Milena'ya Mektuplar İncelemesi
Puan vermedi·320 syf.··
2026 16. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 08:02
1920 yılında bir iş amacıyla mektuplar yazılmaya başlar. Alıcısı Milena Jesenská'dır—cesur, özgür ruhlu ve Kafka'nın zihnini anlayabildiğine inandığı ender insanlardan biri. Bu mektuplar yıllar sonra Milena'ya Mektuplar adıyla yayımlanacaktır. Kafka asla yayımlanacağını bilmeden, bütün sansürleri kaldırıp gardını indirerek korkularını, kaygılarını, özlemlerini ve çaresizliğini hiçbir kurguya sığınmadan anlattığı samimi mektuplardır. "Sana yazarken kendimi daha gerçek hissediyorum; ama mektup bittiğinde yine aynı yalnızlıkla baş başa kalıyorum. Çünkü sen uzaktasın ve ben sana ancak kelimelerle dokunabiliyorum." Kafka bu mektuplarda rol yapmıyor. Okur olarak karşınızda yalnızca onun en kırılgan hâli var. Milena'ya Mektuplar'ı elime aldığımda romantik mektuplardan oluşan bir kitap okuyamayacağımı biliyordum. Daha ilk sayfalardan itibaren ağır ilerleyen yoğun bir anlatımla karşı karşıya kaldım. Burada ilerleyen bir olay örgüsünden çok Kafka'nın zihninin içinde dolaşıyorsunuz. Her mektup onun ruh hâlinin ayrı bir fotoğrafı gibi. Duygular sürekli değişiyor; umut yerini kaygıya bırakıyor, yakınlık hissi korkuya dönüşüyor. Sayfalar boyunca bitmeyen bir gelgit var. Ve en çokta korku var. Bu yüzden kitap ağır ilerliyor. Okurken zaman zaman yorulduğumu hissettim. Çünkü Kafka yalnızca Milena'ya yazmıyor; aynı zamanda kendisiyle de konuşuyor. Yazmak, onun gerçek hayatta kuramadığı ilişkinin yerine geçen tek güvenli alan hâline geliyor. Bu yönüyle kitap, Kafka'yı anlamak isteyenler için oldukça değerli. Hatta bazen insan, "Kafka kendi kitabını yorumlasaydı muhtemelen hem çok beğenir hem de acımasızca eleştirirdi." diye düşünmeden edemiyor. Kitap boyunca dikkatimi en çok çeken şey korkuydu. Kafka neredeyse her sayfada bir korkusundan söz ediyor. Hastalıktan, ilişkilerden,
İnceleme
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · İndigo Yayınları · 201865,9bin okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2026 10. kitabı
Peyami Safa'nın aynı zamanda ilk romanı olan Sözde Kızlar, bu sene okuduğum en beğenmediğim kitap olacak gibi görünüyor daha şimdiden Kitapta üç kadın karakter üzerinden Batı yaşam tarzına özenmeye karşılık Türk milliyetçiliği ele alınıyor. İdeal Türk Müslüman kadınının nitelikleri Mütareke Dönemi işgalleri sırasında babasını arayan Mebrure, Batı'nın istenilmeyen niteliklerini barındıran kişi Nevin ve bu iki ucun arasında olan ama Batıya özenen kişi ise Belma (Hatice) karakteri ile temsil ediliyor. Türk Müslüman kadını yazara göre fikrî yönden gelişmiş olmalıdır, Batılı kadın ise daha çok fiziksel nitelikleri ile ön plana çıkar. Buna rağmen kitapta çelişkili bir şekilde Mebrure karakteri fiziksel nitelikleri açısından detaylıca betimlenirken, Nevin'in bu konuda yeterince iyi olmadığına değinilmiş. Yazarın kadının düşünsel ve kültürel yanlarına eğilmesini bekliyordum. O nedenle beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattığını söyleyebilirim. Ahlakı salt namus üzerinden tanımlamak yazıldığı döneme göre normal sayılabilecek bir durum olsa da bu durum romanın amacının dışına çıkacak düzeyde vurgulanıyor. Yazarın iki uçlu düşünme biçimi (diyalektik düşünme) henüz 20 yaşında yazmasına bağlanabilir. Daha olgun eserlerinde bu kadar bir acemilik olduğunu sanmıyorum. Özellikle düşünce yazılarında iyi argümanları var. Kitabı daha iyi incelemek adına bir makale okudum ve bu kendi adıma bir ilk oldu Özetle hiç hoşlanmadığım bir roman okuma deneyimi olsa da belli safsataları tespit etme fırsatı buldum Sizin benzer olumsuz okuma deneyimleriniz oldu mu? kitaplar | Peyami Safa | Sözde Kızlar | okumalar | kitap incelemesi | toplumsal cinsiyet |
