Türkçe, dört imparatorluk dilinden birisidir diyor Sn. Banarlı. Bu dillerden diğerlerinin Latince, Arapça, İngilizce olduğunu öğreniyoruz ve dünyamız ölçütlerinde bu kategoride yer alma hazzıyla ne büyük zenginlik diyerek dilimize hayran kalıyoruz.
Her dil imparatorluk dili olamaz, çünkü her millet imparatorluk kuramaz diye devam ediyor kitap. Bu anlamlı cümleyi açıklamada örneklerle,Türkçenin kelimelerle çoğalırken diğer milletlerle yaptığı kelime alışverişlerini, özdil kavramının imparatorluk dillerinde aranmasının ne kadar yanlış olduğunu, dili arındırma adına Türkçe ses almış kelimelerin kıyımının devlet/millet tarihini zayıflatacak, nesillerin irtibatını kesecek yanlış ideoloji olduğunu savunuyor.
Dilin gelişiminin, dönüşümünün bilhassa Yahya Kemal önderliğinde nice yazarların eser alıntılarıyla örneklendiriyor. Güneş-dil teorisinin Atatürk ün yüksek emirleriyle çalışıldığını, bu işle görevlendirilen heyetin ehlivukuf olmadığını ve işi hakkıyla yapmadıklarını, bahsi geçen dil bilimcilerin öz Türkçe adına moğolca vb. dillerden kelime ve ek-ler aşırdıklarını, uydurma sözcük oluşturduklarını , büyük ünlü uyumu ile ahenkli kelimelerin yok edildiklerini kıssalar ve dayanaklarla anlatıyor.
Bence herkes okumalı ve önce Atatürk’ün tecrübe ile kazanılan ilme saygısını ve bu hususta bizzat harekete geçtiğini bilerek, dilimizin o mükemmel yüceliğini saygıyla ve defaatle hatırlamak üzere kitabı hafıza raflarımıza yerleştirmeliyiz. Saygılarımla.
Bir dilde bir mefhumu ifade için kullanılan kelime sayısı ne kadar kabarıksa o dili konuşan milletin o mevzuda o kadar büyük bir hayatı var demektir.**
‘’Yavru ağzı, gül kurusu, cam göbeği’’... Çünkü çok yerinde bir tarif, milletlerin renk nüanslarını bildikleri ölçüde medeni olduklarını söyler. Aynı tarife göre fert fert, insanlar da bu nüansları bildikleri ölçüde kültürlü ve medenidir.
Türk milleti tarafından fethedilmiş topraklar nasıl Türk vatanı olmuşsa aynı millet tarafından fethedilmiş kelimeler de öyle ‘’Türk kelimesi’’ olmuştur.