıca yapı itibariyle romandan daha çok öyküye benziyor. O yüzden etkilendiğim pek bir şey yok. (Roman daha derin bir kurguya sahip olduğu için bunu yazdım. ) Harry’nin yaşadıkları çok gerçekçi anlatıldığı için yaşadıklarına üzüldüm okurken. Ama serinin bilmem kaçıncı kitabında altından başka şeyler çıksa şaşırmam. Sanırım ilk kitap için söyleyebileceklerim bu kadar.
Tabii ki okumanızı tavsiye ederim.

Kutlu AKHAN, bir alıntı ekledi.
46 dk. · Kitabı okuyor

Gerçekler acı gerçekler
“Edgar uyarısının etkili olduğunu fark etti. Annesini kendinden yana çekmek,”
“ötekine duyduğu kin ve düşmanlığa karşı bir taraftar kazanmak hoş olacaktı. Annesine usulca sokuldu, kolundan tuttu ve heyecan dolu bir sesle: “Anne!” diye konuştu. “Onun hiç de iyi niyet beslemediğini fark etmiş olmalısın. Seni ne kadar da değiştirdi! Sen değiştin, fakat ben yine eskisi gibiyim. Seninle yalnız kalabilmek için bana karşı kışkırttı. Mutlaka seni de aldatmak istiyor. Sana ne sözü verdi, bilmiyorum. Bildiğim tek şey, sözünü tutmayacağı. Kendini ondan korumalısın. Birini aldatan ötekini de aldatır. Kötü adam o, onun hiçbir şeyine güvenilmez!”

Yakıcı Sır, Stefan Zweig (Sayfa 69 - Kırmızıkedi)Yakıcı Sır, Stefan Zweig (Sayfa 69 - Kırmızıkedi)

Eğitim Felsefesi Dersi'nden...
Japonya’da küçük bir çocuk geçirdiği bir kaza ile sol kolunu kaybetmişti . Yaşıtları okul bahçesinde koşup oynarken mahsun sessiz oturup onları seyrettiğini gören ailesi ve öğretmenleri çok üzülüyorlar aralarında ne yapabileceklerini konuşuyorlardı. Okula yeni tayin olan judo öğretmeni biraz düşündükten sonra çocuğun yanına giderek onu okulun judo takımına davet etti. Bu şaşırtıcı teklif karşısında ne yanıt verebileceğini bilmeyen çocuk Japon terbiyesi ile teşekkür etti ama öğretmene olanca nezaketi ile arkadaşlarının önünde komik ve aciz görünmek istemediğini belirtti. Öğretmen sorunun nedenini anlamamış gibi “yeterince gayret gösterir dersleri takip edersen başarmaman için neden yok “ yanıtını verdi.
İlk dersten itibaren öğretmen bu öğrenci ile özel olarak ilgilenmeye başladı. Her ders başladığında önce bir kaç ısınma hareketi yaptırıyor sonra da öğrencisine belirli tek bir hareketi öğretiyordu. Dersler boyunca sadece o tek hareketi çalıştılar. Çocuk “başka hareket öğrenmeyecek miyim?” Diye sorduğunda öğretmen “sence o hareketi yeterince öğrendin mi ki başka hareket öğrenmek istiyorsun?” diye soru ile yanıt veriyor ve o hareketi çalıştırmaya devam ediyordu .
Bölge okulları arasında turnuva için takım seçmeleri o yıl okulda yapılmadı. Öğretmen herkesin şaşkın karşılamasına karşın okulu temsil etme görevini tek kollu çocuğa verdi. Okulu tek kez olsun bir maça çıkmamış tek bir hareketten başka hiç bir hareket bilmeyen tek kollu bir öğrenci temsil edecekti. Okul idaresi ve veliler çocuğu incitmemek için sustular.
Turnuva gelip çattığında ringe çıkarken çocuk öğretmenine “Ben sadece tek bir hareket biliyorum!” Dedi. Öğretmen de “o hareket sana yeter” diye cevap verdi.
Gerçekten de ilk maçta çocuk o tek hareketle maçı aldı bir üst tura geçti. Daha sonraki bütün karşılaşmaları da herkesin şaşkın bakışlarına karşın o tek hareket ile kazandı ve finale kaldı. Finalde de yılların şampiyonunu aynı hareketle yendi ve kupayı aldı.
Çocuk sevinç içinde idi ama olanları hiç anlamamıştı. Kupayı aldığında öğretmeninin önünde saygı ile eğildi ve sordu “Bu nasıl oldu hocam?” Öğretmen gülümseyerek yanıt verdi “ senin yaptığın hareketten kurtulmanın tek bir yolu vardı ve hiç biri onu yapamazdı. O hamleden kurtulmak için senin sol elini tutmaları gerekiyordu”
--------------------
Bu bilinen öykünün ne anlatmak istediği çok açık. Çoğumuz sahip olmadıklarımıza , eksiklerimize, yolumuzdaki engellere kafayı takar başarısızlığı ve beceriksizliği kendi kendimize yaşamımıza davet ederiz. Oysa olanaklar en az engeller kadar vardır. Beceremeyeceğimizi düşünmemize sebep de, başarabilmenin yolunu bize bulduran da bizim kendi bakış açımızdır. Franz Kafka şunu demiş; “Do not waste your time looking for an obstacle - maybe there is none.” (zamanını hep engel aramakla geçirme, belki de engel yoktur)
Bakış açısı gerçekten önemlidir. Bana göre yalnız karakter/kültür vsr de etkin değil, bu konuda insan kendini terbiye edebilir. Örneğin kalkış saatini bilmediğiniz bir otobüse binmek için terminale gittiğinizde bir önceki otobüsün az önce kalktığını görmüş isek üzülüp hayıflanmak yerine bir sonraki otobüse erken geldiğimiz için sevinmeyi pekala kendimize öğretebiliriz.* Ve bu bakış açısı giderek bizi hem olumlu bir insan yapar hem de enerjimizi yaşamdan keyif alıcı ve giderek hep çözüm üretici bakış açıları yakalamaya yönelmemizi öğretir.
Akıllı kişi, gelişmelerin ve etrafındaki insanlar dahil her şeyin sunduğu fırsatları ve renkleri fark etmeye yönelik düşünebilen insandır.

