Hiçbir şey değildim ben, bana bağlanmaya değmezdi, yaşamımın başka bir akışı vardı, gündelik mutluluklar ona uğramıyordu, oysa bu mutluluğu belki de her şeye yeğlerdim ama işte, iş işten geçmişti artık.
İşte ben-ben-ben'in günü gününe sürekliliği dışında, başka bir süreklilik olmaksızın yaşıyordum. Günü gününe kadınlar, günü gününe erdem ya da erdemsizlik, günü gününe, köpekler gibi, ama her gün sapasağlam yerinde duran kendim. Böylece yaşamın yüzeyinde ilerliyordum, sözcüklerin arasında, asla gerçeğin içinde değil. Tamamen okunmamış kitaplar, tamamen sevilmemiş dostlar, tamamen gezilmemiş kentler, tamamen elde edilmemiş kadınlar!