• Karanlık alışmıştı yalnızlığa,
    Zifiri sessizliğini kabullenmişti..
    Birgün bir ışık gördü,gecenin içinde
    Yalnızlığı unuttu, benliğini de..
    Parıltısı gittiğinde,
    Tekrar dönebilir mi eskisine?
    Bir kere ışıltısı oldu unutabilir mi?
    Karanlık mahvoldu o gittikten sonra,
    Belki de karanlık daima karanlığına
    Mahkumdu..
    Karanlık
  • https://youtu.be/UYCwB-pOb_g

    Lisede ilk günümdü.okulun girişinde panoda asılı olan listede sınıfımı ararken rastladım ilk defa ona.Parmağıyla aşağı doğru listeyi yoklarken istemsiz bir şekilde parmağının,elinin zerafetine dalmış gözlerim.O kadar naif o kadar masum bir yüzü vardı ki bir türlü gözlerimi alamadım ondan.Öyle ki liste sırasında ''hadi kardeşim senimi beklicez'' diyenleri bile duymuyordum.Durumu fark eden bir arkadaşı ona beni gösterdi.Sonra bana bakıp kaşlarını çattı arkadaşını da alıp gitti.O an beni sınıfıma yerleşme endişesi terk etmiş yerine onu okulda bir daha görememe telaşı yerleşmişti.Hemen arkasından gidip sınıfını öğrenmeliydim fakat arkasından takip ettiğimi anlamamalıydı.Etrafa bakınır gibi arkasından merdivenleri çıkmaya başladım.Tekrar merdivenden köşeyi dönerken beni fark etti ama takip ettiğimi anlamadı.Bu sırada beni gördüğü için biraz bekledim o sırada koridordan sağa döndüğünü gördüm fakat hangi sınıfa girdiğini görmedim.Tam beş tane sınıf vardı acaba hangi kapıdan girmişti derken istemsiz bir şekilde bir sınıfa atıldım.Sınıfta öğretmen vardı.Hocam girebilirmiyim dedim,derken bir çırpıda içeriyi süzdüm orda olmadığını fark edince hocam yanlış sınıfa gelmişim diyip çıktım hemen.Bir yandan çok korkuyor bir yandan da bunu yapmamak için hiç bir sebep bulamıyordum kendime.Sonra bir yan sınıfta aynı taktiği uyguladım.Bu sefer girdiğim sınıfta onu görünce hiç onu aldırmıyormuş gibi yapıp boş bulduğum bir yere yerleştim hemen.Neden böyle birşey yaptım bilmiyorum.Biraz garip biriyim ben, biraz garip seviyorum yani.Daha sonra hoca yoklama almaya başlayınca biraz tedirgin oldum foyam ortaya çıkıcak diye korktum.Sonra hoca benim ismimi okuyunca şaşırdım cevap vermedim hoca tekrar etti ''yokmu burda'' diye başka isim benzerliği olmadığını anlayınca burda diye seslendim.Sonra hoca Züleyha diye seslendi. Burda diyene kafamı çevirip baktığımda gözlerimi üzerinden alamadığım o güzellikten başkasını görmedim.Bir an adını öğrenmenin verdiği sevinçle doldum.Allah'ım sana binlerce kes şükürler olsun dedim içimden.Ne kadar şükretsem az gibi geliyordu zira aynı sınıfa düşmemiz tesadüf olamazdı diyordum...

    Böylece benim için yeni bir kaderin başladığına inandırmıştım kendimi zira daha önce bu aşk denilen duyguyu hiç bu kadar felaketli hissetmemiştim..Fakat hiç de düşündüğümü sunmadı hayat....
    Okulun ilerleyen günlerinde bir türlü merhaba bile diyememiştim Züleyha'ya.Öylesine güzel öylesine hayal gözleri vardı ki onun güzelliğinin yanında kendimin sınıfta kaldığını düşünmeye başlamıştım.Ona bir merhaba diyememenin bedelini depresyon ve ezilmişlik sendromuyla ödüyordum.Henüz iyi tanımadığım biri için fazla olduğunu düşündüğümde oluyordu.Bu tür düşüncelerle kendimi teselli etmeye çalışsam bile nafile avladım hep.Devasa bir mıknatıs gibi çekiyordu beni kendine,vazgeçemiyordum...
    Böyle ben ona açılamadan,bırak açılmayı iki çift laf edemeden beş ay geçti.Züleyha'yla olmasa bile kendime bir yakın arkadaş bulmayı başarmıştım.Bir gün okul çıkışında bir kişiye birden fazla kişinin saldırmaya çalıştığını üzerine gittiğini fark ettim.Tabi dururmuyum hemen olaya müdahale ettim fakat çocuklar aynı şekilde benide rakip bellediler ''sanane lan yavşağ'' dedi birisi.O sözünü bitirir bitirmez kafayı yedi benden,sonra ortalık toz duman falan.Adamları hallettik derken karşımıza dört kişi daha geldi.Bunlar bizi altı kişi dinlene dinlene dövdüler.Adamlar okulda çeteymiş biz nerden bilek tabi sonra anladık.Yediğim dayaktan sonra kavgayı ayırmayıp bizi yerden kaldırmak isteyen delikanlılara sert çıkıyorduk ilk orda tanıdık birbirimizi Fırat'la...Harbi sağlam çocuktu gözüme kestirmiştim.Bu olaydan sonra çok yakın iki arkadaş olduk.Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemeye başladı...Aradığım dostu bulmuştum galiba...

