Sylvia Plath'in kendi yaşamından izler gördüğümüz bir kitap.
"İçim sevecenlikle doldu. Kitabın kahramanı ben olacaktım ama elbette maskelenmiş olarak. Adım Elanie olacaktı. Elanie. Harfleri parmaklarımla saydım. Esther'de de altı harf vardı. Uğurlu bir rastlantıydı bu."
Bu cümleleri okuyup da bu kitabın kahramanının aslında Syliva Plath olmadığını düşünmek çok zor. Yazar da kitap için:
"Kendi yaşantımdan aldığım olayları bir araya toparlayıp, renklendirmek için hayal gücümü kullandım - aslında yalnızca para kazanmak için yazılmış bir kitap, ama sanırım bunalım geçiren bir insanın kendini her şeyden ne kadar soyutlanmış hissettiğini gösterecek... Kendi dünyamı ve içindeki insanları bir sırça fanusun çarpıtıcı merceğinden görüldüğü gibi anlatmaya çalıştım." demiştir.
Her şey yolunda gibi görünürken bir anda dipsiz karanlık bir kuyunun dibine düşen Esther'i aslında Sylvia'yı anlatıyor. Her şey yolundayken demiyorum, yolunda gibi görünürken. Aslında zaten o kuyunun içindeydi de kalabalıklardan, hayatın karmaşasından uzaklaşıp kendisiyle kalınca gün yüzüne vurdu.
Bütün o çaresizliği, kaybolmuşluğu, arayışı hissettiriyor. Hiçbir zaman o sırça fanustan tam olarak kurtulmuş gibi yazmıyor. Bu durumdan kurtulduğunu bile şöyler anlatıyor:
"Bütün o ateş ve korkudan arınmıştım. Şaşılacak kadar sakindim. Sırça fanus başımdan bir metre kadar yukarıda asılı duruyordu. Artık hava alabiliyordum."
Sırça fanus yok olup gitmiyor, nefes alacak kadar uzaklaşıyor yalnızca. Yine şu cümlelerden de anlayabiliriz:
"Hiç ama hiç emin değildim. Bir gün, bir yerde -okulda, Avrupa'da, herhangi bir yerde- o boğucu çarpıtmalarıyla sırça fanusun yeniden üzerime inmeyeceğini nasıl bilebilirdim?"
Kitabın sonunda da ne olduğundan tam olarak emin olamıyoruz fakat Syliva'nın hayatına bakınca Esther'e nazaran