“Türkiye’de uzun süredir, benim “makro iktisat fetişi” diye kavramsallaştırdığım bir ekonomik akıl egemen. Bu akıl, büyüme oranlarını, döviz rezervlerini, bütçe dengelerini kutsal göstergeler olarak merkeze alır ama bu göstergelerin gündelik hayata nasıl tercüme edildiğini neredeyse hiç sorgulamaz. Ekonomi hane halkı bütçesinden değil, merkez bankası sunumlarından, model tablolarından ve uluslararası reytinglerden ibaret sayılır. Oysa yüksek enflasyon yalnızca teknik bir gösterge değil, doğrudan maaşlardan çalınan bir vergidir. Yanlış para politikalarının tetiklediği bu erime, ilk ve en çok orta sınıfın yaşam standardına zarar verir. Ve ne yazık ki bu kaybı telafi etmek için uygulanan maliye politikaları da yine aynı kesimin cebine yönelir. Bütçe açığını kapatmanın yolu, bir süredir doğrudan orta sınıfın hayatına müdahaleden geçiyor: dolaylı vergilerle, sürekli zamlanan tüketim kalemleriyle, görünmez ama ağır bir yükle.” İnsani standardı temsil eden orta sınıfa bir selam çakmış Özge Öner ( Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını, 110)