Bazı zamanlarda sadece hayal kırıklığına uğramak endişesini daha uzun süre yaşamamak adına, kendi kendimizi, fark etmeden, bizzat başarısızlığa uğratabiliriz. Kendi bindiği dalı kesme şeklinde tarif edebileceğimiz bir düzenekle, makûs talihimizi her seferinde haklı çıkarmaya çalışabiliriz.
Düşledik, umduk, arzuladık. Hayal ettik. Sonra gerçeğin duvarına tosladık ve dış dünyanın hakikatinin içimizin hakikatine denk düşmediğini, acıyla fark ettik. Ürperdik. Oysa içimizde kıpırdanıp duran bir şeyleri varlığa çıkarmak, dünya gözüyle seyretmek istiyorduk. 'Sabret, şükret, seyret' diyor Mevlana. Belki sabredemediğimiz, belki şükredemediğimiz için seyredemiyoruz.