Hadi itiraf edin!
Hepiniz en az bir defa ölmeyi düşünmüşsünüzdür hayatta.
Kim bilir, belki buna kalkışan, kıyısından dönenler de vardır aranızda!
Geçenlerde bir haber gördüm, "Dünyanın en mutlu ülkesinde intiharlar neden artıyor?" Farklı zaman diliminde ise ülkemize dair bir haber gördüm: "İntihar oranlarında artış %50'lere dayandı."
Sahi, neden tutunamıyoruz hayata?
Çağın vebası oldu: "tutunamamak"
Dünyaya tutunamıyor insan!
Azizim, insan insana tutunamıyor!
Hep bir anlam eksikliği, anlam arayışı...
Cevap bulursa ne âlâ, peki ya bulamazsa?
Eserimizin başkahramanı Veronika isimli genç bir kız. Güzel bir hayatı var, istediklerine sahip, erkekler ile iyi birliktelikleri oluyor ama mutlu değil.
Bazen tüm koşullar uygunken bile mutlu olamıyor insan. Ya da mutluluğun ne olduğunu biz değil toplum standartları belirliyor. İyi bir işin varsa mutlu olmalısın, paran varsa mutlu olmalısın, toplum tarafından kabul görüyorsan mutlu olmalısın... Böylece biz değil toplum standartları mutlu oluyor. Mutluluk bir görev halini alıyor. Ve bir gün fark ediyorsun ki tüm bunlar seni gerçekten mutlu etmiyor.
“Yürü, gidiyoruz.
Deliler delice şeyler yaparlar.” (s. 191)
Delice şeyler neler biliyor musunuz? İçimizden geçen şeyler! Toplum yapmak istediklerimizi içimize hapsediyor! Ezilip gidiyor ruhumuz bu toplumsal normlar altında. Sokaklarda bağıramaz, her yerde gülüp eğlenemezsin! Sen kadınsın sevişirken zevk alamaz ya da bunu açığa vuramazsın! Sen bizim çocuğumuzsun iyiliğini istiyoruz ve şu mesleği yapmalısın! Kadınsın böyle giyinemez şu saatte sokağa çıkamazsın! Okumazsan adam olamazsın! Tüm bunlar mı sağlıklı bir hayatın göstergesi! Öyleyse hepimiz birer deli olalım, tüm bunlara katlanmaktansa... Zaten olmasak da kabul görmeyecek ve buna itileceğiz!
"Yaşamımı bütünüyle değiştirmek