• Koğuşa gelen kartında, çıkar çıkmaz yazdığını söylüyorsun ama, bizim elimize daha bugün geçti. Kartında şöyle demişsin:”Çerçevesiz gökyüzünü ve telgölgesiz güneşi sizinle paylaşmak için hemen yazıyorum.” Bu cümlenin altını kırmızı kalemle çizmişler. ‘Güneş’ ve ‘paylaşmak’ sözcüklerinin yanına da soru işareti koymuşlar. İdaredeki bıyıklı amcalar bu sözleri anlamamışlar mı? Ben bile anladım. Üstelik mektupları getiren çok anahtarlı amca,”Söyleyin bu arkadaşınıza bir daha böyle zararlı laflar etmesin,” dedi. Ben de mektuplarda neyin zararlı olduğunu anlamaya çalışıyordum. Şimdi büsbütün kafam karıştı. Sen hep,”Paylaşmak en güzel şeydir.”derdin. Bisküvimi Hacer’le paylaşmayınca kızardın. Paylaşmak zarar ise ben de bir daha paylaşmam. Güneş neden zararlı İnci?
  • Avrypalılar için,Güney Amerika bıyıklı gitarlı ve tülekli bir adam, dedi doktor, agzetesin,n tepesinden gülerek.Problemi anlamıyorlar.
  • "Neredesin Arkadaşım" adlı yapıt Yaşar Kemal'in İstanbul'daki sokak çocukları ile gerçekleştirdiği röportajın el kitabı.

    Sokaklara itilen, örselenen, küçücük omuzlarına yaşamın ağır yükü asılan Oğuz'un, Metin'in, Ali'nin, Selim'in, Muhterem Yoğuntaş'ın ve onlar gibi geçmişten geleceğe uzanan binlerce çocuğun öyküsü...

    SPOİLER

    Çocukların düşlerinden bile yara alması, düşlerin korkulara esir düşmesi ve gerçeği aşamaması yüreğimi burktu.
    Ali'nin ve Muhterem Yoğuntaş'ın çırpınışları ise diğer çocuklardan daha farklı. Bakınız sayfa kırk altıda Ali ne diyor: "Kısmetimi arıyorum. Ben neden bu kovuklarda, dağlarda dolaşıyorum böyle? Cünküleyim ki ben kısmetimi arıyorum. Müzede gördüm ki, düşümde de gördüm, kısmetimi arıyorum." Ali'nin düşleri, arayışları umuda dönük. Buna sevindim. Umut en çok çocuklara yakışır! Muhterem Yoğuntaş ise çok çalışarak, salt alnının teriyle, başka bir yaşam için mücadele vermekte, emeğini başkaları sömürse de direngenliğini koruyor. Metin de bütün çocukları koruyup kollayan, zeki ve güçlü bir çocuk. Selim ise çocukların kitaplarda dahi tanık olmaması gereken olayları yaşayan bir çocuk. Bıyıklı adamlar onu oldukça korkutmakta...

    Kitapta beni etkileyen diğer nokta ise şu: Yaşama birbirleri ile tutunmaları... Bakınız sayfa otuz sekizde Metin ne diyor: "Bir arkadaş için can baş üstüne. Seni Selim'e değil feriştaha bile götürürüm. Yeter ki sen iste. Bir insan arkadaşı için canını bile vermeli." Bu tümceleri okuyunca bir soluklanıp düşündüm. Bizler iletişim kurduğumuz insanları arkadaş ve dost diye kategorilere ayırıyoruz. Ama çocukların dünyaları, iletişimleri öylesine yalın ki böyle gereksiz bir ayrıma gereksinim bile duymuyorlar. Arkadaşlık kavramının içini sadakatle dolduruyorlar.

    Günümüz dünyasında içi boşaltılan kavramlardan yalnızca biri: "arkadaşlık"

    Yaşar Kemal bu yapıtında yarattığı özgün diliyle çocuk ve yaşam gerçekliğini ustaca gözler önüne sermiştir.