    Sınıfta ki hiç kimseyle samimiyet kuramamıştım onca zamana rağmen.Okulda birgün boş derslerden birinde sınıftaki herkes okulun kantinine bahçesine falan çıkmış ben ise tek başıma kalmıştım.
    Fırat'tan başka okulda arkadaşım olmadığı için sınıfta yalnız oturmayı tercih etmiştim.Sınıfta oturup birşeylerle uğraşırken ERKİN KORAY'ın bu şarkısını oturduğum yerden bağıra bağıra söylemeye başladım bir an ,ne de olsa kimse yok düşüncesiyle.Biraz sonra kendimden geçmiştim ki şarkıya eşlik eden bir yüksek ses duydum kapının arkasında.Ben tabi şarkı söylemeyi kestim,o sıra içeri girdi neden sustun devam etsene dedi.(Ahhh..Ahhh şu an yazarken kalbim o gün ki gibi atmaya başladı desem inanırmısın Hayal gözlüm..)Kapıdan gelen Züleyha'dan başkası değildi.Sesi o kadar güzel değildi belki fakat bana Erkin Koray'dan dinlemişim gibi huzur verdi.Tekrardan bana ısrarcı bir şekilde ''hadi söyle''dedi.O kadar utanıyordum ki ondan yüzüm kızardı,''ben öyle söyleyemem dedim''.Güldü ve ''bunda utanılacak bir şey yok ki''dedi gülüşünü sevdiğim.Israrına dayanamadım belki beklediğim başlangıç budur dedim ve ''o zaman birlikte söyleyelim''dedim hemen hiç düşünmeden kabul etti adını sevdiğim.Birlikte şarkıyı söylemeye başladık o bağırıyor ben hala kıramadığım utancımdan dolayı biraz daha kısık sesle söylüyordum.Hadi sende bağırarak söyle diye o kadar ısrar etti ki bende kabul ettim..Şarkının nakaratında ''oooo sevince derken göz göze gelişimizi hala unutamıyorum.Bu ilk konuşmamızdı.Ben bu olaydan sonra araya hiç mesafe koymadım.sabahları hep derse 10 dk falan geç kalırdı.O geç kalıyor diye bende derse geç kalmış gibi yapar onu bekler birlikte girerdik derse.Bir yıl öyle böyle derken geçti.Onunca sınıfta bölüm tercihlerinde sayısalı seçtiğini öğrendiğimde hemen bende sayısalı seçtim aynı sınıfa geçmek için.Aklım almıyor ben toplama çıkarma bilmem sayısal bölümü nasıl bir aşk bana seçtirdi o zamanda.En yakın arkadaşım Fırat'ta sayısaldı onuncu sınıfa başladığımızda oda bizim sınıfa yerleşti müdüre yalvar yakar...

