"Hazreti İbrahim, koyunun oğlunun yerini alacağını başta tabii bilmiyor," dedim. "Ama Allah'a o kadar inanıyor ve onu o kadar çok seviyor ki, sonunda kendisine Allah'tan hiçbir kötülük gelmeyeceğini hissediyor... Birisini çok çok seversek, onun için en kıymetli şeyimizi verirsek, ondan bize bir kötülük gelmeyeceğini biliriz.
Dünya, hayat, her şey insanın her an falına bakabilmesi için Allah'ın bize yolladığı işaretlerle kaynaşıyordu. "Caddeden geçen ilk kırmızı araba soldan gelirse Füsundan bir haber alacağım, sağdan gelirse daha bekleyeceğim," der, Satsat'ın penceresinden yoldan geçen arabaları sayardım. "Vapurdan iskeleye ilk atlayan ben olursam, Füsun'u yakında göreceğim," derdim ve daha halat atılmadan iskeleye atlardım.
"İlk atlayan eşşektir!" diye arkamdan bağırırdı halatçılar. Sonra bir vapurun düdüğünü işitir, bunu bir uğur olarak görür, gemiyi hayal ederdim. "Üst geçitteki merdivenin basamakları tek sayıysa, Füsun'u yakında göreceğim," derdim. Basamakların çift çıkması acımı artırır, uğurumun tutması ise beni bir an rahatlatırdı.
Böyle durumlarda sözler değil, tavırlar, acımızın hakikiliği hatta
gücü değil, çevredeki havaya uyum yeteneğimiz önemlidir. Sigaranın o
kadar sevilmesi, nikotinin gücünden değil, bu boş ve anlamsız âlemde,
insana anlamlı bir şey yaptığı duygusunu kolaylıkla vermesindendir,
diye düşünürüm bazan.