Allah duaları kabul edendir. Allah kalplerde gizli olanı bilendir. Her şeyin gönlümüzce olmasını istediğimiz zaman bu dua kabul olunuyor. Allah kalplerde gizli olanı bildiği ve gönlünce gerçekleşen hep bu gizli istek olduğu için sonuç insanların bilgileri bakımından gözler önüne şaşırtıcı, giderek çok büyük rahatsızlık verici manzaralar getiriyor. Bizler o yönde dua etmekten geri durmadığımız için Allah her şeyi gönlümüzce olduruyor;ama bizim gönlümüz ne alemde? Gönlümüzün şerri değil hayrı istediğinden ne derecede emin olabiliriz? Olamıyorsak, ilk isteyeceğimiz hayrı ve şerri tefrik edebilecek bir gönül olmalı değil miydi? Neden her şeyin gönlümüzce olmasını istiyoruz da istemesini bilen bir gönlümüzün olmasını istemiyoruz?
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden Necip Fazıl Kısakürek
Alacakaranlık kelimesi yalnız şafak öncesini değil, aynı zamanda güneşin ufukta henüz kaybolduğu durumu da anlatıyor. Alacakaranlıktayız diyorsak, doğacak günden önce, batmış olan güneşten sonra bulunduğumuzu söylemiş oluyoruz.
Bir alacakaranlık içinde geçiyor hayatımız. Bizden öncekilerin hayatı da belki hep alacakaranlık içinde geçti. İnsan olarak yerimiz burası bizim: Işığı farkedecek kadar karanlıkta ve karanlığı tanıyacak kadar aydınlık içindeyiz. Hayatımız için gerekli ışığı bize getirecek olanlar, hayatımızı kaplayan karanlığın farkında olanlardır. Bu yüzden insanoğlunun hayatını nelerin kararttığını bilmeyenlerin insanlık için bir aydınlık sağlayacağını beklememiz boşuna.
İnatçı bir mahluk insan; bir bakış açısına takılmaya görsün, kendini haklılaştıracak sebepleri, anlatım yollarını bulmakta gecikmiyor. Biz insanlar önceden görmek istediğimizi sonradan görmekte gecikmiyoruz. İnsanın ne olduğu konusunda da önce bir karar veriyor ve inatçılığımız sayesinde insanı kararımıza uygun hale sokabiliyoruz. Ama var mı bu insan sahiden? Varsa nedir onun kimliği?