Nagihan

Nagihan
@birinsansadece
Öğretmen
İ.Ü| Okul Öncesi\Özel Eğitim
29 Temmuz
20 okur puanı
Mayıs 2022 tarihinde katıldı
"İnsan toplumu yetmiş yüzyıldan beri, yüce ve ebedi yasaların anlamını artık kavrayamayacak kadar kokuşmuş yasalara boyun eğdi. Artık mumların cılız ışığından başka bir ışık görmemeye alışan insanın gözleri güneş ışığına bakamaz oldu; gelip geçen kuşaklar ahlaksal kusurları ve kötülükleri bir zayıflık olarak değil de, Tanrı'nın Adem'e bağışladığı içkin bir armağan olarak kabul ettikleri için, bunlara tahammül ettiler ve birbirlerine aktardılar."
Sayfa 62·Kitabı okudu
Reklam
"Erkek şanı şerefi satın alır, ama bunun bedelini kadın öder!"
Sayfa 62·Kitabı okudu
İnsanın dile getirebildiği en temiz, en duru sözcük "anne", en güzel sesleniş "anneciğim"dir. Bunlar küçük oldukları kadar yüce; umut, sevgi ve şefkatle yoğrulmuş, insan yüreğinin tüm inceliğini, tatlılığını ve sıcaklığını yansıtan çok güzel sözcüklerdir. Anne hayatta her şeydir: Hüzünde teselli, kederde umut ve zayıflıkta güçtür. Sevginin, şefkatin ve bağışlamanın kaynağıdır. Annesini yitiren, başını koyacağı bir göğsü, ona dua eden bir eli ve onu koruyan bir bakışı yitirir.
Sayfa 54·Kitabı okudu
"Sen çok büyüksün, o aciz, niçin savaşıyorsun onunla? Sen her şeyi bilensin, basiretlisin, o ise şaşkın ve kör, niçin kıvrandırıyorsun onu? Onu sen aşkla yarattın, niçin aşktan öldürüyorsun? Sağ elinle onu kendine kadar kaldırırken, sol elinle uçuruma atıyorsun; onu nasıl yükselttiğini, niçin alçalttığını bilmiyor! Ağzına hayatın soluğunu üflüyor, yüreğine ölümün tohumlarını serpiyorsun. Ona mutluluğun yolunu gösteriyorsun, o da o yolda yürüyor, sonra onu yakalamak için bineğinin üstünde mutsuzluğu geri gönderiyorsun. Ağzına bir sevinç şarkısı veriyor, sonra dudaklarını hüzünle kapatıyorsun, dilini de kederle düğümlüyorsun. Görünmez parmaklarınla yaralarını sevinçle sarıyorsun ama, görünen parmaklarınla da sevinçlerini acılarla kuşatıyorsun. Yatağında huzuru ve barışı saklıyorsun ama etrafına korku ve sefalet yayıyorsun. İsteyerek onun tutkularını ateşliyorsun ama bu tutkulardan onun kusurlarını ve hatalarını yaratıyorsun. Her şeye yeten gücünle ona yaratışının güzelliğini gösteriyorsun ama yine bu güçle, bu güzellik aşkını yatışmaz bir açlığa dönüşturüyorsun. Yasalarınla onun ruhunu çekici bir bedenle birleştiriyorsun ama hükmünle bu bedeni zayıf ve sefil bir varlığa çeviriyorsun. Ona ölümün kadehinden yaşamı, yaşamın kadehinden de ölümü içiriyorsun. Onu gözyaşlarıyla arıtıyor, yine gözyaşlarıyla mahvediyorsun. Karnına erkeğin ekmeğini dolduruyor, sonra da erkeklerin avuçlarını doldurmak için onun göğsünden tohumlarını topluyorsun."
Sayfa 42·Kitabı okudu
"Dağların, ağaçların ve ırmakların görünümü zamanla ve mevsimlerle değişir. Bir insanın yüz çizgilerinin onun düşünce ve duygularına göre değişmesi gibi. Gündüz vakti, gümüşten giysisiyle muhteşem bir gelin gibi yükselen kavak ağacı, akşam olunca, yitip giden ve sonra da görünmez olan bir duman sütununa benzer. Öğleye doğru, ele geçirilmez, zamanın tahribatına karşı kayıtsız dev gibi bir heykele benzeyen kocaman kaya, geceleyin topraktan başka yatağı, gökyüzünden başka yorganı olmayan zavallı bir yoksula dönüşür. Sabahleyin suları parıldayan ve ezeli-ebedi şarkısıyla bizi oyalayan ırmağı, akşamleyin, bir gözyaşı seli gibi vadi boyunca akıp giderken ve çocuğunu yitirmiş bir anne gibi inlerken görürüz."
Sayfa 44·Kitabı okudu
Reklam