Sözde KızlarPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202211,3bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
8/10
·456 syf.··
2026 62. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 15:35
Adının hakkını vererek kaos dolu, eğlenceli ve oldukça kaliteli bir kitaptı beklentilerimi aşarak zirveye tırmandı resmen okurken o kadar eğlendim ki anlatamam şimdi hemen konusuna geçiyorum. Küçük bir köyde yaşayan Elbis onu büyüten şifacıyla birlikte yaşayarak bitkilerle şifalı iksirler yapmasına yardım eder, boş vakitlerinde de köye gelen zenginleri dolandırmanın yollarını arayarak gününü gün eder. Yine bir gün Oro Ana’nın ondan istediklerini almak için ormana girdiğinde başına hiç beklemediği şeyler gelir ve bir tilkiyi kurtarıp peşlerine düşen avcılardan kaçarken kendisini Nyxhaven Akademisi’nde bulur. Yüzyıllar önce soylarının tükendiği bilinen özel ırkların gittiği bu akademide sıradan bir insan olduğunu saklayarak ortama ayak uydurmak zorunda kalmasıyla maceramız başlar. Akademide geçen kitaplara gerçekten bayılıyorum. Birbirinden farklı insanların, canavarların bir araya gelerek eğitim almasını, güçlü dostluklar kurarken aynı zamanda düşman kazanmalarını okumak beni zevkten dört köşe ediyor burada da Elbis akademiye adım atar atmaz ilk dostuyla yani oda arkadaşı Viktor’la tanışıyor. Bir yandan insan olduğunu gizlemeye çalışırken bir yandan da ortama ayak uydurmaya çalışırken en büyük yardımcısı da Viktor oluyor. Aralarına dünyalar güzeli bir siren olan Lenora’da katılınca güzel bir arkadaş grubu oluşturuyorlar. Birlikte derslere giriyor, onlardan nefret eden zorbalarla hep beraber mücadele ediyorlar. Tabi bu sırada dünyaya dair bilgilerde bize veriliyor 7 tanrıdan ve her şeyi birbirine karıştırarak ortalığı kaosa boğan Kaos Tanrısı’nın da varlığına dair bir şeyler öğreniyoruz. Bu sırada okulda bazı öğrenciler kaybolmaya başlıyor ve okul yönetimi bunları örtbas ederek öğrencilerin eve döndüğünü söylüyor ama Elbis ve arkadaşları bunu yer mi? Yemez.
Kaos TanrısıD. S. Yon · İndigo Kitap · 202621 okunma
Anti hümanizm savunması?
4/10
·328 syf.··
2026 16. kitabı
İlk defa bir klasik eseri beğenemedim. Irkçılık, sömürge yanlılığı, sınıf ayrımı, anti-hümanizm hepsini alt metninde barındırıyor. Büyük bir heyecanla başlamıştım ama bu unsurlar hayal kırıklığına uğramama sebep oldu. Bütün bir hikayenin babamın sözünü dinlemedim o yüzden bunlar başıma geldi??? anlatısı üzerine kurulması çok can sıkıcı. Andersen masalları gibi hissettirdi. Kitabın yayınlandığı dönemin bakış açısını tam olarak bilemiyorum ama fazlasıyla bir din güzellemesi var romanda. Hatta bütün roman bunu övmek için yazılmış gibi geldi. Tabi dönemine göre böyle bir eser yazmak büyük bir başarı olsa da günümüzde bu kadar kırıcı bir roman okumak çok zor. İngiliz yazarların sömürge yanlısı bakışlarıyla romanlarda karşılaşmaya alışık olsam da bu romanda çok fazla hoş karşılanmayacak görüş var. Ayrıca hiç akıcı veya sürükleyici değildi. Kirabın tek beğendiğim yanı şartlarına karşın öldürme yetkisi olup olmadığını sorguladığı paragraftı. Hem felsefik hem de o döneme göre çarpıcı bir görüş. Hikayenin oradan sonra daha iyiye evrilmesini ummuştum ama öyle olmadı. Bilemiyorum belki zaten hepsi bir yergi üzerine yazılmış ta olabilir, dediğim gibi dönemini ve ya yazarın motivasyonunu bilmiyorum ama okuduğum kadarıyla tam tersi hissini verdi.
