Bu kitaba başlarken. İçimden dik başlı Seneca diyordum. Stoacı Seneca. Aykırı Seneca. Sonra satır aralarında kayboldu düşüncelerim.
Hayat gerçekten mutlu bir yaşam ve onun kısalığı... Sabah güzel bir rüya ile uyanmıştım. Bir arkadaşımla ilgili çok güzel bir rüya gördüm. Sonra baktım o arkadaşım da bana yazmış beni rüyasında görmüş. Benim rüyamla paralel bir rüya. Tamam dedim düze çıkacak inşallah. Kendim için değil bir başkası için mutlu olmuştum. Sonra kitabı okumaya devam ettim. Birinci bölüm böyle onu takma bunu takma umut vere vere bitti. İkinci kısım hayatın kısalığı üzerine. Orayı okurken benim de kalbim sıkıştı. Zaten günlerdir içimde bir taşla yaşıyorum. Öyle bir taş ki kim kımıldatırsa onun için ağrı veriyor. Hiç dilime bile getirmek istemedigim bir dert. Biliyorum ecel birdir değişmez. Ama ben dedemi hasta düşünmek istemiyorum. O mezarlığı gösterdikçe babamın ne hissettiğini buradan hissediyorum. Biliyorum. 80 küsür yaşında kim böyle hastalansa ben de aynı şeyi düşüneceğim. Ama öyle olmuyor o benim dedem o benim babamın babası. Öyle olmuyormuş. Bir fotoğraf görüyorum, yer yerinden oynuyor kayıyor sanki ayaklarımın altında. Babamın sesi beynimden çıkmıyor. Çok zormuş. İnşallah siz bu acıyı yaşamazsınızdiyor, ben sizin acınızı yaşarım, siz benim acımı yaşamayına getiriyor. Sonra yok öyle değil diyor. Ne dediğini bilmiyor. Babam benim. Hiç böyle bir şey düşünmemiştim. dedem yirmi bir gün oruç tuttu. Ben dedim artık tutma kala günlerin parasını filistin'e gönderdim diye. kendin için göndermişsindir dedi. Yok. Ahmet ÖZDEMİR için dedim. Hoşuna gitti. Hemen o gün bıraktı. Canı olmadığını görüyordum. Ama o bunu düşünecek biri değil. Şimdi bakıyorum bir yudum suyu zor içiyor. Gerçekten. Hayat çok kısa bir an. seksen yıl yaşıyorsun bir onda vucut çöküyor. Öyle