    Fırat sınıfa girer girmez Züleyha'yla göz göze kesiştiğini fark ettim.Bu durum çok feci.Tahmin ettiğim şeyin gerçekleşmemesini diledim.Evet Fırat en yakın arkadaşımdı fakat ben ona sevdiğim kızı söylememiştim.Bilmiyorum nedenini fakat öyle olması gerekli gibi geliyordu insan sevdiğini herkese söylememeli diyordum.Cahillik işte neler getirdi banave neler götürdü benden...
    İlerleyen günlerde Fırat 'olum ben aşık oldum'dedi.kime diye sorunca Züleyhaya dedi.Ama öyle bir anlatıyor ki sandım ki ben konuşuyorum en az benim kadar etkilenmişti belliydi.Peki benim de Züleyhayı sevdiğimi nasıl açıkalayacaktım ona?İşte bu en zoruydu benim için en iyisi zamana bırakmak dedim birşey söylemedim kırılacağını ve aramızın açılacağını düşündüm bir an.Birgün beni züleyhayla sohbet ederken gördü sonrasında dediki sen samimisin onunla benim için bir konuşurmusun dedi.Böyle bir şey yapamayacığımı söyledim zira bu benim için intihardan başka birşey değildi.Aradan aylar geçtikten sonra tekrar ısrarcı ve kararlı bir şekilde yalvardı yakardı son zamanlarda iyice tükenmişti ben yalnış anlayacağından korkup konuşmaya karar verdim.Ama nasıl konuşmak zaten kendim için konuşamıyorum ulan senin için nasıl konuşayım deseydim bugün bunları yazmazdım belki de...
    Gidip durumu bir şekilde anlattım Züleyhaya.Biraz durdu gözlerimin içine baktı ve ciddimisin diye sordu evet dedim sadece defol git dedi.Bu ne manaya geliyordu anlamamıştım.Gidip aynı şekilde Fırata anlattım.Fırat anlayışla karşıladı ne de olsa daha beni tanımıyor diye kendini avuttu.Daha sonra ki günlerde Fırat kendi konuşmaya başlamıştı onunla.Benim ise öyle canım yanıyordu ki belli etmemeye çalışıyordum....Öyleki birgün ilişkilerinin başladığını öğrendiğimde hayatımda ilk defa alkolü denemiştim.Birgün züleyhanın yakın arkadaşı gelip züleyha seni seviyor ama senin tepkini merak ediyor diye Fırat sevgili oldu dedi.Ben ise benim onda gönlüm yok fıratın duygularıyla oynamasın dedim. ve noktayı koydum.Benim bu hareketim üzerine züleyha pes etmedi Fıratla arkadaşlığını korudu her geçen gün yüzünü benden çeviriyordu sanki öyleki bunu aylar sonra daha net anlamak mümkün oldu.Fıratı tanıdıkça onu gerçekten sevip beni bırakmıştı anlaşılan.Daha başlamadan bitmişti herşey.Ben ise saflığımın salaklığımın bedelini ödüyorum hala aradan yıllar geçti ben onu kalbime gömdüm ama fotoğraflarını ve bu şarkıyı hiç yanımdan ayırmadım.Aradan yıllar geçti okul bitti züleyha psikoloji bölümünü fırat mimarlık kazandı ben ise hiç.Ders dinlediğimmi vardı sanki kafam kara tahtaya değil züleyhanın olduğu yere dönüktü hep.Peki aradan yıllar geçmiş ben nedenmi burdayım..Haftaya en yakın arkadaşımın ve sevdiğim kadının nişanı var.Ben davetli bile değilim unutmuşlar beni.Çaresizim elimden birşey gelmiyor.Bunu okuyanlar beniim zararlı çıktığımı düşünebilirler fakat bana göre ben kazançlıyım.Bugün öte dünyaya koca bir yürek ve çaresizliğimi götürüyorum.Bana rahmet okuyun Dostlar...

    Züleyham bu satırları ölümüm haberimi aldıktan sonra illaki sana okutacaklardır.Şunu bilki ben seni geçen yıllara rağmen hiç unutmadım burda böyle iki satır yazdığıma bakma beni çağırıyorlar fazla zamanım yok sevdiğim o yüzden bu kadar kısa anlatabildim.Ben seni ölene kadar sevicem diyemedim hiç bir zaman şimdi diyorum BEN SENİ ÖLENE KADAR SEVİCEM HAYAL GÖZLÜM ELVEDA.....(Alıntı)
  • Merhaba Değerli Kitapseverler 

    Bugün sizlerle listenizin en başına yazmanızı tavsiye ettiğim bir kitap yorumuyla beraberim

    #mihail #lermandov #zamanımızınbirkahramanı #kitapyorumu #tavsiyekitap


    Değerli okurlar öncelikle sizlere kitapla tanışma hikayemi anlatmak istiyorum. 


