Bu roman, ölümle başlıyor… ama asıl sarsıcı olan, geride kalan hayatın yavaş yavaş ortaya dökülmesi. Yu Hua, bir insanın öldükten sonra bile taşıdığı yalnızlığı, unutulmuşluğu ve ait olamama duygusunu öyle güçlü anlatıyor ki, okurken insan kendi varlığını sorgulamaya başlıyor.
Sayfalar ilerledikçe, modern dünyanın kalabalığı içinde aslında ne kadar görünmez olduğumuzu fark ediyorsun. Sevgi, kayıp, yoksulluk ve terk edilme; hepsi sessiz, ağır ve kaçınılmaz bir gerçeklik gibi karakterin etrafında dolaşıyor.
Bu kitap bağırmıyor. Ama tam da bu yüzden daha etkili.
İçine işliyor, yavaşça ağırlaşıyor ve bittikten sonra bile insanın içinden çıkmıyor.
Çok çok beğendim çok kah güldüm kah ağladım.