"Sen çok büyüksün, o aciz, niçin savaşıyorsun onunla? Sen her şeyi bilensin, basiretlisin, o ise şaşkın ve kör, niçin kıvrandırıyorsun onu? Onu sen aşkla yarattın, niçin aşktan öldürüyorsun? Sağ elinle onu kendine kadar kaldırırken, sol elinle uçuruma atıyorsun; onu nasıl yükselttiğini, niçin alçalttığını bilmiyor! Ağzına hayatın soluğunu üflüyor, yüreğine ölümün tohumlarını serpiyorsun. Ona mutluluğun yolunu gösteriyorsun, o da o yolda yürüyor, sonra onu yakalamak için bineğinin üstünde mutsuzluğu geri gönderiyorsun. Ağzına bir sevinç şarkısı veriyor, sonra dudaklarını hüzünle kapatıyorsun, dilini de kederle düğümlüyorsun. Görünmez parmaklarınla yaralarını sevinçle sarıyorsun ama, görünen parmaklarınla da sevinçlerini acılarla kuşatıyorsun. Yatağında huzuru ve barışı saklıyorsun ama etrafına korku ve sefalet yayıyorsun. İsteyerek onun tutkularını ateşliyorsun ama bu tutkulardan onun kusurlarını ve hatalarını yaratıyorsun. Her şeye yeten gücünle ona yaratışının güzelliğini gösteriyorsun ama yine bu güçle, bu güzellik aşkını yatışmaz bir açlığa dönüşturüyorsun. Yasalarınla onun ruhunu çekici bir bedenle birleştiriyorsun ama hükmünle bu bedeni zayıf ve sefil bir varlığa çeviriyorsun. Ona ölümün kadehinden yaşamı, yaşamın kadehinden de ölümü içiriyorsun. Onu gözyaşlarıyla arıtıyor, yine gözyaşlarıyla mahvediyorsun. Karnına erkeğin ekmeğini dolduruyor, sonra da erkeklerin avuçlarını doldurmak için onun göğsünden tohumlarını topluyorsun."