Robinson CrusoeDaniel Defoe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202426,8bin okunma
Çehov candır️
10/10
·72 syf.··
2026 13. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 23:00
Kısa ama derinlik dolu bir kitap Altıncı Koğuş…. Bu koğuşu, bu tasvir edilen odayı nasıl anlatsam bilmiyorum. ÇEHOV o kadar güzel betimliyor ki aslında bu odayı anlatırken, resmen burnunuza küf kokusu geliyor.. Koğuşta 6 kişi var ve ayrıntılarıyla betimlenmiş onu siz kendiniz okursunuz :) Esas olay burda başlıyor Eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç kaldığı hastanede içinde yaşamaya zorunlu olduğu bu iğrenç hayatı aslında doktor Andrey Yefımiç’a bir şekilde anlatsa da doktor bu zorlu koşulları düzeltmek için hiç bir şey yapmıyor.. Ama sonra doktor hayatının sürpriziyle karşılaşıyor ve bu akıl hastanesine hatta ve hatta “Altıncı Koğuş”a düşüyor. İvan Dmitriç ile Andrey Yefımiç arasında geçen sohbetler çok derinlikliydi Bu kitaba şans verin arkadaşlar . Çok seveceksiniz. Zaten çok kısa hemen biter. Ben de şimdi Çehov’un diğer kitaplarını almaya gidiyorum.
1000Kitap
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,4bin okunma
10/10
·308 syf.··
2026 113. kitabı
Kamuran Akdemir Kamuran Elagöz Bazı gerçekler aydınlatmaz ,sadece karanlığı kimin taşıyacağını değiştirirdi.İnsan bazen doğruyu bulur..ama o doğruda yaşamını kaybeder.En ağır pişmanlık,”Keşke bilmeseydim” Eseri ilk elime aldığımda direk kapak tasarımı beni kendine çekti arkadaşlar.Okumaya başladığım andan itibaren elimden bırakamadım.İlk başlar ağır ilerlese de sayfalar su gibi akıp gitti.Yazarımızın kalemi güçlü ve yalın.Okurunu yormuyor,muazzam betimlemeleriyle esere bağlıyor. Bu eser öyle yüreğime dokundu ki,katilin kendi adaletini sağlamış olmasını hiç yadırgamadım.Cenk Komiser in bir kodamanın damarına bastığa için mesleğinden istifa etmesine tahammül edemedim.Maalesef bunu yaşayan çok Polis kardeşlerimiz var.Cüzdanı kalınlar,isteği zulmü,pisliği yapıyor bulunduğu makama güvenerek binlercesi vatan sevdalılarını mesleğinden,ekmeğinden ediyor Baskomiser Efsun,babasını kaybettigi dönemde tanışıp evlendiği psikolog eşiyle sadece altı ay evli kalır.Zaman ilerledikçe verdiği kararın yanlış olduğunun farkına varıp ayrılır.Simdi otuz altı yaşında,güçlü,ayakları yere sağlam basan kendinden emin duruşu,sorgulayan bakışları ile disiplinli,tuttuğunu koparan haliyle emniyetin gözbebeğidir. Başkomiser Efsun,aldıkları ihbar üzerine ekibiyle birlikte gittikleri evde bir genç kızın cesediyle karşılaşır.Genc kadının katili olarak eşi tutuklansa da Efsun un içi rahat değildir çünkü yerine oturmayan taşlar mevcuttur.Aldıkları son ihbar ile olay başka yöne gider ve derinlemesine bir araştırmaya girer ve kendisine yardım edecek en iyi kişi çocukluk arkadaşı Cenk tir. Cenk,istifa ettim diyerek önce yardıma yanaşmaz ama Efsun,Cenk i ikna eder.Efsun un ekibiyle birlikte Cenk gücünü birleştirir ve olaylar birbir gün yüzüne çıkar.. Rıza nın Elif ile bakimevine gitmesi,Vedat ın “annemi hastaneye
Kuzgun YeminiKamuran Elagöz · Edebiyatist Yayınevi · 202621 okunma