Birgül Kaçar

Birgül Kaçar
Gülistanda hezâr-ı bî nevâyım //Sadece kitaplarla ilgili mesajlara cevap veriyorum.//
Fizik Mühendisi
Y. Lisans
İstanbul
38 okur puanı
Eylül 2018 tarihinde katıldı
Ama nasıl bir aşk?
Biliyorum, şimdilerde sevmek an meselesi, sevmemek de. Oysa sevmek, her yana yayılmış zulme, vasata, yüzeysele, ortalama insana, tembele, vicdansıza, iflah olmaz kötülüğe, içinden hayat taşan bir aşkla cevap vermektir. Sevmek, kurallara uygun olanı gerçek, kalpteki rüyayı sanıp yanılanlara, fışkırırcasına damarlarımıza yürüyen, kalbimizi bir başka gövdede köklendiren bir aşkla cevap vermektir. Sevmek, bu dünyanın kurallarını yazanlara, sahip olmadan ait olmanın mümkün olduğunu haykıran bir aşkla cevap vermektir. Tapuların kimlerde olduğunu önemsemeyen, tabuları küçük parmağıyla yıkan bir aşkla hayatta kalmaktır sevmek; onaylanmış bütün resmî yalanlara inat, bir imzayla kurulan, bir imzayla yıkılan kurumlara başkaldırmak, çağın tüm vazgeçmişlerini yeniden imana çağıran bir aşkla cevap vermektir. Kendinden gayrısına şifa olmanın bilmediği bir dilde, gerçeği sayıyla, sevdayı zamanla ölçenlere sonsuz kere sonsuz bir aşkla cevap vermektir. Bu dünyada son kez sevenler vardır. Onlara hangi zor soruları sorarsanız sorun, göğüsleri siper, cevapları aşktır. Onları hangi kuyulara gömerseniz gömün, başları dik, sebepleri aşktır. Onları hangi cehennemde yakarsanız yakın, bedenleri su, cennetleri aşktır. Ama nasıl bir aşk?
Sayfa 149
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kadın
Ben kadınım. Saçma sapan benzetmelerin öznesi, başkalarının beklentilerinin nesnesi değilim. Anne olduğum için değil, insan olduğum için kutsalım. Muayyen günümde olduğumdan değil, içimden geldiği için ağlıyorum. Hafifmeşrep olduğumdan değil, canım öyle istediği için kahkaha atıyorum. On altımdan beri çalışıyorum. Kula da, zalimin talim ettiği yola da minnet eylemiyorum. Ben kadınım. Beni sevebilirsin ama bana sahip olamazsın. Benimle arkadaş olabilirsin ama beni suiistimal edemezsin. Benden hoşlanabilirsin ama beni taciz edemezsin. Bana öfkelenebilirsin ama bana şiddet gösteremezsin. Kendini şövalye, kurtarıcı, avcı sanabilirsin ama eşitim olduğunu inkâr edemezsin. Kadınım ben. Bazen kavanozları açamıyorum, bazen civataları sıkamıyorum, salonda patlayan ampulleri değiştiremedim hâlâ. Ama ben değişiyorum, dönüşüyorum, öğreniyorum, unutuyorum, hatırlıyorum, deviniyorum, kanıyorum; kanım mavi değil, canım kıymetsiz değil. Kırmızı rujumun arkasında biraz gülümseme, biraz küfür var. Kadınım ben. Çiçeksem kayayı delen bir çiçeğim. Cennetse ayağımın altındaki, cehennemiyse kendim yarattığım cehennemdir. Kadınım ben. Hayat emzirirken yılmış bir memeysem, bir isyan bayrağıyım da. Ağlama duvarıysam, bir şölen alayıyım da. Mizojiniye pabuç bırakmam, toksik erkeklik putlarını devirdiğimde inadım göğüs kafesimden fışkırır. Külkedisi gibi cam ayakkabı beklemem, Rapunzel gibi saçımı süpürge etmem. Ben oyunbozan bir kadınım. Ben itirazı olan bir kadınım. Erkekliği maçoluk sananlara, kadınlığı muhtaçlık sananlara, nezaketi zayıflık sananlara, iyiliği enayilik sananlara, zenginliği banka hesabı sananlara, unutmayı affetmek sananlara, sevmeyi sahip olmak sananlara, cüreti cesaret sananlara, ahlaklılığı erdem sananlara, sabrımızı sonsuz sananlara itirazım var.
