"sadece mücerret hakikati araştırmakla yetinmem.
tarihin sırlarını da kurcalarım. peşin hükümlerden
mümkün mertebe kaçınmaya çalışırım. sözlerin ve
olayların sadece dış anlam ve yorumlarına takılıp kalmamaya bakarım. iyi yanları seçip kabul ederim. kayıtsız şartsız kabul veya kayıtsız şartsız kınamayı değil, inceleme, deneme, düşünme, karşılaştırma yollarıyla değerlendirmeyi şiar bilirim. aşırılığın iki cinsinden de mümkün olduğu kadar kaçınma ihtiyacını ve şuurunu boyuna aşılamaya çalışmak gereğinin hayatî önemini unutmam. doğuyla batıyı değerlendirirken de aynı ruh hakim olacaktır bana. kendimi mutlaka doğulu, ya da şimdi birçoklarının gereksiz olarak yaptığı gibi batılı saymam. bunların çok genel kavramlar ve mizaç çizgileri olduğu inancı ile değerlendirmeye çalışırım onları."
kalpleri arzularla doludur, hala tutulmuş oldukları ''kudurganlıklarını'' yatıştırmaktan başka bir şey düşünmezler, kendilerini helak eden ateşi para karşılığında söndürmeye gayret edecek yeni bir Phaon'u her tarafta ararlar. durmadan süslenmekle meşgul olduklarından, yüzlerini düzgünce sıvarlar; günün bir kısmını ayna önünde geçirir, yılların doğaya yaptığı gizli hareketleri, her türlü araçla gizlemeye çalışırlar. kah gevşek ve iğrenç memelerini gösterirler, kah titrek ve kırık sesleriyle havlayarak, aşıklarının dinçliğini uyandırmaya çalışırlar. içerler, genç kızlarla dans eder ve onlar gibi aşıklarına aşk mektupları yazarlar.
doğanın sesine sağır olan böyle bir kimsenin kalbine -bu kalp en sert kayadan olsa bile- sevgi, merhamet, iyilik duygularının hiçbir etkisi olmayacaktır.
insan kendinden nefret ederse, birini sevebilir mi? kendi kalbi ile barışık olmazsa başkalarıyla iyi geçinebilir mi? kendi varlığından canı sıkkın ve yorgun ise topluluğa hoşluk getirebilir mi? bu soruların hepsine evetle cevap vermek için, deliliğin kendinden daha deli olmak lazımdır.