“Zili Kurt” hikâyesi, kendi anlatımıyla, şudur:
“Doğu Anadolu’da koyun sürülerine, koyun damlarına kışın acıkan kurtlar girer, koyunlara saldırırlar, bir koyunu alıp götürmezler, bütün bir sürüyü ısırırlar, yaralarlar, parçalarlar kaçarlar. Kurdun dişleriyle yaralanmış koyunlar iflah olmaz, ölürlermiş enin de sonunda. İşte böyle köye kurt girdiğinin sabahı köylüler atlanırlar, kurtların ardına düşerlermiş. Kurdu, kurtları yakalayınca fiske bile vurmazlar, sağlam bir zincirle, kopmaz kirişle kurtların boğazına birer zil takar onları bırakırlarmış. Kurtlar kurda kuşa, hiçbir canlıya, koyuna keçiye, eşeğe, danaya, hiçbir yaratığa yaklaşamazlar, açlarından ölürlermiş.”
Kıssadan hisse:
“İşte Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bu kurt metodunu köylülerden öğrenmiş, her hoşuna gitmeyen insanın boynuna bir zil takıp bırakıyordu bozkıra. Gençliğimde boynumda hep zil oldu. Arkadaşlarımın da. İşte yazılacak roman budur.”