    Yaklaşık 2 yıl önce İstanbul'a misafirliğe gitmiştim teyzemlere. Yanımda okumak için kitap getirmemiştim. Çünkü oraya gittiğimde keşfedilmemiş mükemmel kitaplar buluyorum. Eniştemle sohbet ederken kitaplardan söz açıldı. Birbirimize kitap öneriyoruz, yazarlardan bahsediyoruz derken eniştem çok eski olduğu belli olan adeta yıllara meydan okumuş bir kitap getirdi. Basılalı yaklaşık 50 yıl olmuş. Bu kitap rahmetli babamın en sevdiği kitaptı dedi. Öyle deyince çok merak ettim. Adını daha önce hiç duymadığım bir kitaptı. Okumak için izin aldım. Kitap beni resmen hapis aldı ve bir solukta okuttu kendini. Çok derinden etkilendim. Kitabı orada bırakmak istemedim ama baba yadigarı olduğu için bırakmam gerekiyordu. Bu kitabı bulup almalıyım dedim kendime. Yaklaşık 5-6 ay aradım kitabı. Can yayınlarının bastığını bilmiyordum. Eski bir kitap artık basmamışlardır diye internete bile bakmamıştım. Günlerden birgün sahafları gezerken buldum ve raflarımın arasındaki yerini buldu. Biraz zaman geçti. Bir arkadaşım "birbirimize kitap gönderelim mi?" dedi. "Tamam olur" dedim. Ama o ben olur demeden önce göndereceği kitabı kargoya vermiş bile. Kargo geldi ve x yazarının imzalı  bir kitabını bana yollamış. İçine not olarak "senin benden daha çok dikkat ederek koruyacağını düşündüğüm için sana yolladım bu kitabı" yazmış. Nasıl mahçup oldum kelimelerle ifade edemeyeceğim için kendimi zorlamamayı tercih ediyorum. Bu kadar değerli bir hediye karşısında daha da mahçup olmayım dedim ve çok aradığım Zamanımızın Bir Kahramanı kitabını yolladım. Daha sonra bu kitap rafımda mutlaka olmalı deyip sahafları gezmeye başladım tekrar. Bir sahaf dikkatimi çekti. Diğer sahaflar gibi dikkat çekici bir tasarımı yoktu. Dikkat çekmemesi benim ilgimi çekmişti.



    İçeriye girdim. Selamün aleyküm - Aleyküm selam - Hayırlı İşler faslından sonra 'Zamanımızın Bir Kahramanı' kitabını arıyorum dedim. "Oturmaz mısın?" dedi sahaf abi. Olur abi dedim. Çok sıcakkanlı ve hürmetle karşılandım. O arada hayrolsun diyorum içimden. Böyle hoşgörülü insanlar kaldı mı dedim kendi kendime. Çünkü biliyorum çoğunluğu para kazanmak için yapıyor bu işi. Konumuza dönelim. Abi çay demlemiş. İçersin değil mi diye sordu. Abi ben Karadenizliyim dedim. Demli bir çay doldurdu. Sonra sohbet etmeye hazırlanır gibi koltuğuna oturdu. Biliyor musun benim en sevdiğim kitaplardan biri o dedi. Sen sorunca çok mutlu oldum. Gerçek bir okur kitabı o. Çok kişi bilmez dedi. Sonrasında uzunca oturduk sohbet ettik, fikir alışverişlerinde bulunduk. Hala Ankara'ya gittiğimde abi kardeş gibi sohbet edebildiğim bir sahaf olmuştur kendisi. Kitapla tanışma hikayemi burada sonlandırmak istiyorum ve kitaptan bahsetmek istiyorum. 


    Kitabımız ülkemizde çok bilinmese de Rus Edebiyatının öncülerinden ve ilk psikolojik romanlarından. Muhteşem betimlemeleriyle hayran kalacağınız bu nadide eser Lermandov'un dünyada bırakmış olduğu tek eser. Yazar 27 yaşında bir düelloda hayatını kaybediyor. Yaşasaydı Tolstoy, Dostoyevski, Godol, Çehov gibi birçok eserini okuduğumuz bir yazar olacaktı belki de. Kitabın içeriğinden bahsetmek istemiyorum. Sadece iyi bir okur kitabı olduğunu söylemek istiyorum.Okumayan her kitapsevere tavsiye ediyorum. Kitabı yakın zamanda tekrar okumak istiyorum. Benimle birlikte okumak isteyenler Dm'den yazabilir.

     


    Yepyeni gönderilerde görüşmek üzere. Esenle kalın. Gönderiyi beğenmeyi, kaydetmeyi ve kitabı listenize yazmayı unutmayın. 🤗
  • Belki birgün lazım olur diye,
    Kıyıya köşeye biraz mutluluk saklamalıydık ....
  • ...
    soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
    ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
    bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
    bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
    ama hâlâ bir şeyler var vazgeçemediğim
    Hangi duvar yılıkmaz sorular doğruysa
    birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
    şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
    geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
    Devriyeler çıkar şimdi, bütün ışıklarını söndür
    sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
    ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
    Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
    bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
    bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
    oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
    ipince bir su gibi sızıyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
    Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün.

