.
İnternette bir zamanlar aylara Öztürkçe adlar konduğunu okumuştu. Ocak, gücük, yelin, açaray, gülay, bozaran... böyle gidiyordu adlar.
Ama tutmamıştı bu adlar. Kimse temmuza biçim, ağustosa derim, eylüle verim demek istememişti. Ama ekim tutmuştu, ocakla aralık da öyle.
Aylara Öztürkçe adlar aranırken çiftçilerin zamanı düşünülmüş olmalıydı, gelecek hiç gelmeyecekmiş gibi, robotlar çağı hiç yaşanmayacakmış gibi, topraklar ve sular zehirlenmeyecekmiş, zaten gaddar insanoğlu daha da gaddarlaşmayacakmış, dünyayı şehirler-metrolar-gökdelenler sarmayacakmış gibi zamanın toprağa bağlı olduğu, zamanı ancak doğanın belirleyeceği sanılmış olmalıydı. Ama öyle olmamıştı.
Zamanı doğa değil hızlı koşan hayat belirliyordu.
Hayat bazen zamanı bile geçiyordu, öyle hızlı bir koşmak içindeydi dünya.
Dünyanın böylesine hızlı nereye koştuğunu kimse bilmiyordu.