Sayfa 88
Alıntı
Şok Doktrini ve Rıza Üretimi
Şok Doktrini: Türkiye’de korkunun sıradanlaştırılması Naomi Klein’in Şok Doktrini tam olarak şunu anlatır: Krizler bazen “olmaz”, bazen yaratılır. Ama neredeyse her zaman kullanılır. Toplum büyük bir sarsıntı yaşadığında — deprem, terör, ekonomik çöküş, “güvenlik” söylemi — korku ve belirsizlik içinde düşünme refleksi zayıflar. İşte tam o anda, normal koşullarda kabul edilmeyecek uygulamalar “çözüm” diye sunulur. Özgürlükler askıya alınır, baskı olağanlaşır, itiraz “tehlike” ilan edilir. Türkiye’de bugün yaşadığımız şey, tekil olaylar değil. Hukuksuz tutuklamalar, gözaltı görüntülerinin özellikle servis edilmesi, davaların medyada önceden “hükme bağlanması”… Bunlar rastlantı değil. Şok doktrininin medya ve algı ayağı. Noam Chomsky’nin dediği gibi mesele sadece baskı değil, rıza üretimi. Toplum sürekli yeni bir “iç düşman”, yeni bir kriz dalgasıyla meşgul edilirken; ekonomik çöküş, işsizlik, adaletsizlik arka plana itilir. Korku, bir yönetim biçimine dönüşür. En tehlikelisi ne biliyor musunuz? Korkunun normalleşmesi. İnsanlar “alıştığında” değil, artık “kaçınılmaz” gördüğünde. Ama tarih şunu da söylüyor: Korku her zaman itaat üretmez. Belirli bir eşiği aştığında insanlar ya tamamen içine kapanır ya da direnmeye başlar.
Sayfa 247
Düşünce
Biliyorum ki yalnız değilim.
Enflasyon, stagflasyon, stagnasyon, shrinkflasyon, skimpflasyon, yangınlar, yasaklar, yavaş yavaş değil hızla dibe vuran toplumsal ahlak… Kadına şiddetle mücadele et, çocuğa şiddetle mücadele et, hayvana şiddetle mücadele et… Seçip meclise yolladığımız vekile şiddetle bile mücadele eder olduk. Biz, yani çakarlı aracı, dokunulmazlığı olmayan sıradan ölümlüler. Ne ara çalışacağız, üreteceğiz, ne ara yaşayacağız biz? Yağmur yağsa sel olabilir, hava çok ısınsa yangın çıkabilir, deprem olsa şehir komple çöpebilir, birini insanca uyarsan cinnet geçirip karnını deşebilir, fikrini ifade eden gözaltına alınabilir… Devasa bir kaygı yumağında yaşıyoruz. “Bunu ne hayal ettik, ne de hak ettik,” dedim geçenlerde. Pek çok insan itiraz etti. “Hak ettik,” dediler. Reddediyorum. Hak etmedim. Kendimi bildim bileli aktif vatandaş oldum, vergimi verdim, oyumu kullandım, sivil toplumda gönüllü oldum, kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih ettim, dezavantaj yaşayacağımı bildiğim hallerde dahi doğru bildiğimi söylemeyi bırakmadım, zalimin talim ettiği yola da kula da minnet eylemedim, çalmadım, ülkemin ve dünyanın kaynaklarını hor kullanmadım, doğaya, insana, hayvana zulmetmedim. Ve biliyorum ki yalnız değilim.
Sayfa 31
Alıntı
İnsan
“İnsan onarmadığı her zafiyla, öğrenmediği her aptallığıyla, güçlendirmediği her zayıflığıyla, gerçekliği reddettiği her kendini kandırmasıyla hayal kırıklığına giden yolun taşlarını bir bir döşer. Sonrasında ya öğrenir ya da bir suçlu arar durur.”
Sayfa 184
Alıntı