    Ahmet Telli
  • Hayatımızda birçok insan tanıyoruz. Bazısıyla okulda arkadaş oluyoruz, bazısıyla iş yerinde, bazısıyla internet ortamında. Bunlardan bazıları sadece aynı ortamda bulunduk diyeceğimiz insanlar oluyor. Bazıları mutlu anlarımızı beraber yaşadığımız arkadaşlarımız oluyor. Bazıları ise her ne durumda olursak olalım her zaman yanımızda olan dostlarımız oluyor. Hayat şartları gereği her tanıdığımız, arkadaşımız, dostumuzla bir ömür beraber veya bir ömür iletişim halinde kalamıyoruz. Hayat şartlarının araya mesafeler koyabildiği ve bunun normalliği konusunda hemfikir olduğumuzu umuyorum. Gelmek istediğim asıl noktaya ulaşmak istiyorum. 


    Arkadaş veya dost adını ne koyarsanız tanıdığınız her insanla güzel şeyler yaşamaya bakmalıyız. Güzel anılar biriktirmeli. Güzel mektuplar bırakılmalı. Belki ufak bir eşya, belki bir kitap, belki bir fotoğraf, belki de bence en önemlisi, o ağlarken yanında olup yüzünü güldürebildiğiniz bir surat bırakmalıyız. İşte böyle arkadaşlıklar yada dostluk diyebiliriz.(Siz hangisini okumak isterseniz) Hayat şartları gereği bir daha hiç biraraya gelemeseler bile, birbirleriyle hiç iletişim dahi kuramasalar o paylaştığınız anılar, eşyalar (eşyalar cansız varlıklardır ancak onlarla birlikte yaşadığımız anılar onları yaşayan birer nesneye dönüştürdüğünü düşünüyorum. Aynı bir kitapla bağ kurup onlara gözü gibi bakan insanlar gibi) sizlerin ömür boyunca birbirinizi hatırlamanız için yardımcı etkenler olacaktır. Tabi bunlar olmayınca da insan hatırlar. Birlikte  yaşadığınız küçük bir anı, mesela beraber güldüğümüz bir şeyin benzeriyle karşılaşırsınız ve sizi bir anlığına o özlediğiniz günlere dönersiniz. 


    İyilik yaptığınız, yüzünü güldüğünüz, her zaman yanında olduğunuz ve aynı şeyleri size yapan insanları unutmazsınız. Daha çok hatırlamak, daha güzel hatırlamak, daha güzel hatırlanmak için, daha çok sevin birbirinizi  sevgili okurlar. Her şartta anlamaya çalışın, dinleyin, fikirlerini merak edin, hoşlandığınız ortak şeyleri keşfedin beraber, güzel şeylere yönlendirin birbirimizi. Hayatın keşfedilmemiş güzelliklerini bulmak için çaba sarfedin. Herşey şan, şöhret, para olmasın hayatınızda. Ruhunuzu doyurun birbirinizin. Şuan bu yazıyı yazarken aklıma gelen bir hikayeyi paylaşmak istiyorum sizlerle. 


    Mekanı hatırlamıyorum mazur görün. Anadolu'nun bir köyünde 6 tane adam bir eve misafirliğe giderler. Sofranın ortasında kocaman bir kase ve herkese birer kaşık. Ama kaşıklar bildiğimiz kaşıklar gibi değil, on katı daha uzun. Misafirler çorbadan alıyorlar ama ağızlarına götüremiyorlar çorbayı. Tam kaşığı döndürecek ya kolu arkadaşına çarpıyor ya da kaşıktaki çorba dökülüyor. Şaşkın şaşkın birbirlerine bakarken arkadaşlarının ikisinin çok güzel bir çözüm bulduğunu görüyorlar. Kaşığı daldırıyor kaseye ve karşındaki arkadaşının yemesini sağlıyor. Öbürü dolduruyor ona. Ancak bu şekilde karınlarını doğurabileceğini anlıyorlar. Gerçek bağlarımızı böyle ince düşüncelerle kurabileceğimizi düşünüyorum. 


    Karşımızdakine değer vermezsek belki o bize değer verir ama değer vermeyen de elbet birgün çıkar karşımıza. Belki biz değer veririz ve karşılığında üzülürüz ama mutlaka ve mutlaka hayat karşımıza o ruhumuzun sesini duyan birileri olmasa bile, birini çıkarır elbet. İyilik yapan iyilik bulur. Kötülük eden yaşattığını elbet bir gün yaşar. Ne ekersen onu biçersin. Ve son olarak Rahmân Süresi 60. Âyette belirtildiği üzere "İyiliğin karşılığı, yalnızca iyiliktir."


    Gün geçtikçe güzelleşen, geçmişe güzel anılar bıraktığımız, geleceğe iyilik ve güzellik tohumları ektiğimiz bir Dünya'da yaşama umuduyla  🤗