hiçbiri, bir alıntı ekledi.
49 dk.

Güneş küçük, dünya küçük, suretimiz de küçük. Bir hiç bile olmamamız lazım fakat yaratıldık. Yaratılmaya layık görüldük. Ve muhatap alındık. Bu çok önemli! Allah bizi cezalandıracak ya da mükâfatlandıracak kadar ciddiye alıyor?
Ne için?

Ahrar, Rafet Elçi (Sayfa 510)Ahrar, Rafet Elçi (Sayfa 510)
Hülya Bilgin, bir alıntı ekledi.
55 dk. · İnceledi

Daha önce hiç bilmediği, yepyeni, koskoaca bir dünyayı sisler içinde gibi, belirsizce duyum sağlıyordu.

Suç ve Ceza, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 302)Suç ve Ceza, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 302)
Melek Kesik, Gizli Anların Yolcusu'yu inceledi.
56 dk. · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Sanırım tercihlerimiz bazen yok oluşumuza neden olabiliyor ya da yeni bir başlangıca. ...Hiç bir büyük yalan gizli kalmaz. Yalan yalanı doğurduğu sürece. Kim bilir bu hayatta daha neler vardır bizlere ters düşen sırf bu yüzden mi cezalandırmalı insan. Sorgulamadan, anlamayı öğrenmeliyiz her durum da anlamıyorsak da saygı duymayı. Değişik bir roman... okunabilir mi ? - evet.. bir faydası olur mu ? Sorusuna verilecek tek yanıt, hayatta insanın başına her şey gelebilir. Büyük konuştuklarımızla sınanabiliriz . Ve unutmayalım ki, sınanmadığımız her acı Basit'tir..!

Ricardo hani Vatansız Ricardo, bir alıntı ekledi.
58 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Biri vardır örneğin, deli gibi görmek istediğiniz. Haketmişsinizdir de bunu ama göremezsiniz. Kırk çeşit imkansızlık bir araya gelir ve bir türlü göremezsiniz. Oysa onu görmeyi hiç haketmeyen (hak etmeyi bilerek kullanıyorum, çünkü bu bir hak bence) bir sürü saçma sapan adam her gün görürken, burnunun dibinden ayrılmazken hatta, siz göremezsiniz. Mahalle bakkalı, mesai arkadaşı, komşusu.. Coğrafi mecburiyet dışında hiçbir vasfı olmayan bir dolu insan sizin bir kez bakmak için yanıp tutuştuğunuz gözlere her gün bakar. Siz bakamazsınız...

Tesirsiz Parçalar, Ali LidarTesirsiz Parçalar, Ali Lidar

papatya bulamazsan maydanoz alırsın. eminim ki hiç bir çiçek omaydanoz kadar güzel kokmayacaktır

"Yalnız olmak,
Yanlış yerde ve yanlış bir kalpte olmaktan iyidir.
Sahte kalabalıklarda hiç olmaktan iyidir."
Bukowski.

Mekanın Cennet olsun Üstad'ım...
Bugün; her şiirini okurken ayrı keyif aldığım, bu topraklarda yetişmiş bir değer olduğu için ayrıca mutlu olduğum, şiir, şair, üstad gibi kelimeleri duyunca aklıma ilk gelen isim olan Necip Fazıl KISAKÜREK'in vefatının 35. Yılı...
Allah'ım rahmet eylesin. Mekanını Cennet bahçeleri eylesin. İnşAllah bu topraklarda daha onun gibi nice şairler yetişir de boşluğunu bu kadar hissetmeyiz...

Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü Peygamber?...
Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun !
Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun!...