Çoğu zaman farkında olmadan yuvam, doğal ortamım orasıymış gibi bir kitapçıya girerken buluyorum kendimi. Kitap raflarına sevimli bir huzursuzluğun son demleriyle bakarken; 'Allahtan kitaplar, rüyalar, şarkılar, filmler var; yoksa çıldırırdım.' diye geçiriyorum içimden.
Herkesin eğlendiği meşgalelere karşı alaka duymamak... Kitapların içinde sıkışıp kalmak... Güzel, zengin kızla yakışıklı ve bir o kadar gururlu fakir oğlanın eksik olmadığı televizyona, dondurma tanıtırken kadın pazarlayan reklamlara, kitleleri uyuşturan futbola, insanları aptallaştıran popüler kültür zırvalıklarına, vıcık vıcık yaşanan aşklara, sistemin koyunlarının tapındığı siyasi putlara, milyon dolarlarla oynayıp Müslümanlara kanaat etmeyi öğreten din hocalarına, sanatı bir klozet markası sanan cahil insanlara bir saniye dahi olsa tahammül edememek... Yani dünyanın neredeyse yüzde doksanına hakim olan her şeye...
İşte uyumak, hiç uyanmamak isteyişimin sebebi de buydu sanırım; yaşamla aramda yıllardır süregelen onulmaz bir savaş vardı ve ağır kayıplar veren taraf bendim.