Ama kimi zaman, masaldaki gibi, bir kadının yaratıcı hayatı kalıcı bir ruhsal değeri olmayan ve egoya ait şeyleri, ego adına üretmek isteyen bir şey tarafından teslim alınır. Kimi zaman içinde yaşadığı kültürde yaratıcı fikirlerinin bir işe yaramadığım, kimsenin bunları istemeyeceğini, devam etmesinin nafile olduğunu ifade eden baskılarla karşılaşır. Kirlenme budur. Nehre akan kurşun budur. Psişeyi zehirleyen şey budur.
Kadınların gözleri yarattıkça parlar, sözleri seker, yüzleri hayatla kıpkırmızı kesilir, saçları bile daima ışıl ışıl görünür. Fikirlerle heyecanlanır, olasılıklarla uyarılır, hakiki düşünceyle ateşlenirler ve bu aşamada, tıpkı büyük nehir gibi, kendi benzersiz yaratıcı yollarında dışarıya doğru sürekli akmak üzere hareket ederler. Kadınların kendilerini doymuş ve tatminkâr hissetmeleri ancak bu sayede mümkündür.
Nehrin belli bir noktasında bir şey yaratmak, nehre gelenleri de besler; akıntının uzağındakileri olduğu kadar derinlerdeki yaratıkları da besler. Yaratıcılık, yalıtılmış bir hareket değildir. Onun gücü burada yatar. Onunla temasa geçen her şey, onu işiten, gören, hisseden, tanıyan herkes ondan beslenir. Başka birinin yaratıcı sözlerini, imgelerini, fikirlerini görünce bizim de kendi yaratıcı işlerimizle dolmamızın, esinlenmemizin nedeni budur. Tek bir yaratıcı eylem, koskoca bir kıtayı besleme potansiyeli taşır. Yaratıcı bir eylem, taşları sürükleyecek bir
sele yol açabilir.