Bugün atlar koşmuyor. Tuhaf bir normallik duygusu
içindeyim. Hemingway’in boğa güreşlerine neden ihtiyaç
duyduğunu biliyorum; resmi çerçeveliyordu onun için;
gerçeğin nerede olduğunu ve ne olduğunu hatırlıyordu.
Elektrik faturası, yağ değiştirme filan derken unuturuz bazen.
Çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümlerine ne de
başkalarının. Şoka girerler, ödleri patlar, beklenmedik bir
sürprizdir ölüm onlar için. Olmamalı oysa. Ben ölümü sol
cebimde taşırım. Bazen cebimden çıkarıp onunla konuşurum:
“Selam yavrum, nasılsın? Ne zaman geleceksin beni almaya?
Hazırım.”
Bir çiçeğin büyümesi bizi ne kadar kederlendiriyorsa,
ölüm de o kadar kederlendirmeli. Korkunç olan ölüm değil,
yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır. İnsanlar hayatlarına
saygı duymuyorlar, işiyorlar üstlerine, sıçıyorlar. Geri
zekâlılar. Tek düşündükleri düzüşmek, sinema, para ve
düzüşmek. Hiç düşünmeden yutuverirler Tanrı’yı, hiç
düşünmeden yutuverirler Vatan’ı. Çok geçmeden düşünme
yeteneklerini yitirir, başkalarının onlar için düşünmelerine
izin verirler. Pamuk beyinliler. Görünümleri çirkin, konuşma
biçimleri çirkin, yürüyüşleri çirkin. Yüzyılların olağanüstü
bestelerini çalın onlara, duymazlar. Çoğu insanın ölümü bir
aldatmacadır. Ölecek bir şey kalmamıştır geriye.