    Kitabı okumanızı salık veririm.
  • Bir ay önce yediğim dayağı haketmemiştim ben
    Beş gün çenem sarılı-sanki bazı insanlara kendimce bir iş uydurup her sefer yanılmamışım gini-Beyoğlu'ndaki terzi dükkanlarını dolaşmıştım.Uykulu sokakta beni çökerttikleri yer lambalardsn uzak değilmiş,birinin kara bıyıklı olduğundan başka şeyler de biliyorumuşum gibi arıyordum onları.
    Kimse anlamıyordu. O iki terziye beni dövmekle haksızlık yaptıklarını anlatacam.Onları aramam gerektiğini anlamıyordu.Beş gün sonra suratım iyileşip sargı atılınca aramayı bıraktım.
  • Bahçede Felsefe, isminin zihnimizde oluşturduğu şey: Bıyıklı Nietzsche başta olmak üzere filozofları bir bahçede çevrene toplayıp her biriyle sohbet etmen, onların düşüncelerini bu sohbet sırasında kurulan cümlelerle bize anlatmandı, yanıldık...
    Filozofların bahçeye ilgisinden yola çıkıp ortaya bir eser koyacaksa belirli noktadan sonra sıkıcı olur dedik, yanıldık...
    Peki ne yaptın? Seni kim, ne için okumalı?
    Proust, Nietzsche, Orwell, Rousseau, Sartre gibi önemli isimlerin bahçe işlerine olan ilgisinden, hatta bazen sadece bir ağacın onlar için oluşturduğu imgeden yola çıkıp -tarihsiz- "mini" biyografilerini, "mini" düşüncelerini anlattın. Çerez ve mini severler sevgilerinden dolayı okuyabilir.
  • Gözleri fıldır fıldır dönen uzun bıyıklı Demourmel:"Şimdi esas konuya gelelim"dedi."Bu adamı yakalamamız gerek. Bu sabah iştahım da yerinde.Canım bir bardak beyaz şarapla sulandırılmış güzel bir soylu ciğeri yemek istiyor."
  • Çocukluğumun krallığı çiğdemler, babamı öldüreni öldürtmek için uğraşlar, amcamın, anamın uğraşları, benim hiçbir zaman babamın öldüğüne inanamamam, inandığımda da ona sonsuz bir küskünlük, al bir tay, o tayın üstünde ovalarca tayı koşturan bir çocuk, keklikler, kartallar, kartal yuvalarına tırmanma, böğürtlen toplama, Ceyhan ırmağında yüzmeler, boyumu aşan ekinler arasında tavşan yavruları aramalar, kalede yıkıntıların arasından renkli seramik parçaları toplama, akar suya düşen yıldızlar, suyla akıp giden bulutlar, bir gün ulu denizi görebilmek düşü… İkindi üstleri, garbi yeli çıkmadan az önce batıdan, Akdenizin oralardan, topraktan kabararak, şişerek bulutlar yükselir, bulutlarla birlikte de kavaklar boyunda toz direkleri kalkar, bizim üstümüzden aşar, Toros dağlarını bulurdu. Çocukluğumun dünyası anlatılamayacak kadar zengindi. Doğada her yaratık, her renk, koku beni sevinçten delirtiyor, kendimden geçirtiyordu. Durmadan türküler söylüyordum. Köyde adımı Deli Kemal koymuşlardı. Bu, çok yaramaz, ele avuca sığmaz çocuklara, dahası da büyüklere verdikleri addı. Bir yanım kan içinde, bir yanım düşlerin büyüsündeydi. Bir yanımda çangal bıyıklı kanlı eşkıyalar, at hırsızları, bir yanımda büyük destancılar, bir yanımda tüyden ince Karacaoğlanlar, bir yanımda 1865 Kozanoğlu başkaldırısının şiirini söyleyen Türk tarihinin en büyük başkaldırı şairi Dadaloğlu…