oysa ne çok isterdim seninle olmayı, beraber okuyup mezun olmayı. şimdi binlerce km uzakta birbirinden habersiz ama meraklı gözlerle izliyoruz birbirimizi. senin korkaklığın benimse bitmek bilmeyen sevgim. bir bilebilsen ne denli özledim seni.
Hareketli şarkılarla güne başlamayınca gün bir türlü bitmek bilmiyor sanki. 🎶🎵
1000Kitap
Reklam
Kabil’in Kürsüsü
Derya’nın evliliği bitirmek için bulduğu bahane ne kadar hafifse, Zebercet’in onu yok etmek için kuşandığı nefret o kadar ağırdı: Her şey salondaki bir yapay çiçek yüzünden başlamıştı. Gece yarısını çoktan geçmişti. Salondaki eski ahşap saatin tik takları evin içindeki ağır ve tekinsiz sessizliği her saniye daha da derinleştiriyordu. Zebercet, pencerenin kenarındaki gölgelerin arasına sinmiş parmaklarının arasında sönmüş duran sigaraya bakıyordu. Kafasının içi akşamüstü yaşanan o absürt, o inanılması güç tartışmanın uğultusuyla doluydu. Her şey Zebercet’in akşam eve gelirken salona koymak için aldığı sıradan bir yapay çiçek yüzünden başlamıştı. Derya çiçeğe bakmış, "Ben evimde böyle sahte, ruhsuz şeyler istemiyorum. Hayatımı da bu plastik yapraklar gibi soldurdun zaten. Artık dayanamıyorum; sırf bu çiçeği bile sormadan eve getirmen senin bencilliğinin kanıtı. Boşanmak istiyorum," demişti. Görünüşte her şey bir yapay çiçek yüzünden çıkmıştı; o kadar saçma, o kadar fındık kabuğunu doldurmayacak bir nedendi ki bu... Ama Zebercet için bu saçmalık, arkasındaki o korkunç gerçeği gizleyen bir paravandı. Derya bu incir çekirdeğini doldurmayacak bahaneyle ondan kopmak, bu evden gitmek istiyordu. Derya mutfağa doğru su içmeye giderken Zebercet’in zihnindeki o asıl karanlık, o saplantılı dehliz açıldı. Onu asıl çıldırtan öfkeden deliye döndüren şey ne o uyduruk çiçek bahanesiydi ne de evliliğin bitmesiydi. Zebercet’in zihni, tamamen tensel bir mülkiyetçiliğin pençesindeydi. Derya’nın bedenini; o güne kadar yalnızca kendisine ait olmuş ve bundan sonra da yalnızca kendisine ait olması gereken bir haz kaynağı olarak görüyordu. "Boşanmak" demek, Derya’nın o evden çıkıp gitmesi demekti. Yani o tenin, o dokunuşların, o yatak odası sırlarının bir başkasına açılması demekti. Zebercet
Duygu ve Düşünce
İnsanın bazen hiçbir mantıklı gerekçe göstermeden, sadece zihnindeki o bitmek bilmeyen fırtınaları susturabilmek adına kendi yalnızlığına sığınma ihtiyacı duyması bencilce bir kaçış değildir. Bu sessiz köşeler, dış dünyanın hoyratça harcadığı o ince ruhsal dengeleri yeniden yerine koyabilmek için sığınılan kutsal birer onarım alanıdır.
İçindeki o bitmek bilmeyen huzursuzluk ve kararsızlık bir hastalık değil, zihninin genişleme çabasıdır. Kendinle kavga etmeyi bırak. Fikirlerin çarpışacak ki içindeki tortular elensin ve geriye net bir duruş kalsın. İçsel barış, ancak içsel savaşın hakkıyla verilmesiyle kazanılır
Mutluluğu dışarıda, başkalarının alkışında ya da bitmek bilmeyen isteklerinde aramak, deniz suyuyla susuzluğunu gidermeye çalışmaya benzer; içtikçe daha çok yanarsın. Çözüm, ruhunun kuyusunu derinleştirmektir. Dünya sana ne verirse versin, senin onu nasıl hazmettiğin önemlidir
Mutluluk
Reklam
Reklam