David Bohm'un "bozulmamış bütünlük"ü, şeylerin kendi içlerinde kendi düzenlerini özerk olarak sürdürmelerine rağmen onları birbirine bağlayan derin bir düzen ve ahenk olduğunu öngörür. İnsan ahenk arar, bütünlüğün peşinde koşar. Freud'a kalırsa, Tanrı'yı arayış ölüm korkusuna karşı kuşandığımız bir zırhtır. Kimileri aksini söyler, varoluşsal yalnızlığımız yüce kudretten ayrı düşmüşlüğümüzle açıklanır. Mevlânâ, Mesnevî'nin girişinde sazlıktan koparılan neyin öyküsüyle bu ayrılığın eşsiz bir resmini çizer:
"Her kim aslından uzak düşsün arar
Cânâna dönmek için bir uygun gün arar."
Şair Robert Bly'dan bir alıntı: "Kimi eski gelenekler, hiçbir insanın ruh ve maneviyat âlemine açılana dek yetişkinliğe ermediğini söyler. Ve böyle bir açılışın doğru zamanda ve doğru kişilerin refakatinde, doğru yerde açılmış bir yarayla gerçekleştiğini eklerler. Açılan bir yara, maneviyatın ya da ruhun içeri girmesini sağlar."